Skip to content

Archive

Category: Aile Terapisi

Çocuk Akıl Sağlığı ve Rehberliği Derneğinde 22. 09. 2004 ile 15. 1 2005 tarihleri arasında intihar girişiminde bulunmuş ergenin aile terapisi olgu sunumudur. Ö.Ö. 15 yaşında kız çocuğu olup Lise öğrencisidir. Anne T.P. , Babası Ö.Ö. ayrılmış olup, 14 yaşında H.Ö kız kardeşi babasının ikinci evliliğinden 5 aylık O.Ö. isimli erkek kardeşi vardır. H.Ö. babası ve üvey annesi S.Ö. ile Ö.O. ise annesi T. P. ile birlikte yaşamaktadır. Ö.Ö. babası, üvey annesi ve kız kardeşiyle yoğun iletişim çatışmaları yaşıyor olup sürekli tartışmakta ve kardeşine şiddet uygulamaktadır. Küçük kardeşi O.Ö nün doğumunun ardında yaşadığı bunalım gereği bir kez intihar girişiminde bulunmuş. Psikiyatrist tavsiyesiyle aile terapisine yönlendirilmişlerdir. Ö.O. ilk seanslarda öfke duygusunu kontrolde zorlanıyordu, yüksek ses tonuyla babasına kızgınlığını ifade ediyordu. Terapi sürecine devam etmek istemiyordu. Babasını suçluyordu. Sonraki seanslarda süre doluncaya kadar odada kalmış; duygusunu uygun tarzlara dönüştürerek ifade edebilmiştir. continue reading…

Aile Tedavisi Tarihçesi: Aile tedavisi 2.Dünya savaşı sonunda gelişmeye başlamıştır. Tedavide tüm aile bireylerini birlikte görme girişimlerinde bulunan ilk kişi 1940 Bowlby olmuştur. Hoffman aile tedavisi hareketinin insanların semptomatik davranışlarının klinisyenin ofisi yerine doğal ortamında yani aile içinde incelenmesiyle doğduğunu söyler. Aile tedavisine ilişkin ilk çalışmalar şizofrenlerin aileleriyle yapılmıştır. Bu ailelerde görülen çeşitli farklı etkileşimler sonucu, nedensel bağlantılar kurma eğilimi doğmuştur. O dönemlerde psikiyatride psikanalitik yaklaşım egemen olduğundan, aileyi anlamada yetersiz kaldığından yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir. Yine de aile terapilerinin öncüleri, psikanalitik teoriden, fen bilimlerinde o dönem geçerli olan sibernetik ve sistem teorilerinden etkilendikleri görülmektedir. continue reading…

Ailenin İşlevleri: 1940′lı yıllarda Amerikalı sosyolog “Kingsley Davis” aileyi aralarında kan bağı sebebiyle birbirine akraba olan bir grup insan olarak tanımlar. Diğer bir sosyolog “Molinowski” aileyi; evlilik, kan bağı ve evlat edinme yoluyla birbirine bağlanmış ve birbirileriyle ailevi rollerine göre ilişki kurmuş olan grup olarak tanımlar. Birde ailenin özüne ilişkin çalışmalarında “Fitzpartrick ve Badzinski” (1985) evrensel aile tipini; kanbağı ile yapılanmış ve temel işlevi yeni doğan çocuklarını beslemek ve toplumsallaştırmak olan sosyal grup olarak tanımlamaktadır. Ailenin anlamı ve işlevi ile ilgili ülkemizde yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular şunlardır: Tezcan (1990) yaptığı araştırmada ailenin işlevlerini şöyle sıralamıştır; continue reading…

