Skip to content

Archive

Category: Aile Ruh Sağlığı

Merhabalar Fatih Bey, öncelikle Genç Psikologlar Derneği olarak bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler, sizi tanıyabilir miyiz acaba?

1969 Ankara ili Beypazarı ilçesinde doğdum. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Y.O. Sosyal Hizmet Uzmanı olarak mezun oldum. 1993 yılından itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı Bitlis Devlet Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi, Bakırköy Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde Amatem, Çematem, Nevroz, Psikoz, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Kliniklerinde sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştım. Bakırköy Sinir ve Ruh Hastalıkları Hastanesinde altı yıl başhekim yardımcısı olarak görev yaptım. Halen Amatem ve 16. Psikiyatri Kliniğinde sosyal hizmet uzmanı olarak kamu görevime devam etmekteyim. continue reading…

Aile şirketi; ailenin geçimini sağlamak ve/ya mirasın dağılmasını önlemek amacıyla kurulan, ailenin geçimini sağlayan kişi tarafından yönetilen, yönetim kademelerinin önemli bir bölümü aile üyelerince doldurulan, kararların alınmasında büyük ölçüde aile üyelerinin etkili olduğu ve aileden en az iki jenerasyonun kurumda istihdam edildiği şirkettir. Genellikle aileden en az iki nesil şirket yönetiminde bulunur. İşletme politikası aile çıkarlarını yansıtır. Aile bağları, çalışanların belirlenmesinde diğer etkenlerin yanında önceliklidir. Ailenin ismi ile şirketin ismi ve prestiji bağlantılıdır, şirketin iş hayatında yükselen konumu, ailenin de toplumdaki statüsünün yükselmesini sağlar. Aile bireylerinin şirketteki konumu, ailedeki konumu ile paralel gelişir. Şirket sahipleri, gelecekte miras olarak bırakacakları işletmelerinin, çocukları tarafından tanınıp sahiplenilmesini ve devam ettirilmesini isterler. Ailenin normları ve inançları şirket içinde geçerlidir. Bu tür şirketlerde güvenilir olmak her şeyin önünde geldiği için idari personel aileden seçilir. Şirket yönetiminde ve kontrolünde tek bir aile egemendir. Çünkü kilit noktalarda ve önemli pozisyonlarda kendi kontrolünün işletmeye hâkim olmasını ister. Bu özelliklerin ortak noktasında işletmenin önemli bir kısmının yönetiminde ve kontrolünde tek bir ailenin egemen olması yatar. continue reading…

Her ülke toplumunun temel taşı ailedir. Herkesin evinin önünü temizlemesi nasıl mahalleyi temiz kılarsa, her ailenin evlilik ve çocuk yetiştirme konusunda bilinçlenmesi de huzurlu bir toplumu oluşturur. Sokağa atılan veya kaçan her çocuk toplum için bir yaradır. Sokak çocuklarının bakımı, korunması işin sivrisinek öldürme girişimidir sadece, bataklığın kurutulması ise ancak ailelerin bilinçlenmesiyle, aile bireylerinin birbirlerine sağlam bağlarla bağlanmasıyla olur. Sokak çocuklarının sadece aile içi ilişkilerdeki sorunların birer neticeleri olduklarını, kendilerinin asla asıl sebep olmadıklarını göz ardı etmemeliyiz. Şu gerçeği de mutlaka fark etmeliyiz ki; bugün müsait ortam bulamadığı veya henüz cesaret edemediği için henüz sokağa kaçmamış binlerce çocuk, ailesinin huzursuz ortamında beklemekte olan birer potansiyel sokak çocuğu durumunda. Çocukları sokağa iten gerçek; sanıldığı gibi yokluk, yoksuluk, maddi yetersizlik değildir. Konuya bu açıdan bakanlar, maddiyatı başat faktör görenler aile bağının önemini anlayamamış kişiler olabilir ancak. continue reading…

Aile, her yönden etkileşim içerisinde olan yaşayan bir organizmadır. Nasıl ki bedenimizdeki bir sorun diğer organların ritmini, işleyişini ve fonksiyonelliğini etkilerse, ailede de durum aynıdır. Evliliğin ilk yıllarında, beklentilerin karşılanmaması durumunda yaşanan sarsıntı çiftler arasında düş kırıklığına neden olur.

Aile içi ilişkilerde uyum ve işbirliği sorunları, sevgiyi ve saygıyı ortadan kaldırır. Eşler arasında iletişim çatışmaları yaşanır. Değişim esnekliğini yitirmiş, anlamak yerine birbirleri üzerinde baskı kuran eşler, çatışmayı kronikleştirerek çözümü boşanmada bulurlar.

