Skip to content

Archive

Category: Aile Ruh Sağlığı

İçinden geçtiğimiz süreçte insanlar arası iletişim ve uyum sorunlarının temelinde bireyin kendi benlik algısı ve ego çatışmalarda faktördür. Ego; ben, benlik, kendilik demektir. Ego insanın hem özne boyutunu tanımlayan irade, bilinç ve vicdanı hem de onun nesne boyutunu tanımlayan, dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını, içsel enerji kaynaklarını içine alan çok boyutlu bir yapıdır. Ego, hem öznel hem de toplumsal yaşamında bireyin kendini tanımlayıp ve koruyabileceği içsel olarak işleyen bir referans noktası oluşturur. İnsan benliğinin bir bileşeni olan ego psiko-sosyol, kültürel etkilerle şekillenen benlik katmanıdır.

Narsisizm Nedir, Narsist Kimdir?

Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Birey kendisi dışında hiçbir varlığa güvenmemesi, kendisini hayatın merkezine alarak karşısındaki bireyleri ötekileştirmesiyle insanların sadece sağladıkları faydalar için önemli olduğunu düşünür. Şüphecilik, kuşkuculuk ve güvensizlik duygusu içerisinde tehdit ve saldırgan yaklaşımlarda bulunursa insan hak ve değerlerini tehdit eder. continue reading…

8 Mart dünya kadınlar günü ancak kadına yönelik şiddet hızla artışını önleyemiyoruz. Ülkemizde her üç kadından birisi erkeklerin duygusal, sözel veya fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Her türlü önleme ve koruma çabalarına rağmen kadınlar, kocalarının cinayetlerine kurban oluyor.

Erkek kendini merkeze alıp kadını ötekileştiriyor!

Gelişim döneminde ebeveynlerin şiddetine maruz kalan çocuk, yetişkinlerin davranış kalıplarını gözlemleyerek içselleştirmesi ve taklit yoluyla öğrenmesiyle şiddeti içselleştirir. Sürekli şiddet görerek yetişen çocuk, şiddeti normalize eder. İletişim yöntemi olarak kullanır.

Sağlıksız iletişim kültürünün dışavurumu şiddettir. Bilinç dışı davranış olarak sergilenir.

Koca aile içerisinde eşi ve çocuklarının kendisine mutlak itaatle yükümlü öteki bireyler olarak görür. Kendini merkeze alarak diğer aile üyelerini ötekileştirir. Böylece mutlak iktidar üreterek ilişkiyi güç merkezli inşa eder. Kadına yönelik şiddet, erkeğin otoritesinin zafiyete uğratılması neticesinde gücünü koruma ve gösterme davranışı olarak ortaya çıkar. Eşine nasıl zarar verdiğinin farkında bile değildir. continue reading…

2-3 Kasım 2013 tarihlerinde İstanbul’da “Aile değerlerinin korunması-yükseltilmesi” koordinasyon ve ortak çalışmanın Rolü başlığı altında gerçekleştirilen çalıştaya , kadın ve aile sahasında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları , müesseseler ve alanında uzman bir çok akademisyen iştirak etti.Bu değerli buluşmada istişare edilen konularla ilgili önemli tavsiyeler ve öneriler alındı: Ailenin varlığını tehdit eden oluşumlar ve tehlikeler: Medya, uluslar arası anlaşmalar, farklı müesseseler arasında bilinçli olarak yürütülen –olumsuz propaganda- içeren programlar, semineler, konferanslar hakkında kamuoyunu bilinçlendirmek ve toplumu duyarlı hale getirmek.

Katılımcı kuruluşlar arasında, aile değerlerine hizmet eden, alternatif eğitimsel hizmetler oluşturmak, sıkı bir iletişim ağı tesis etmek, koordinasyon mekanizmaları kurmak.

Sosyal medya ve diğer alanlarda düzenlenen  ”Aile Projeleri”ne finanse edilmek üzere özel bir fon oluşturmak. Bu fon: Gönüllü yardımseverler ve resmi kanallar tarafından aile sorunlarının hizmetinde kullanılmak üzere oluşturulacaktır.( Zekat sandığı, sadaka sandığı gibi)

Aile sorunlarıyla alakalı , ortak önemi bulunan konuların, sosyal medya ve internet siteleri aracılığıyla, aktif bir sosyal ağ inşa ederek bu ağın kullanıcılar tarafından yoğun bir şekilde takip edilmesini sağlamak. Öneğin, Uluslar arası Kadın ve Aile Platformu sitesi gibi. continue reading…

