Skip to content

26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Bu hafta Türkiye N.Ç. davasıyla sarsıldı. N.Ç. 13 yaşında 26 yetişkinin cinsel istismarına maruz kaldı, mahkeme N.Ç.’nin kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğine karar verdi ve bunu hafifletici sebep olarak kullandı. Şimdi, bu kararın yarattığı infial ile faillere verilecek cezaları artıracak bazı kanun değişiklikleri tartışılıyor. Oysa çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarının biçimi ve sıklığı, bu sorunun sadece bir kanuni eksiklik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. İçlerinde okul yöneticisi, kamu çalışanı da olan 26 yetişkinin de bulunduğu cinsel istismar olayının yarattığı infiali, bu olaya karışan kişilere ağır cezalar vererek gidermek mümkün mü? Elbette, bu tür eylemlere karışan kişiler ağır cezalarla cezalandırılmalı. Ancak tekrarını önlemenin yolu da, cezaların etkili biçimde uygulanmasını sağlamanın yolu da toplumda çocuk istismarı konusunda ortak bir duyarlılık yaratmakla mümkün. Bunun da yolu çocuk istismarına duyarlı, dolayısıyla çocuğu ihmal ve istismardan korumaya yönelik hizmetlere öncelik veren bir devlet yönetimidir. continue reading…

5253 Dernekler Kanununa uygun olarak 05 Ekim 2011 tarihinde kuruldu. Derneğimiz Özel Eğitim Uzmanı, Sosyolog, Psikolojik Danışman, İlahiyat, Doktor, Psikolog, Avukat, Eğitimci ve Sosyal Hizmet Uzmanından oluşan ailelere yönelik hizmetlerde görevli ve akademisyen on yedi uzmanın bir araya gelmesi ile kurulmuştur.

 

Derneğin Vizyonu

Toplumumuzda sağlıklı, mutlu ve eğitimli aileler oluşmasına eşler arası ilişkiler,  ebeveynlerin çocukları ve toplumla ile ilişkilerini geliştirmeleriyle kent yaşantısına uyumlu bir yaşam sürdürmelerine katkıda bulunmaktır. continue reading…

Suudi Kralı kendi topraklarında 21. yüzyılda kadınlara yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını tanıdı. Muhafazakâr bir toplumda kadınların siyasi farkındalığının önü açılmış gibi görünse de kadının araç sürmesi yasak olduğu gibi ülke dışında çalışmaya gitmesi, seyahat etmesi için bir erkek akrabasının kararı gerekmektedir. Arap muhafazakârlığının gelip durduğu demokratik sınır kapısından başka bir coğrafyaya, Türkiye’ye yüzümüzü dönelim. Ülkemizde kadın, toplumsal pratik içerisinde belirli bir sosyal yer işgal ededursun, içinde bulunduğumuz yılda, yalnızca bir bayan valimiz var. Hemen hemen hergün haber kanallarına şiddet sonucu ölen ya da yaralanan kadınların yaşam öyküleri yansıyor. Erkek egemen dünyanın kadın varlığı için biçilmiş farklı kabulleri ülkeden ülkeye değişse de sorun özünde aynı. Kadına karşı ayrımcılık ve şiddet bütün yeryüzünün yaşadığı bir olgu. Yani kadın erkek tarafından eziliyor! continue reading…

Aile bir toplumun temel toplumsal kurumlarından biridir. Toplumu ayakta tutan temel öğelerdendir. Saygı sevgi, dayanışma, himaye ve ahlaki değerler ailenin geleneksel dayanaklarını meydana getirir. Aile biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün sürekliliğini sağlayan toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal yönleri bulunan toplumsal bir birimdir. Ailenin sosyal örgütlenmenin temel birimlerinden biri hatta toplumun temel yapısı olduğu gerçektir. continue reading…

2011′e gelindiğinde kadına yönelik ölümle sonuçlanan şiddet olaylarında büyük bir artış olduğunu görüyoruz. Basına yansıyan olaylarda ya kadınların öldürüldüğünü ya da şiddet sonucunda mağdur edildiğine tanık oluyoruz. Dünyanın gelişmemiş birçok bölgesinde kadına yönelik şiddet yaygın bir olguyken, sosyal politikanın çaresiz kaldığı, küçük yaşta evlilikler ve çocuk gelinler ise dramatik bir sosyal sorun olmayı sürdürüyor. Dünyanın diğer ülkeleri bir yana Türkiye’de de trajik olan, kadına yönelik insan hakları ihlallerinin sistematik olduğu gerçekliğidir. Biliyoruz ki kadının insan hakları ihlalleri arasında; kadını sosyal, ekonomik, siyasal, hukuki, fiziksel, duygusal, kültürel yönleriyle etkileyen olayların başında şiddet gelmektedir. Araştırma bulgularının geneli şiddetin aile içinden ve yakın sosyal çevreden kaynaklandığı yönündedir. Namus cinayetleri ya da intihara sürükleme bu belirlemeye bir örnektir. Adalet Bakanlığı ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporuna göre Türkiye’de 2002-2011 tarihleri arasında 4410 kadın katledilmiştir. Bu sayının bir kısmını namus adına işlenen cinayetler oluşturmaktadır. continue reading…

