Skip to content

Archive

Category: Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı

Kurumuş bir yaprağın yere düşüşü gibi benliğinden kopup ayrılan değersizlik duygusu kendisini aşağılarda hissetmesine neden oluyordu. Zaten insanın en büyük korkularından birisi de sevilmemek durumu değil miydi? İnsan önemsendiğinde, kâle alındığında kendini mutlu hissederdi. Hayata tutunmasını sağlayan denklem, şimdi tersine dönmüştü. “Sevilmiyorum=değersizim” düşüncesi beyninde anlamsız uğultulara neden oluyordu. Tabanı delinmiş çorap gibi atılmıştı. Terk edilmesine bir türlü anlam veremiyordu. Kabul etmekte zorlansa da, gerçek değişmeyecekti. “Anlamalısın, çok zorlanıyorum, ama seni sevemiyorum” demişti sevgilisi. “Sarı renkli çoraplarımı bir türlü sevemiyorum” gibi bir cümleydi bu. Bu kadar basit miydi, sevemiyorum duygusunu ifade etmek? Ancak bir fark vardı, çorap sevilmediğini anlamazdı. Çünkü benliği yoktu. continue reading…

Çocuğun gelişiminde en temel etkili ve yararlı kurum ailedir. Sağlıklı aile içi iletişim, çocuğun kişilik, duygusal ve davranışsal gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Anne ve baba çocuğun gelişiminde fonksiyonu sağlıklı rol ve model olmalarıdır. Ülkemizde hızlı yaşanan teknolojik değişim, kitle iletişim araçlarında farklılaşma, yaygınlaşma aile ve toplumsal ilişkileri etkileyerek iletişim sorunlarına neden olmuştur… Kitle iletişim araçlarından en etkilisi ve yaygın olanı televizyonlardır. TV. Dizileri farklı birçok toplum kesim inlerince izlenmekte, bireyleri ve özellikle çocukları ruhsal, kişilik gelişimlerini etkilemektedir. TV. Dizileri, çocuk ve aile yapımız üzerindeki etkilerini açısından değerlendirilmelidir. Dizi aktrisleri toplum tarafından rol model olarak algılanarak bireylerin tutumlarını etkilemektedir ve yönlendirmektedir. Artık dizi kahramanları ebeveynlerin yerini alarak çocuklarımıza model olma rolü üstlenmişlerdir. continue reading…

Uyurgezerlik: Çok küçük çocukların uyurgezer olması normal değildir.  Bu durumun başlama yaşı tipik olarak beştir.  Uyurgezerler, gözleri açık olarak dolaşırlar ama aslında uyur durumdadırlar.  Elleri önlerinde ve havada dolaşmazlar, gözleri sabit bir noktaya bakmaz ama sendeleyerek ve bilinçsizce dolaşırlar.  Ertesi gün ne olduğunu hiç anımsamazlar ve uyanırlarsa nerede oldukları ve ne yaptıklarını bilemezler.

Gece korkuları: Gece korkuları (uyku terörü de denir) biraz daha büyük çocuklarda yaklaşık 12 yaşına kadar görülebilir.  Gece korkuları yetişkinlerde de ortaya çıkabilir ya da tekrarlayabilir. Korkular uykunun rem dışındaki bölümünde meydana gelir ve bunu yaşayan çocuklar çok korkunç bir deneyim yaşıyor izlenimi verirler.  Yatağında oturur ve çığlık atarlar.  Bazen de yataktan çıkıp yürüyebilirler.  Gözleri açıktır ama uyanık değillerdir.  Bu durum bir dakika kadar sürer ve sonra sona erer; ertesi gün hiçbir şey anımsamazlar. continue reading…

Birey, çocukluk döneminden itibaren, çevresinde yaşayan insanların davranış ve tutumlarını taklit eder. Bu taklit önce anne ve baba imajı ile başlar. Ebeveynlerin gerek kendi aralarında gerekse çocuklarıyla kurdukları iletişim biçimi, çocuğun gelecekte tutum ve davranışlarını belirlemektedir. Çocuğun gelecekte anne ya da baba rolünün temelleri ebeveyn-çocuk ilişkilerinde atılır. Kişilik zamanla olgunlaşır, çocuğun fiziki yapısı, zihinsel ve duygusal bakımdan gelişir. Önceleri duygu ve heyecanlarını denetleyemeyen çocuk büyüdükçe duygu ve heyecanlarını nasıl denetleneceğini öğrenir. Ailenin sosyal ve ekonomik düzeyi, kültürel durumu, arkadaş ve okul çevresi çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynar. Kişiliğin kazanılmasında okul ve sosyal çevre faktörlerin rolü büyüktür. continue reading…