Evlilikler binde 6 azaldı, azaldı, boşanmalar binde 16 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2013 yılı verilerine göre; evlenen çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 0,6 azaldı, kaba evlenme hızı ise binde 7,89 olarak gerçekleşti. Boşanan çiftlerin sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 1,6 artarak 125 bin 305’e yükseldi. Kaba boşanma hızı ise binde 1,65 olarak gerçekleşti. Boşanmaların yüzde 43’ü ise evliliğin ilk 5 yılında görülüyor.

TÜİK, 2013 yılı evlenme istatistiklerini açıkladı. İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) 1. Düzey’e göre; 2013 yılında en yüksek kaba evlenme hızı binde 8,63 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görüldü. Bu bölgeyi binde 8,49 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ve binde 8,47 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesi izledi. En düşük kaba evlenme hızı ise binde 6,78 ile Doğu Karadeniz Bölgesi’nde görüldü. continue reading…

İçinden geçtiğimiz süreçte insanlar arası iletişim ve uyum sorunlarının temelinde bireyin kendi benlik algısı ve ego çatışmalarda faktördür. Ego; ben, benlik, kendilik demektir. Ego insanın hem özne boyutunu tanımlayan irade, bilinç ve vicdanı hem de onun nesne boyutunu tanımlayan, dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını, içsel enerji kaynaklarını içine alan çok boyutlu bir yapıdır. Ego, hem öznel hem de toplumsal yaşamında bireyin kendini tanımlayıp ve koruyabileceği içsel olarak işleyen bir referans noktası oluşturur. İnsan benliğinin bir bileşeni olan ego psiko-sosyol, kültürel etkilerle şekillenen benlik katmanıdır.

Narsisizm Nedir, Narsist Kimdir?

Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Birey kendisi dışında hiçbir varlığa güvenmemesi, kendisini hayatın merkezine alarak karşısındaki bireyleri ötekileştirmesiyle insanların sadece sağladıkları faydalar için önemli olduğunu düşünür. Şüphecilik, kuşkuculuk ve güvensizlik duygusu içerisinde tehdit ve saldırgan yaklaşımlarda bulunursa insan hak ve değerlerini tehdit eder. continue reading…

8 Mart dünya kadınlar günü ancak kadına yönelik şiddet hızla artışını önleyemiyoruz. Ülkemizde her üç kadından birisi erkeklerin duygusal, sözel veya fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Her türlü önleme ve koruma çabalarına rağmen kadınlar, kocalarının cinayetlerine kurban oluyor.

Erkek kendini merkeze alıp kadını ötekileştiriyor!

Gelişim döneminde ebeveynlerin şiddetine maruz kalan çocuk, yetişkinlerin davranış kalıplarını gözlemleyerek içselleştirmesi ve taklit yoluyla öğrenmesiyle şiddeti içselleştirir. Sürekli şiddet görerek yetişen çocuk, şiddeti normalize eder. İletişim yöntemi olarak kullanır.

Sağlıksız iletişim kültürünün dışavurumu şiddettir. Bilinç dışı davranış olarak sergilenir.

Koca aile içerisinde eşi ve çocuklarının kendisine mutlak itaatle yükümlü öteki bireyler olarak görür. Kendini merkeze alarak diğer aile üyelerini ötekileştirir. Böylece mutlak iktidar üreterek ilişkiyi güç merkezli inşa eder. Kadına yönelik şiddet, erkeğin otoritesinin zafiyete uğratılması neticesinde gücünü koruma ve gösterme davranışı olarak ortaya çıkar. Eşine nasıl zarar verdiğinin farkında bile değildir. continue reading…

2-3 Kasım 2013 tarihlerinde İstanbul’da “Aile değerlerinin korunması-yükseltilmesi” koordinasyon ve ortak çalışmanın Rolü başlığı altında gerçekleştirilen çalıştaya , kadın ve aile sahasında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları , müesseseler ve alanında uzman bir çok akademisyen iştirak etti.Bu değerli buluşmada istişare edilen konularla ilgili önemli tavsiyeler ve öneriler alındı: Ailenin varlığını tehdit eden oluşumlar ve tehlikeler: Medya, uluslar arası anlaşmalar, farklı müesseseler arasında bilinçli olarak yürütülen –olumsuz propaganda- içeren programlar, semineler, konferanslar hakkında kamuoyunu bilinçlendirmek ve toplumu duyarlı hale getirmek.

Katılımcı kuruluşlar arasında, aile değerlerine hizmet eden, alternatif eğitimsel hizmetler oluşturmak, sıkı bir iletişim ağı tesis etmek, koordinasyon mekanizmaları kurmak.

