Çocuk emeğinin kullanımı ve çocuğun erken yaşta çalışma yaşamında yer alması tüm dünyada ciddi bir sorundur. Çocukların erken yaşta çalışmaya başlamasında birtakım kültürel değerler etkili olmakla birlikte asıl neden sosyo-ekonomiktir. Sokakta çalışan çocuklar, çocuk emeğinin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Zorunlu göç ve artan yoksulluğa paralel bir şekilde hızla artan “sokakta çalışan çocuk sorunu”, bugün var olan yöntemlerle çözümü zor bir sorundur. Ülkemizde ne yazık ki sokakta çalışan çocuklar sorunun gündeme gelmesi için çocuğun ya bir fastfood zincirinin soğuk hava deposuna hapsedilmesi ya da sokakta öldüresiye dövülmesi gerekmekte. continue reading…
2011′de başlayan acı olaylar dizisi; 7 çocuğun tecavüz, taciz ve işkence gördüklerini el yazılarıyla İnsan Hakları Derneğine ulaştırmaları sonrasında yaşananlar, o günlerde süren incelemelerde bir sonuç alınmadığı için bugünlerde yeniden kamuoyunun ilgisine sunuldu. Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevinde çocuklara yapılanlar yürek sızlatmasına sızlatıyor ama durum gösteriyor ki Türkiye’de bir çocuk hukuk sistemi hâlâ yok! Çözüm ne? Yaşayarak görüyoruz… O cezaevinde yaşayan 200 çocuğun Sincan Cezaevine nakledileceği yönünde yürütülen çalışmalar var ve sorumlularla ilgili idari tedbir uygulanmakta, süren soruşturmalar… Köklü çözümler gerekiyor.
Antalya ‘da 12 yaşındaki kız çocuğunun sözleşme ile babası tarafından belli bir bedel karşılığı satılması ve cinsel istismarıyla ilgili iddia ve bu iddiaya yönelik süreçte yargı görevlileri dahil kamu görevlilerinin Çocuk Koruma Kanundan kaynaklı yükümlülükleri/görevleri konusunda bir görüş: 2.2.2011 tarihli yazılı ve görsel medyaya yansıyan haberlere göre 2006 yılında 12 yaşında olan E.Y.; babası Osman Y.’nin yaptığı 12.2.2006 tarihli sözleşme ile 5 Milyar.TL karşılığı 54 yaşındaki Yusuf A.’ya satıldığı; sözleşmeyi yapan kişi tarafından tecavüz edildiği ve bu durumun kız çocuğunun öğretmeni tarafından öğrenilmesi sonucunda da bu iddiaya yönelik yargısal bir sürecin başladığı görülmektedir.(Habertürk 2.2.2012 tarihli “Kızımı 5 bin liraya sattım” ve 2.2.2012 tarihli Vatan gazetesinin “Utanç vesikası” başlıklı haberler)… 6 yıl süren bu yargı/adli sürecinin sonunda ise yargılamanın Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandığı da haberlerden anlaşılmaktadır. Dava dosyasından yansıdığı öngörülebilecek bu bilgilere göre ise bu yargısal süreçte olay yeri Kemer ilçesi olduğu için Antalya Cumhuriyet Savcılığı, dosyayı Kemer Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir. Savcılığın hazırladığı soruşturma evrakı ile önce Kemer Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Ancak, bu mahkemenin ‘yetkisizlik’ kararı vermesiyle dosya Antalya 4′üncü Asliye Ceza Mahkemesi’ne gelmiştir. Bu mahkemenin de ‘görevsizlik’ kararıyla davanın Antalya 1′inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandığı görülmektedir.
26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Bu hafta Türkiye N.Ç. davasıyla sarsıldı. N.Ç. 13 yaşında 26 yetişkinin cinsel istismarına maruz kaldı, mahkeme N.Ç.’nin kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğine karar verdi ve bunu hafifletici sebep olarak kullandı. Şimdi, bu kararın yarattığı infial ile faillere verilecek cezaları artıracak bazı kanun değişiklikleri tartışılıyor. Oysa çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarının biçimi ve sıklığı, bu sorunun sadece bir kanuni eksiklik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. İçlerinde okul yöneticisi, kamu çalışanı da olan 26 yetişkinin de bulunduğu cinsel istismar olayının yarattığı infiali, bu olaya karışan kişilere ağır cezalar vererek gidermek mümkün mü? Elbette, bu tür eylemlere karışan kişiler ağır cezalarla cezalandırılmalı. Ancak tekrarını önlemenin yolu da, cezaların etkili biçimde uygulanmasını sağlamanın yolu da toplumda çocuk istismarı konusunda ortak bir duyarlılık yaratmakla mümkün. Bunun da yolu çocuk istismarına duyarlı, dolayısıyla çocuğu ihmal ve istismardan korumaya yönelik hizmetlere öncelik veren bir devlet yönetimidir.