Madde kullanımı ve bağımlılığı, bireyin kimyasallarla (bir kısmı tıp içi bir kısmı da tıp dışında kullanılan maddeler) kurduğu ilişkide özdenetim ve özerkliğini kaybetmesi, özgür olamama ve özgüllüğün ortadan kalkmasıyla gelişen çok boyutlu ve çok yönlü sorunsaldır. Bu kimyasalların ortak yönü beyin ve bağlantılı sistemleri etkilemesi, yaşam için gerekli olmaması ve sahte bir iyi oluş hali yaratmasıdır (Doğan, 2000, s. 139).  Günümüzün önemli sorunlarından biri olan alkol ve alkol dışı madde bağımlılığı sorunu yalnız bireyi değil, bireyin içinde bulunduğu aileyi de etkilemektedir. Bağımlılık tedavisinde kısa bir süre öncesine kadar bağımlı birey odak alınmaktaydı ve bağımlı bireylerin yakınları önemsenmemekteydi.  Alkol bağımlısı birey, özellikle de erkek olan bağımlı birey yıllar boyunca araştırmaların ve tedavilerin neredeyse tümünde en büyük dikkati üzerinde toplamıştı. Alkol bağımlısı birey üzerinde olan bu odaklanma 1950’li ve 1960’lı yıllarda Joan Jackson’un çalışmalarıyla değişikliğe uğradı.  Jackson’un çalışmaları ile alkol bağımlılarının eşleri ve akrabaları için kurulan adsız alkoliklerin (AA) özerk kolu olan Al-Anon’un doğması ve büyümesi bir paralellik gösteriyordu.  Jackson’un çalışmaları temel odaklanmayı bütün aile üyelerini ve ilişkisel bir bakış açısını da içerecek şekilde genişleterek bağımlılığı ele alışı çarpıcı bir biçimde değiştirmiştir (Brown ve Lewis, 2008, s.279-280). continue reading…

Medya, her geçen gün “Bir kadın daha cinayete kurban gitti” diyor ve biz, bu kan dondurucu olayları duymuyoruz sanki… sadece sıradan bir haber şeridini daha geride bırakıyoruz. Gelin isterseniz Gölcük’te bir annenin bebeğini ölüme mahkûm etmek istemesi olayını düşünelim ilkin. Anneyi linç etmek istedik… Elbette aklın kabul edebileceği bir durum değil, yaşananlar. Fakat neden? Veya ‘niçin oldu bütün bunlar’ sorularını cevapsız bırakıyoruz… Annenin akıl veya ruh sağlığında sorun olup olmadığı bir tarafa, acaba müşahede ettiğimiz dramda toplumun etkisi yok mudur? Bu olayda, her şeyden önce, Batılılaşma hezeyanımızın bilançosunu görüyoruz. Onlar gibi, özgür olmalıydık… Evet, bu iyi bir şey değil miydi? Şüphesiz… Dahası gelecekti ve geldi… cinsel özgürlükde bize neden uymayacaktı? Pekâlâ uyardı. Uydu birçok bakımdan; ancak bu özgürlüğün, namus belasıyla başı hiç hoş olmadı. Çünkü bizim toplumumuzda, ilericisinden gericisine; sağından soluna varıncaya kadar çoğu kesim “namus” olgusunu önemser. Bireysel olarak “bu kurallar beni bağlamaz” diyebiliriz; ancak toplum varlığı olmaya devam edeceksek, bu itirazımız havada kalacaktır. Bizim kültürel dokumuzda, toplumun damgası, âdeta adaletin mührüyle yarışır durumdadır. continue reading…

Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Bireylerin gelişim, kişilik ve uyum sorunları beraberinde sosyal sorunlara neden olur. Sosyal sorunlar toplumsal/kültürel çatışma ve sosyal çözülmeye yol açarak bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı”  bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. (Kılıçarslan, 2010) İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aile içi çatışmalar artmış beraberinde boşanmalara yol açmıştır. continue reading…