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet yüksek okulunda son sınıf öğrencisiyken Devlet Bakanı Türkan Akyol döneminde gündeme gelen kadın bakanlığı ilgili  “Kadın ve Aile Dergisi”nde “kadın bakanlığı ama nasıl?” başlığı ile yazı yazarak okurla düşüncelerimi paylaşmıştım. Yıllar geçmesine rağmen çocuk, kadın ve aile ile ilgili icracı bir bakanlık kurulamamış, surunlar devlet bakanlığına bağlı kuruluşlar üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. İcracı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 Haziran 2011 tarihinde kanun hükmünde kararname ile  “aile” ismiyle bakanlık kurulmuştur. Bireyi, çocuğu ve kadını aile sistemi içersinde birbirinden ayırmadan bütünlük içersinde ele alarak bakanlığa “aile” isminin verilmesinin uygun bir karar olmuştur. continue reading…

Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar. Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir. Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar. Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve uyum bozucu şemalar için kullanılır. Mesela çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk kendisiyle ilgili bir kusurluluk algısı geliştirebilir ve yetişkinliğinde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir. continue reading…

Kadına yönelik şiddet temel düzeyde insan hakları sorunudur. Erkeğin otoritesini mutlaklaştırarak, aile içersinde mutlak iktidar ve mutlak kötülük üretmesidir. Aile içersinde erkek, eşi ve çocuklarının kendisine mutlak itaatle yükümlü öteki bireyler olarak görür. Kendini merkeze alarak diğerlerini ötekileştirir ve dışlar. Kadına yönelik şiddet, erkeğin otoritesinin zafiyete uğratılması neticesinde gücünü koruma ve gösterme davranışı olarak ortaya çıkar. Kadına yönelik şiddet sadece ülkemizde artan bir eğilim değildir. Gelişmiş toplumlarda hızlı artış eğilimi göstermektedir. Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporu’na göre (2009), evli kadınların %11-29′u eşinden ağır derecede fiziksel şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Eşinden şiddet gören her 2 kadından biri (doğuda her 3 kadından ikisi), gördüğü şiddetle tek başına mücadele etmek durumunda olduğunu belirtmektedir. Bu hizmetlerin yetersiz ve etkisiz olduğunu göstermektedir. continue reading…

Çocuk gelişiminde çocuğun ileriki yaşlarda zorluk yaşamaması için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Çocuğun gelişiminde en temel sorumluluk ebeveynleridir. Ana-baba çocuğu ile gelişiminde sağlıklı rol ve model olarak sorumluluğunu ortaya koyar. Aile içersinde eşler arası ilişkilerde, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde açık, birbirleri anlamaya dönük, bireysel hak ve sınırlara saygıya dayalı ilişki sistemi kurulmalıdır. Bireylerin karar alma süreçlerine katılarak yer aldığı, her bir üyenin sesini birbirine duyurabildiği ve kendisinin anlaşılmış hissettiği bir aile sisteminde çocuk sağlıklı gelişir. Böyle bir aile sisteminde kişilik, duygusal ve sosyal gelişimini tamamlamış çocuk bağımsız, özgüveni gelişimi oluşturmuş, kendi sınırlarını belirleyerek toplumsal hayat içersinde kendisiyle barışık bir birey olarak geleceğe hazırlayabilir. continue reading…

Ülkemizde ve içinde yaşadığımız şehirde göç hareketliliğine bağlı olarak yeni yerleşim yerleri kurulmakta, mahalleler sitelere dönüşmektedir. Değişim, sosyal bir olgu olarak insan için kaygı, endişe ve kriz faktörüdür eğer sağlıklı yönetilemezse çatışmaya dönüşür. Özellikle İstanbul hızlı gelişimin yaşandığı toplumsal yapının sürekli değiştiği, mahallelerin yerleşim özelliklerini yitirerek insanların kendilerini güvenli, temiz, düzenli yerleşim bölgeleri olan siteleri tercih ettiklerini görüyoruz. Siteler ülkemizin kültürel, etnik ve yaşam biçimi farklı bölge insanlarından oluşmakta, toplumsal yaşamda sosyolojik bir değişimi beraberinde getirmektedir. Sitelerde birbirini tanımayan, yeni yaşam kültürü oluşturan bireyler olarak; “ailelerimizden komşularımıza, grup içi ilişkilerden topluma, cemaatten cemiyete doğru yeni bir hayat kültürü üretebilmeliyiz.” Böylece yaşamımızı daha anlamlı kılabilmeliyiz. continue reading…