İslam Dünyası STK’ları Birliği (İDSB) 21 Ocak 2012 tarihinde İstanbul İli’nde “Aileye Bakış” adlı I. Aile Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. Türkiye’den ve diğer ülkelerden akademisyen, uzman ve gönüllülerin katıldığı çalıştayda aile sorunları tartışıldı ve yeni çözüm önerileri sunuldu. Çalıştayda; 1. Aile konusunda yapılan çalışmaların koordinasyonu ve uluslararası alana taşınması, 2. Ailede erkeğin rolü, 3. Ailede şiddet, 4. Töre cinayetleri konuları ele alındı. Özellikle ailede erkeğin rolü konusuna vurgu yapılarak ailenin kadın ve erkeğin ortak katılımına dayanan bir bütün olduğu ifade edildi. “İnsanlar çift yaratılmıştır; fıtraten farklı (fizyolojik, biyolojik ve psikolojik açıdan) yaratılmakla beraber, birbirini bütünlemektedir. Bu bir eksiklik olarak algılanmamalıdır. Aile bir bütündür, ben değil biz kavramı önemlidir. continue reading…
Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar. Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir. Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar. Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve uyum bozucu şemalar için kullanılır. Mesela çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk kendisiyle ilgili bir kusurluluk algısı geliştirebilir ve yetişkinliğinde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir.
Önemli Teorisyenler: David Kantor, Fred Duhl, Bunny Duhl, Virginia Satir, Carl Whitaker, Walter Kempler, August Napier, David Keith, Leslie Greenberg ve Susan Johnson. Yaşantısal aile terapisi 1960larda hümanistik var oluşçu akımın dışında ortaya çıkmıştır. Bu terapide ağırlıklı olarak Gestalt teknikleri, psikodrama ve danışan merkezli terapinin izleri görünür. Terapinin odak noktası geçmiş bilgilerden çok şimdi ve buradadır (here-and-now). Yüz yüze olmak, süreç, gelişim ve eylem terapideki anahtar kavramlardır. Terapide, teorik ve soyut faktörler en aza indirilmiştir. Aile içinde yaşanılan deneyimlerin niteliği; psikolojik sağlığı ölçmede ve gerekli müdahale yöntemleri belirlemede önemli bir noktadır. Yaşantısal aile terapisi, duygular üzerinde etkiye çalışır. Bireysel ve ailesel işlevsellik için, duyguların açığa vurulması ve farkındalık üzerinde durur. Dolaysıyla, terapide duyguların etkili ve açık bir şekilde ifade edilmesini cesaretlendirir. Buna göre sağlıklı ile duyguların karşılıklı yaşandığı ve aile içindeki yaşamın canlı bir şekilde paylaşıldığı ailedir. İşlevsiz aileyi ise; duygular ve etkileşimler konusunda katı, dirençli olan ve empati becerisi olmayan aileler olarak tanımlıyor.
Family therapy is being applied on inhalant substance using adolescent receiving treatment at ÇEMATEM department of Bakırköy Mental Health Hospital – Istanbul since 2003 in this study, we present a case of family therapy applied to adolescents receiving treatment in a family environment. Y.U. is a 16 years old male adolescent using inhalant substance for 4-5 years. He doesn’t go to school, is jobless and on occasional runaway. He had received pharmacotherapy and individual therapy result in a bad solution. In addition to theses, we have applied systemic family therapy for 18 seance between March 2003 and June 2003. He received therapy once a week. Even though the full family participation was not received, either the mother or the father participated in all seances. The family has 5 members. The mother being a house wife, the father is a furniture manufacturer. He had days with no work and was taking alcohol frequently. Y.U. had a 3 years old brother. The sister, never participated the therapy seances, is married living in a different district.
Yasal ve törel bağlarla ortaya çıkan ailede, insan ilişkileri en yakın ve yoğun olan asıl öğe eşler veya karı ve kocadır.’’karı ve koca’’aile ortamında bütün özgeçmişleri kişisel davranış ve alışkanlıkları ve bireysel nitelikleri ve davranış kalıpları ile birlikte bir araya gelmektedirler. Her ikisi de kendine özgü benzer ve farklı kişisel geçmişleri ve şimdiki kişilik yapıları ile birbirine sürekli uyum sağlamak durumundadırlar. Birbirini sevme ve sayma yanında, ‘‘birbirlerine ve kendilerine’’saygı ve güven duyan birer varlık olarak gelişip yaşamak zorundadırlar. Bu süreç içinde birbirlerinin psiko-sosyal ihtiyaçlarını da karşılamak ve birbirlerinin kişilik ve bireyselliğini de kabul etmeleri ya da uzlaştırıcı bir yol bulmaları gerekmektedir. İşte evlilikte sürekli uyumun karmaşık oluşu bu durumdan kaynaklanmaktadır. Aile var olduğu süre içerisinde tipik değişimler gösterir. Zaman zaman da dengesini kaybeder. Ailedeki bu aşamalar ve geçiş dönemlerindeki bireyler arası’’güç dengesi’’ ve ilişkilerdeki değişimler, çocukta ergenlik dönemi gibi krizler ve dışarıdan gelen tüm değişiklikler semptomların ve sorunların ortaya çıkışında rol oynayan önemli faktörlerdir.
