Günümüzde hızlı toplumsal değişim yaşanmaktadır. Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Toplumsal yozlaşma, kendine yabancı kitleler oluşturmakta, bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı” ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur.
Ülkemizde meydana gelen toplumsal değişmeye paralel, iç göçle birlikte oluşan yeni çarpık şehir merkezleri beraberinde aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma kadın ve koca arasındaki rol paylaşımını değiştirmiş ilişkilerde yaşanan çatışmalar yönetilmediği için krize dönüşerek aileler parçalanmıştır.
Ailelerin yapısal sorunlarında en çok çocuklar etkilenerek çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmaması gerekli ilgi sevgi ve şefkat gösterilmemesinin yanı sıra fena muamele, fiziksel ve cinsel istismar çocuklara yönelik şiddet kapsamında yer alır.
Şiddet ortamında yaşayan çocuk, şiddet davranışını taklit yoluyla ebeveynlerinde görerek iletişim tarzına dönüştürerek, akranları ile ilişki biçimini oluşturur. Ebeveynlerin şiddetli tutumlarını, çocuk akranlarına yansıtır. Şiddet, kocanın kadını küçümsemesi, özgüvenini yitirmesine yol açması, aşağılayıcı sözler söylemesi, kadını çocukları konusunda kendini suçlu hissetmesine yol açması, dayak yâda ölümle tehdit etme, terk etme tehdidi aile ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek şeklinde erkekten kadına yönelik şiddet gözlenebilir.
Aile içinde iletişimin olumlu yönde gelişmesi ve güçlenmesi için aile kurumunu oluşturan bireylerin birbirinin bütün içindeki yerini ve değerini bilmelidir
Aile bireyleri karşılıklı ilgi sevgi şefkat ve güvene dayalı ilişkiler oluşturmak ve güçlendirmek durumundadırlar ancak aile üyeleri kendi güçlerini aşan durumlarda dışarıdan profesyonel yardıma ve desteğe ihtiyaçları vardır.
Ailenin sağlıklı işlemesi genel düzenin ve istikrarın güvencesidir sağlıklı ve güvenli bir milletin insan aile ve toplum tasavvuru olmalıdır Her şeyden önce sağlıklı nesiller yetiştirme sorumluluğu ana-babanın dır. Ana-babalar çocuklarıyla model ilişki içinde olduklarının bilinci içersinde davranışlarını yeniden sorgulamalıdırlar. Çocukları tanımak, psiko-sosyal gelişim özelliklerini bilmek, gelişim sürecinde meydana gelen değişimi izleyebilmek ebeveynlerin en temel sorumluluğudur. Böylece çocuklarımızın kişilik gelişimini destekleyici, geliştirici rehberlik rolümüzü de verimli bir şekilde yerine getirebiliriz.
Çocuğun kişiliği, içinde yaşadığı toplumla sıkı ilişkileri ve çok kuvvetli duygusallıklar sonrasında şekillenir. Aile üyelerinin nesiller boyu aktararak getirdiği duygu, düşünce ve davranış özellikleri çocuğun değerlerini oluşturarak kişilik gelişiminin niteliğini ve özelliğini belirler. Ebeveynlerin gerek kendi aralarında gerekse çocuklarıyla karşılıklı kurduğu iletişim biçimi, çocuğun gelecekte tutum ve davranışlarını belirlemektedir. Çocuğun gelecekte edineceği ana ya da baba rolünün temelleri ebeveynleri ile olan ilişkileriyle atılır. Kişilik zamanla olgunlaşır, önceleri duygu ve heyecanlarını denetleyemeyen çocuk büyüdükçe bu duyguların nasıl denetleneceğini öğrenir. Ailenin sosyal-ekonomik düzeyi, kültürel durumu, arkadaş ve okul çevresi çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynar. Kişiliğin kazanılmasında sosyal ve çevresel faktörlerin rolü büyüktür..
Ülkemizde farklı yerlerdeki farklı okullarda farklı şiddet türleri uygulanmaktadır. Öğrencilerin, öğretmenlerin şiddet algılamaları ve tepkileri aynı değildir. Bir öğrenciye kötü isim takma, çok derin izler bırakabilirken; aynı şiddet türü başka bir öğrencide çok fazla bir etki bırakmayabilir. Örneğin, ailesinde sürekli şiddet olaylarına tanıklık eden bir öğrencinin şiddet uygulaması veya şiddete maruz kalması kendisi için sıradan bir durum olabilir. Başka bir öğrenciye yapılan sözlü veya fiziksel bir saldırının izi, öğrencinin yaşamı boyunca devam edebilir. Bu nedenle şiddetin türleri, şekli, derecesi hakkında ayrım yapılmamalıdır. Şiddet, büyük, küçük, zararlı, zararsız diye kategorileştirilemez. Her türlü şiddet, kabul edilemez bir davranıştır. Artık çocuklarımıza ve sorunlarına ne kadar sahip çıktığımızı kendimize soralım. Toplum olarak belkide en büyük suçumuz geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin sorunlarını hep bir başkalarının çözmesini beklemek. Okullar suçu ailelerde ararken aileler okullarda arıyor. Belkide hiç birimiz kendi çocuğumuzun hatalarını kabul etmiyoruz. Hatalı davranışlarını hep arkadaşlarından öğrendiğini, komşu çocuğunun kendi evladımıza kötü örnek olduğun varsayıp susuyoruz.
Artık susmayalım gelin kendi çocuklarımız için, yarınlarımız için işbirliği yapalım. “Şiddete HAYIR” diyelim…
Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı
Comments