Üsküdar Üniversitesi Şiddet ve Suçla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi (ŞİDAM) ve Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele (HEGEM) tarafından gerçekleştirilen “Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması”nın Marmara Bölgesi sonuçları açıklandı. 50bin lise öğrencisinin katıldığı anket sonuçlarına göre gençler hem evde hem de okulda şiddete maruz kalıyor. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da birbirlerine şiddet uyguluyorlar. Öğrencilerin henüz ilkokul sıralarındayken kavgaya karışma oranları yüzde 62. Öğrenim hayatı boyunca sıra dayağı cezasına çarptırılmış olanların oranı ise yüzde 63,69 olarak belirtiliyor. Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması’nın verileri, her iki lise öğrencisinden birinin okulda öğretmenleri veya okul yöneticisinin sözel şiddetine maruz kaldığını gösteriyor. Araştırmadaki çarpıcı bir başka bulgu da aile içinde de sözel şiddetin aynı oranda uygulanması. ŞİDAM araştırmasında sözel şiddet; ad takılması, alay edilme, iğneleyici söz söylenmesi, takılma, laf atılması, hakarete uğrama, küfür edilmesi, dedikodu yayılması, tehdit edilme, kızma ve benzeri davranışlar olarak adlandırılıyor. Buna göre anneleri tarafından sözel şiddete maruz kalan öğrencilerin oranı yüzde 56,65 iken, babaları tarafından sözel şiddete maruz kalanların oranı ise yüzde 47,05. continue reading…

HÜ Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Özcebe: “Dünyada her yıl, 18 yaş altı 16 milyon genç doğum yapmakta ve 3,2 milyon ise güvenli olmayan düşük ile sonuçlanmaktadır” ” Ülkemizde de ergenlik döneminde olan evliliklerin önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna ilişkin bulgular bulunmaktadır. “Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırmasına göre evli olan 15 19 yaş grubundaki kadınların yüzde 73,1′inin gebelik deneyimi ve yüzde 12,4′ünün isteyerek düşük öyküsü vardır” Dünyada her yıl, 18 yaş altı 16 milyon genç kadının doğum yaptığı ve 3,2 milyon ergen kadının gebeliğinin güvenli olmayan düşükle sonuçlandığı belirtildi. Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hilal Özcebe, Dünya Nüfus Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1987′den bu yana Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından 11 Temmuz’un Dünya Nüfus Günü olarak kabul edildiğini söyledi. Bu yıl ki temanın “Ergen gebelik” seçildiğini ifade eden Özcebe, çok genç yaşta yaşanan gebeliklerin hem psikolojik hem de fiziken sakıncalı sonuçlar oluşturabileceğini belirtti. continue reading…

Tükenmişlik sendromu sadece yoğun iş temposunda çalışanları tehdit eden bir durum mu? Çalışan kadınlarda sıklıkla ‘yetememekten’ yakınır. Bu da bir tür tükenmişlik sendromu mudur? Tükenmiş sendromu modern hayatın beraberinde getirdiği  kadın-erkek, eğitim düzeyi düşük-yüksek, çalışan ya da çalışmayan her farklı toplum kesim içine yer alan bir olgudur. Toplumsal değişimin meydana getirdiği kriz sürecinin yönetilememesi sonucu ortaya çıkan stres faktörlerine bağlıdır. Bireylerin eğitim düzeyinin yükselmesi, üretim araçlarında değişim kadının iş hayatına aktif katılmasına sağlamıştır. Ancak kadının aile içinde eş ve anne olmanın yanı sıra mesleki rol ve sorumlulukları yerine getirmede karşılaştığı güçlükler düşük ücret, çalışma koşullarındaki olumsuz faktörler, çocuklarına yeterli zaman ayıramaması, eşinden yeterince destek görmemesiyle beraber ekonomik ve sosyal sorunlar, kadının hayat içinde yaşam kalitesini düşürmüş ve tükenmişlik sendromuna yol açmıştır. continue reading…

5253 Dernekler Kanununa uygun olarak 05 Ekim 2011 tarihinde kurulan İstanbul Aile Araştırmaları Eğitimi ve Danışmanlığı Derneği (AİLEDER)  Uluslararası Aile Haftasında Salı Aileder eğitim programı katılımcılarına sertifikalarını verdi. 15 Mayıs Uluslararası Aile Günü, aile dinamiğini güçlendirmek ve aile’nin merkezde olduğu sorunlara dikkat çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenliyor. Bu etkinlikler kapsamında 6 aylık periyodik seminer dizisine katılan katılımcılara sertifikalarını vermek amacıyla AİLEDER 14 Mayıs günü etkinlik düzenledi. AİLEDER  toplumumuzda sağlıklı, mutlu, bilinçli aileler oluşmasına, yetişkinlerin çocukları, eşleri ve komşuları ile ilişkilerini geliştirmeleri mutlu ve kent yaşantısına uyumlu bir yaşam sürdürmelerine katkıda bulunmak amacıyla kurulan derneğimiz sağlıklı aile ve güvenli toplum yapısına katkı sumak amacıyla “Temel Düzeyde Aile Ruh Sağlığı Eğitim Programı” düzenlemiştir. continue reading…