Skip to content

Archive

Category: Aile Ruh Sağlığı

Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Bireylerin gelişim, kişilik ve uyum sorunları beraberinde sosyal sorunlara neden olur. Sosyal sorunlar toplumsal/kültürel çatışma ve sosyal çözülmeye yol açarak bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı”  bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. (Kılıçarslan, 2010) İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aile içi çatışmalar artmış beraberinde boşanmalara yol açmıştır. continue reading…

Üsküdar Üniversitesi Şiddet ve Suçla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi (ŞİDAM) ve Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele (HEGEM) tarafından gerçekleştirilen “Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması”nın Marmara Bölgesi sonuçları açıklandı. 50bin lise öğrencisinin katıldığı anket sonuçlarına göre gençler hem evde hem de okulda şiddete maruz kalıyor. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da birbirlerine şiddet uyguluyorlar. Öğrencilerin henüz ilkokul sıralarındayken kavgaya karışma oranları yüzde 62. Öğrenim hayatı boyunca sıra dayağı cezasına çarptırılmış olanların oranı ise yüzde 63,69 olarak belirtiliyor. Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması’nın verileri, her iki lise öğrencisinden birinin okulda öğretmenleri veya okul yöneticisinin sözel şiddetine maruz kaldığını gösteriyor. Araştırmadaki çarpıcı bir başka bulgu da aile içinde de sözel şiddetin aynı oranda uygulanması. ŞİDAM araştırmasında sözel şiddet; ad takılması, alay edilme, iğneleyici söz söylenmesi, takılma, laf atılması, hakarete uğrama, küfür edilmesi, dedikodu yayılması, tehdit edilme, kızma ve benzeri davranışlar olarak adlandırılıyor. Buna göre anneleri tarafından sözel şiddete maruz kalan öğrencilerin oranı yüzde 56,65 iken, babaları tarafından sözel şiddete maruz kalanların oranı ise yüzde 47,05. continue reading…

HÜ Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Özcebe: “Dünyada her yıl, 18 yaş altı 16 milyon genç doğum yapmakta ve 3,2 milyon ise güvenli olmayan düşük ile sonuçlanmaktadır” ” Ülkemizde de ergenlik döneminde olan evliliklerin önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna ilişkin bulgular bulunmaktadır. “Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırmasına göre evli olan 15 19 yaş grubundaki kadınların yüzde 73,1′inin gebelik deneyimi ve yüzde 12,4′ünün isteyerek düşük öyküsü vardır” Dünyada her yıl, 18 yaş altı 16 milyon genç kadının doğum yaptığı ve 3,2 milyon ergen kadının gebeliğinin güvenli olmayan düşükle sonuçlandığı belirtildi. Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hilal Özcebe, Dünya Nüfus Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1987′den bu yana Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından 11 Temmuz’un Dünya Nüfus Günü olarak kabul edildiğini söyledi. Bu yıl ki temanın “Ergen gebelik” seçildiğini ifade eden Özcebe, çok genç yaşta yaşanan gebeliklerin hem psikolojik hem de fiziken sakıncalı sonuçlar oluşturabileceğini belirtti. continue reading…

Tükenmişlik sendromu sadece yoğun iş temposunda çalışanları tehdit eden bir durum mu? Çalışan kadınlarda sıklıkla ‘yetememekten’ yakınır. Bu da bir tür tükenmişlik sendromu mudur? Tükenmiş sendromu modern hayatın beraberinde getirdiği  kadın-erkek, eğitim düzeyi düşük-yüksek, çalışan ya da çalışmayan her farklı toplum kesim içine yer alan bir olgudur. Toplumsal değişimin meydana getirdiği kriz sürecinin yönetilememesi sonucu ortaya çıkan stres faktörlerine bağlıdır. Bireylerin eğitim düzeyinin yükselmesi, üretim araçlarında değişim kadının iş hayatına aktif katılmasına sağlamıştır. Ancak kadının aile içinde eş ve anne olmanın yanı sıra mesleki rol ve sorumlulukları yerine getirmede karşılaştığı güçlükler düşük ücret, çalışma koşullarındaki olumsuz faktörler, çocuklarına yeterli zaman ayıramaması, eşinden yeterince destek görmemesiyle beraber ekonomik ve sosyal sorunlar, kadının hayat içinde yaşam kalitesini düşürmüş ve tükenmişlik sendromuna yol açmıştır. continue reading…