Uyuşturucu Tuzağı-Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri
Aile kurumunun en temel fonksiyonu; toplumumuzun birlikteliğinin ve bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi, çocuklarımızın geleceğe hazırlanmasıdır. Eşler arası iletişim sorunları, aile içi yaşanan çatışmalar ve boşanmalar nedeniyle ilgiye, sevgiye, bakıma muhtaç çocuklarda stres faktörüne yol açmakta, uyum ve davranış sorunları gösteren çocukların sayısı hızla artmaktadır.
Eğitim yılının sonuna gelirken, çocuklarımızın yıl boyu performansları karne notu ile değerlendirilir. Her anne-baba çocuğunun başarılı olmasını, yüksek not almasını beklentisi içersinde çocuğun başarılarına sevinir, mutlu olur ve gurur duyar. Öncelikle karnede iyi notlar üzerinde durularak olumlu duygular çocukla paylaşılmalıdır. Takdir edilmeli, onay verilmeli ve gelecek yıllarda daha başarılı olacağı yönünde cesaretlendirilmelidir. Çocuklarının düşük notlarına odaklanan ebeveynler, yakın çevre karşısında küçük duruma düşme kaygısıyla derin utanç duygusu yaşayarak başarısızlıktan çocuklarını sorumlu tutabilir. Böylece kızgınlıkla çocuğunu suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı sözel ve fiziksel şiddet uygulayabilirler. Çocuklarının yetersiz, beceriksiz olduğunu düşünerek çocukları üzerindeki baskıyı arttırabilirler.
Çocuk ihmali ve istismarına yaklaşım konusunda ilk tepki her toplumda inkâr şeklinde olmuştur. “Bizim toplumumuzda yok bu… Başkaları yapıyorlar bunu…” şeklinde. Elli yıl önce Amerika’da da aynı şekilde bakılıyordu bu işe. Hatta 1874’de ilk çocuk istismarı vakasına yasal olarak yaklaşım Hayvanları Koruma Yasası’ndan yola çıkarak yapılabilmişti. Çünkü Çocukları Koruma Yasası diye bir şey yoktu. Çocuk ailenin malıydı, istediğini yapabilirdi. Ama Hayvanları Sevenler Derneği hayvanları koruma yasasını çocukları koruma yasasından önce geçirmişlerdi. Ve o yasadan yararlanarak çocuk ev hayvanı –‘pet’ diyorlar İngilizcede- olarak gösterilip, Ellian adındaki bir kızcağız ilk kez o yasadan yararlanılarak korunabilmiştir. Dolayısıyla bizim toplumumuzdaki bu inkâr mekanizması sadece bize özgü bir şey değil. “Biz de yok, Trabzon’da yok ya da benim mahallemde yok, ya da benim ailemde yok” diyen herkesin biraz daha açık düşünerek, “ya ben nereden biliyorum olmadığını?” sorusunu kendisine sorması gerekmektedir. Eninde sonunda herkes bu gerçeği görecektir, görmesi de gerekir.
Türkiye’de yılda 7 bin çocuk istismara uğruyor. İstismarların yüzde 40′ı cinsel, yüzde 45′i fiziksel. İstismarcıların büyük bölümü ise amca, dayı, kuzen gibi en yakınlar. Uzmanlar ‘Çocuğunuz altına kaçırıyorsa, aşırı korku, uyku, davranış bozukluğu başladıysa mutlaka dikkate alın’ diyor. Hekimlerin ve sosyal hizmet uzmanlarının oluşturduğu ‘Çocuk İstismarı Komisyonu’, Türkiye’de yılda 7 bin çocuğun cinsel ve fiziksel istismara uğradığını, istismarın genelde amca, dayı, kuzen gibi en yakın insanlardan geldiğini tespit etti. Ailelerin büyük çoğunluğunun bu istismarların farkına varmadığını belirten uzmanlar uyarıyor: Çocuklarınıza kulak verin, çığlıklarını dinleyin…
Çocuk istismarının sebepleri nelerdir? İnsanlar niçin bunu yapıyorlar?