Aile en basit tanımıyla; evlilik ve kan bağına dayanan, karı-koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birliktir. Aile bir toplumun en temel toplumsal kurumlarından biridir. Toplumu ayakta tutan temel öğelerdendir. İnsan türünü üretmek ve sürdürmek gereksiniminden doğmuştur. Aile eğitim atölyesi toplumumuzda sağlıklı, mutlu, bilinçli aileler oluşmasına, yetişkinlerin çocukları, eşleri ve komşuları ile ilişkilerini geliştirmeleri mutlu ve kent yaşantısına uyumlu bir yaşam sürdürmelerine katkıda bulunmaktır. Sosyal bir kurum olarak aileye yardım etmek insana yardım etmektir. Aile kurumunu güçlendirmek, toplumu güçlendirmektir. Güvenli bir gelecek sağlamaktır. Hayatımızın oluşturan kavramların temelini oluşturan aile her kültürde bir değer ifade eder. Tüm beklentilerin, isteklerin, arzuların, güzelliklerin, acıların yaşandığı bir kurumdur. Günümüzde aile birimi değişen değerler ve beklentiler, ekonomik sıkıntılar, göçler, artan şiddet, çevreyle ilgili tehlike ve tehditler, belirsiz gelecek gibi karmaşık sorunlarla baş etme durumundadır.
Profesyonel “Evlilik danışma”sının tarihinin çoğu, psikiyatrinin ana akışı dışında kaldığı için aile terapisine göre daha az bilinmektedir. Yıllarca ayrı bir evlilik danışmanlığı gibi bir uzmanlık alanına açık bir gereksinim duyulmadı. Evlilik sorunları olan insanlar bunları uzman mental sağlık çalışanlarından önce doktorları, din adamları avukatları ve öğretmenleri ile tartışma eğilimindedirler. Evlenmeyle ilgili kurslarda bazı öğrenciler ve aile dersten sonra danışmanıyla akademik sorunlarının yanında kişisel evlilikteki cinsel sorunlarını jinekologları ile tartışırlar.[1] Evlilik danışmanlığı ile ilgili ilk merkezler 1930’larda kuruldu. Poul Popenoe Los Angeles’a American aile İlişkileri Enstitüsünü açtı ve Abraham ve Hannah Stone’da New York’da benzer bir klinik açtılar. Evlilik danışması ile ilgili üçüncü bir merkezde 1932’de Emily Hartshorne Mudd tarafından başlatılan Philedelphia Evlilik Konseyi idi.[2]
Duesseldorf`ta tüm göçmenler içinde en büyük grubu 16.147 kişi ile Türkiyeliler oluşturmakta ve bunların içinde birçok ailenin gelişim geriliği ve engelli olan çocukları vardır. Özel eğitim gereksinimli çocukları olan Türkiyeli ailelerin dil ve kültür farklılıklarından kaynaklanan sorunlar ve farklı Sosyal Sistem nedeniyle buradaki günlük yaşamlarını sürdürmeleri oldukça zordur. Bu ailelerin buradaki Engellilere Yardım Sistemi, koruyucu önlemler ve terapi olanakları hakkında alman ailelere göre daha az bilgi ve deneye sahiptirler. Ailelerin farklı dil ve kültürden kaynaklanan zorluklarının giderilebilmesi için kendi anadil ve kültürlerinde ek danışma, destek almaları ve yardımlara yönlendirilmeye gereksinimleri vardır. Bu nedenle bu ailelerin ek olarak kendi ana dillerinde sağlık, pedagojik, psikolojik, sosyal haklar üzerine danışmaya, desteğe ve yardıma ihtiyaçlar vardır.
Sistemler teorisi biz insanların kaçınılmaz biçimde sosyal olmamız gerçeğine dayanmaktadır. Aile sitemleri teorisinin alana yaptığı en büyük katkı kişiden (inrapisişik) kişiler arası etkileşime geçişi sağlayarak patolojiye ve dolayısı ile tedaviye yeni bir yaklaşımı olası kılmasıdır. Sistem olarak aileye yaklaşım yeni bir gelişmedir. Kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu yeni yaklaşım pek çok davranış biçimi açıklamasını şaşırtıcı bir şekilde sağlar. Aile sistemleri modeli bir aile içinde herkesin bütünün içinde nasıl rol oynadıklarını gösterir. Aile sistemleri modeli aynı ailedeki çocukların nasıl birbirinden o kadar farklı olabildiklerinin de açıklar. Aileyi bir sistem olarak ele almak aile tarihinin nasıl bir kuşaktan başka bir kuşağa aktarıldığını da görmemizi sağlar.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Fatih Kılıçarslan ile bağımlılığı aşmada aile terapisinin ve bağımlılıkla mücadelede toplumsal sorumlulukların önemi hakkında konuştuk… Ana-babanın koruyucu, bağımlı veya otoriter ve baskıcı tutumlardan kaçınmaları, çocukların hayatın sorumluklarını gelişimine uygun olarak vermeleri, yanlışlıklar karşısında önce ebeveynlerin hayır diyerek örnek davranışlar sergilemeleri, önemli rol oynamaktadır. Madde bağımlısı çocuklar genellikle kurban oluyor. Karı koca ayrılma noktasına geliyor, uyum sorunu var ve çocuk bu yuvayı kurtarmak için kendini kurban olarak ortaya koyuyor. İnsanların bilgisiz olması, devletin yeterince organize olamaması, sosyal alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının önde olmaması veya sayılarının az olması, bu ülkeyi küresel kapitalizmin istismarına açık hale getiriyor. Bu da çocukların hayatla mücadelesinde, ekonomik zorluklar karşısında mücadelesinde şevkini kırıyor.