5253 Dernekler Kanununa uygun olarak 05 Ekim 2011 tarihinde kurulan İstanbul Aile Araştırmaları Eğitimi ve Danışmanlığı Derneği (AİLEDER)  Uluslararası Aile Haftasında Salı Aileder eğitim programı katılımcılarına sertifikalarını verdi. 15 Mayıs Uluslararası Aile Günü, aile dinamiğini güçlendirmek ve aile’nin merkezde olduğu sorunlara dikkat çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenliyor. Bu etkinlikler kapsamında 6 aylık periyodik seminer dizisine katılan katılımcılara sertifikalarını vermek amacıyla AİLEDER 14 Mayıs günü etkinlik düzenledi. AİLEDER  toplumumuzda sağlıklı, mutlu, bilinçli aileler oluşmasına, yetişkinlerin çocukları, eşleri ve komşuları ile ilişkilerini geliştirmeleri mutlu ve kent yaşantısına uyumlu bir yaşam sürdürmelerine katkıda bulunmak amacıyla kurulan derneğimiz sağlıklı aile ve güvenli toplum yapısına katkı sumak amacıyla “Temel Düzeyde Aile Ruh Sağlığı Eğitim Programı” düzenlemiştir. continue reading…

Evden kaçan ergenler son zamanlarda giderek artmaya başladı. Bu ergenler bir biçimde korunmak ve sorunlarının çözümlenmesi amacıyla yetiştirme yurtlarına getiriliyorlar, Gerekli değerlendirmeler yapılıyor, ailelerine ulaşılıyor ve aileleri değerlendiriliyor, ya sonra.Bu ergenlerin ailelerinin iç dinamikleri, yapısal özellikleri değerlendirildiğinde anne babaların ergen çocukları ile baş etmede ciddi derecede zorluklar yaşadıkları görülüyor. Bu ailelerin büyük çoğunluğunda anne baba arasında işbirliği mekanizması ve anne baba denetimi bozulmuş, sistem ve alt sistemler arasındaki sınırlar dağılmış, anne babalarda izleme alınması gereken çeşitli psikopatolojik sorunlar var, alkol bağımlılığı var, çoğu ailenin ekonomik durumu çok iyi değil, yoksullar, çaresizler, ciddi anlamda profesyonel desteğe gereksinimleri var. Bu tür ailelerin ergen çocukları sık sık evden kaçtıkları gibi, ev dışında kolayca kendilerine uygun olmayan, kendilerinden yaşça büyük arkadaşlar edinebiliyorlar, ne tür risk ortamlarına girdiklerini, ne tür yaşamların içine sürüklendiklerini bilemiyorlar, fark edemiyorlar. continue reading…

Cihan TV Network ‘un hazırladığı Anadolu’da Sabah haber programına konuk olan Sosyal hizmetler uzmanı Fatih Kılıçarslan; gençleri bekleyen tehlike olan madde bağımlılığı konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Cihan TV Network ‘un hazırladığı Anadolu’da Sabah haber programına konuk olan Sosyal hizmetler uzmanı Fatih Kılıçarslan; gençleri bekleyen tehlike olan madde bağımlılığı konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Çocuğunuz evden kaçıyor mu? Evden uzaklaşıyor mu? Akranlarıyla daha mı fazla vakit geçiriyor? Derslerine karşı ilgisiz mi? Çocuğunuzun değişim belirtilerinin farkında mısınız? Çocuğunuz madde bağımlısı mı? Çocuğunuzla ne kadar ilgileniyorsunuz? İletişim sorununuz var mı? Çocuğun aile, sosyal ve fiziksel gelişimi ve değişimi ile ilgili tüm konuları Sosyal Hizmet Uzmanı Fatih Kılıçarslan açıklıyor. Fatih Kılıçarslan konuğu olduğu programda şunları söyledi: Korku ile ümit arasında denge içerisinde olmalıyız. Benim başıma bir şey gelmez. Benim çocuğuma bir şey olmaz dememeliyiz. Hepimiz bir risk altında yaşıyoruz. Korku ve ümit arasındaki dengeyi kendimizi sürekli geliştirerek o risklerden kendilerini korumalıdırlar ve güven duygusunu geliştirmelidirler. continue reading…