Sosyal hizmet mesleğinin odağında insan vardır. İnsana dair her problem sosyal hizmet mesleğini ve uzmanını ilgilendirmektedir. Toplumun sorunlarına duyarlılık göstermek ve çözüm önerilerinde bulunmak sosyal hizmet mesleğinin temel felsefesidir. Sosyal hizmet mesleği sosyal sorunlara bilimsel yöntemlerle çözüm arayan bir meslektir. Bu realiteden yola çıkıldığında sosyal hizmet mesleği tek bir kurumla ifa edilebilecek bir meslek değildir. Ülkemizde de sivil toplum kuruluşları giderek artan istekle sosyal sorunlara ilgi duymaktadır.Sosyal hizmet mesleğinin kavram ve kapsamında birey, aile ve toplum vardır. Ülkemiz tarım toplumundan endüstri toplumuna geçerken birçok sosyal sorunu da beraberinde gelmiştir. Birey odaklı sosyal hizmet mesleğinin temelinde her şart ve zeminde bireyi desteklemektir. Ortaya çıkan ve çıkabilecek psiko-sosyal sorunlardan birey, aile ve toplum mutlaka etkilenir.Sosyal hizmet mesleği birey, aile ve toplumun sosyal sorunlara karşı uyumuna yardımcı olmaktadır. continue reading…

Çiftler arası ilişkilerde yaşanan uyum ve davranış sorunlarında, temel düzeyde iletişim yanlışları neden olmaktadır. Çiftler aileleriyle ilişkilerinde geliştirdikleri alışkanlıklar, otomatik düşünce ve refleksler eğer eşiyle uyumlu olmaz ise ortaya çıkan uyumsuzluk kriz ve çatışmaya neden olur. Yaşanan stres faktörlerin etkisiyle iletişimde sorunlar meydana gelir. Sorunlu iletişim eşler arasında ihmale, istismara ve şiddete neden olabilir. Çiftler arasında yaşanan uyum ve davranış sorunlarının temelinde sorunları çözümleyici teknik ve yaklaşımlar hususunda yeterli düzeyde bilgi ve eğitime sahip olmamalarına bağlayabiliriz. continue reading…

Birey ve toplum için en temel öğeyi aile oluşturur. Aile, bireyin beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal ve psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma, sağlıklı zekâ gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir. Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı, psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler, bireyin kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını, kimlik kazanmasını, kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir. Aile birliğinde, aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir. Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz. continue reading…

Değerli Olma Duygusu: Çocuklara aile içindeki etkileşimle “Ben değerliyim” duygusu verilmelidir. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır. “Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey, kendini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz. continue reading…

Bireyler, çocukluktan itibaren yaşlık dönemlerine kadar aile içersinde ilişkilerinde, fiziksel durumlarında ve ruhsal süreçlerinde çeşitli aşamalardan geçerler. İnsanın yaşam evresi çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılıkla oluşması gibi ailelerinde yaşamları çeşitli dönemlerden oluşur. Bu değişimler aile içi ilişkilerinde gözlemlenebildiği gibi aile dışı ilişkilerinde oluşur. Böylece her ailenin yaşamının, ilişkilerinin ve iletişiminin evreleri vardır. Ailedeki yaşam süreci, beraberinde değişimi de getirir, değişim bireylerin duygu, düşünce ve davranış düzeyinde etkilenmesine yol açmaktadır. continue reading…

Ülkemizde hızlı toplumsal değişim yaşanmaktadır. Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır.  Toplumsal yozlaşma, kendine yabancı kitleler oluşturmakta, bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı” ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.  Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. continue reading…

Ülkemizde meydana gelen toplumsal değişme, kentleşme, sanayileşme, iç göç hızının artması, gecekondulaşma aile kurumunun çözülmesine paralel olarak ebeveyn tutum ve davranışlarında sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Karı-koca iletişim içerisinde uyum, ahenk sağlayamaz ise çocukların doğumuyla birlikte ortaya çıkan anne ve babalık rolüne de olumsuz etkilemektedir. Uyum sorunu yaşayan ebeveynler, çocuklarının doğmasıyla birlikte olumlu ve sağlıklı iletişim gerçekleştirememektedirler. Bunun sonucu olarak aile yaşam evrelerinde, çocuklarıyla yaşadıkları kriz ve çatışma çocukta uyum – davranış bozukluklarına yol açmakta ya da sokağa yöneltmektedir. Çocuk ailede bulamadığı ilgiyi ve desteği sokakta arkadaş grupları içerisinde sağlamaya çalışmaktadır. Sokakta arkadaş grupları içinde onay gören çocuk, sokakta yaşamayı bağımlılık haline getirerek kimlik ve güç kazanmaktadır. continue reading…