Sosyal medya ve diğer alanlarda düzenlenen  ”Aile Projeleri”ne finanse edilmek üzere özel bir fon oluşturmak. Bu fon: Gönüllü yardımseverler ve resmi kanallar tarafından aile sorunlarının hizmetinde kullanılmak üzere oluşturulacaktır.( Zekat sandığı, sadaka sandığı gibi)

Aile sorunlarıyla alakalı , ortak önemi bulunan konuların, sosyal medya ve internet siteleri aracılığıyla, aktif bir sosyal ağ inşa ederek bu ağın kullanıcılar tarafından yoğun bir şekilde takip edilmesini sağlamak. Öneğin, Uluslar arası Kadın ve Aile Platformu sitesi gibi. continue reading…

Madde kullanımı ve bağımlılığı, bireyin kimyasallarla (bir kısmı tıp içi bir kısmı da tıp dışında kullanılan maddeler) kurduğu ilişkide özdenetim ve özerkliğini kaybetmesi, özgür olamama ve özgüllüğün ortadan kalkmasıyla gelişen çok boyutlu ve çok yönlü sorunsaldır. Bu kimyasalların ortak yönü beyin ve bağlantılı sistemleri etkilemesi, yaşam için gerekli olmaması ve sahte bir iyi oluş hali yaratmasıdır (Doğan, 2000, s. 139).  Günümüzün önemli sorunlarından biri olan alkol ve alkol dışı madde bağımlılığı sorunu yalnız bireyi değil, bireyin içinde bulunduğu aileyi de etkilemektedir. Bağımlılık tedavisinde kısa bir süre öncesine kadar bağımlı birey odak alınmaktaydı ve bağımlı bireylerin yakınları önemsenmemekteydi.  Alkol bağımlısı birey, özellikle de erkek olan bağımlı birey yıllar boyunca araştırmaların ve tedavilerin neredeyse tümünde en büyük dikkati üzerinde toplamıştı. Alkol bağımlısı birey üzerinde olan bu odaklanma 1950’li ve 1960’lı yıllarda Joan Jackson’un çalışmalarıyla değişikliğe uğradı.  Jackson’un çalışmaları ile alkol bağımlılarının eşleri ve akrabaları için kurulan adsız alkoliklerin (AA) özerk kolu olan Al-Anon’un doğması ve büyümesi bir paralellik gösteriyordu.  Jackson’un çalışmaları temel odaklanmayı bütün aile üyelerini ve ilişkisel bir bakış açısını da içerecek şekilde genişleterek bağımlılığı ele alışı çarpıcı bir biçimde değiştirmiştir (Brown ve Lewis, 2008, s.279-280). continue reading…

Medya, her geçen gün “Bir kadın daha cinayete kurban gitti” diyor ve biz, bu kan dondurucu olayları duymuyoruz sanki… sadece sıradan bir haber şeridini daha geride bırakıyoruz. Gelin isterseniz Gölcük’te bir annenin bebeğini ölüme mahkûm etmek istemesi olayını düşünelim ilkin. Anneyi linç etmek istedik… Elbette aklın kabul edebileceği bir durum değil, yaşananlar. Fakat neden? Veya ‘niçin oldu bütün bunlar’ sorularını cevapsız bırakıyoruz… Annenin akıl veya ruh sağlığında sorun olup olmadığı bir tarafa, acaba müşahede ettiğimiz dramda toplumun etkisi yok mudur? Bu olayda, her şeyden önce, Batılılaşma hezeyanımızın bilançosunu görüyoruz. Onlar gibi, özgür olmalıydık… Evet, bu iyi bir şey değil miydi? Şüphesiz… Dahası gelecekti ve geldi… cinsel özgürlükde bize neden uymayacaktı? Pekâlâ uyardı. Uydu birçok bakımdan; ancak bu özgürlüğün, namus belasıyla başı hiç hoş olmadı. Çünkü bizim toplumumuzda, ilericisinden gericisine; sağından soluna varıncaya kadar çoğu kesim “namus” olgusunu önemser. Bireysel olarak “bu kurallar beni bağlamaz” diyebiliriz; ancak toplum varlığı olmaya devam edeceksek, bu itirazımız havada kalacaktır. Bizim kültürel dokumuzda, toplumun damgası, âdeta adaletin mührüyle yarışır durumdadır. continue reading…

Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Bireylerin gelişim, kişilik ve uyum sorunları beraberinde sosyal sorunlara neden olur. Sosyal sorunlar toplumsal/kültürel çatışma ve sosyal çözülmeye yol açarak bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı”  bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. (Kılıçarslan, 2010) İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aile içi çatışmalar artmış beraberinde boşanmalara yol açmıştır. continue reading…