Ülkemizde her yıl 18–24 Mart tarihleri arası “YAŞLILARA SAYGI HAFTASI” olarak kutlanmaktadır. Hayatımızın özel bir dönemi olan yaşlılık, her insan için farklı anlam ve önem ifade etmektedir. Dün ile bugün arasında köprü kuran yaşlılarımız, değerlerimizi ve kültürümüzü yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli büyüklerimizdir. Yaşlılık fizyolojik, biyolojik ve sosyolojik açıdan farklı tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü Yaşlılığı kronolojik olarak 65 yaş ve üzeri olarak tanımlamaktadır. Her insan için değişik mana ve önem ifade eden yaşlılık, hayatın çok özel bir dönemidir. Yaşlılarımız dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır. Tarihsel kayıtlara göre; Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı “Nüfus Projeksiyonları”na göre Türkiye hızla yaşlanacak. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2012 yılında yüzde 7.5 iken, tahminlere göre bu oran 2023 yılında yüzde 10.2′ye, 2050 yılında yüzde 20.8′e, 2075 yılında ise yüzde 27.7′ye yükselecek. continue reading…

Postmodern düşünce modernist düşünceye bir tepki olarak doğmuştur. Postmodern düşünce nesnel gerçeklik ve mutlak bilgiyi reddeder. Postmodernizm öznel bakış açısıyla doğrunun göreceli olduğunu ve birden fazla doğrunun olabileceğini savunur. Modernist bakış, insanların bazı nesnel normlardan uzaklaştıklarında bir sorunla karşılaşacaklarını ve bunun için terapiye ihtiyaç duyacaklarına inanmaktadır. Yani insanlar ruhsal durumları normalin altına düştüğünde depresyona gireceklerdir. Üzüntüleri normal sınırlarını aştığı için normal dışına çıkmaktadır. Danışmanların görevi ise normal dışına çıkmış olan bu danışanı, terapötik yardım becerileriyle normal hale getirmektir. Modern paradigma çerçevesinde sürdürülen danışma yaklaşımlarında, sürekli sorun üzerinde konuşulur. Sorun ne zaman başladı, nasıl ortaya çıktı? Sürdüren nedenler nelerdir? gibi sorular üzerinde konuşularak çözüm önerileri bulunmaya çalışılır. Oysa postmodern terapilerde sorun değil, doğrudan çözüm üzerinde durulur. continue reading…

Ülkemizde son yıllarda ürkütücü düzeyde artan boşanma vakaları ve bu sayının on yılda yaklaşık bir milyona ulaşması, hadisenin sosyal bir yara ve problem haline geldiğinin işaretidir. Ayrıca istatistiklere göre boşanmaların çoğalıp evlenmelerin azalması, aile içi şiddetin artması, boşanmalardan sonra özellikle kadın aleyhine oluşan cinayetlerin gerçekleşmesi, boşanan ailelerin birbirlerine düşman olması, aralarındaki kin ve öfkenin dinmemesi, ortada kalan çocukların ya anne ya baba sevgisinden mahrum kalması, eşlerden biri tarafından anne veya babanın hayatta oldukları halde öldü gösterilmesi gibi olumsuz olaylar toplumun en temel taşı sayılan ailenin çözülmesini ve çöküşünü hızla artırmaktadır. Gerçekten var olan bu sosyal probleme sağlıklı ve kalıcı çözümler bulmamız gerekiyor. Bu çözümler üretilip uygulamaya sokulmadığı takdirde, ileride toplumu çok yıkıcı ve onarılması güç felaketler beklemektedir. continue reading…