Sevgi ihtiyacından sonra çocukların önemli duygusal ihtiyacı güven duygusu ihtiyacıdır. Çocuklar özellikle bebeklik döneminde anneye, sonraki yıllarda ise aile bireylerine ve çevresine güven duyma ihtiyacı içindedir.   Temel güven duygusu bireyin bebeklikten itibaren bireyle kurulan iletişim, anne-   babanın tutumları, bireysel yaklaşımları güven duygusunun gelişimini etkileyecektir.  Anne – babanın çocuklarına karşı gösterdikleri yeterli ilgi ve sevgi çocuğun kendine olan güvenini arttırıp, kaygı ve korkularını azaltacaktır.Anne ve babanın yaşamın ilk yıllarında çocuğun süreklilik ve tutarlılık gösteren davranışları çocuktaki güven duygusunun oluşumunda önemli etkenlerden biridir. Hangi yaşta olursa olsun çocuk bir sorunla karşılaştığı zaman başvurabileceği bir yetişkin arar; ona yol gösterecek bir büyüğe gereksinim duyar. Sorunlarına çözüm getiren bir büyüğün bulunması, çocuğun güven duygularını geliştirir. continue reading…

“Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.”

İnsanoğlu dünyada varoluşunu sevgiye borçludur. İnsanlar arasındaki sevgi bağı insanları birbirine ve hayata bağlayan en önemli bağdır. Açlığımızı gidermek, susuzluğumu gidermek, uyumak gibi fiziksel ihtiyaçlar insan vücudu için ne kadar gerekliyse sevilmek de ruhumuzun en önemli gıdasıdır. Çocuklarımızda ise zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan sağlıklı gelişimleri için fiziksel ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması oldukça önemlidir. Var olan bilgi eksiklikleri zamanla giderilebilir ancak, kişiliğin temellerinin atılmasından sonra, ruhsal ihtiyaçların doyurulması güç olacaktır. Unutmayalım ki, her şey yerinde ve zamanında bir anlam taşır. Ruhsal ihtiyaçların telafisi olamayacağından; çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını zamanında fark etmek ve doyurmak zorunludur. Bunun ilk adımı ise “Temel Ruhsal İhtiyaçlar”ın neler olduğunu fark etmek ve öğrenmektir. continue reading…

Modernleşme sürecine bağlı olarak, ülkemizde hızlı bir toplumsal değişim yaşanmaktadır. Şehirlerde yoğun göç yaşanmakta, hayat tarzı sürekli farklılıklaşmaktadır. Değişim birey ve toplumlar için kriz faktörüdür. Değişim yönetilemezse çatışma ortaya çıkar. Yaşanan cinsel istimrar suçları çatışma durumunun dışa vurumudur. Bireyler ve toplumlar değişen koşullarda hayatlarına nasıl yön verecekleri hususunda güçlük çekmektedir. Küresel kapitalizm insanları tüketime yönlendirmekte, insanlar ürettikçe değil tükettikçe değerli oldukları yanılgısı içersinde düşmektedir. İnsanlar güçlü olarak, güvende olacakları algısı içersindeler. Hâlbuki insan varlığı öznedir. Ancak günümüzde nesneleştirilmiştir. Ahlak, vicdan, hukuk, saygı ve sevgi tersyüz edilmiştir. İnsan değerler yerine hazlar ön plana çıkmıştır. continue reading…

Ergenlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan, cinsel ve psikososyal olgunluğa doğru gelişmesi ile sürerek bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler eşlik eder. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel işlemler yapılır. Hipotezler kurularak, doğrulukları kontrol edilir. Soyut düşünce yetisi geliştiği için, soyut kavramlar kullanılarak üzerlerinde fikir yürütülür. Bu dönemde meydana gelen fiziksel değişimler kız ve erkeklerde bazı farklılıklarla temelde aynı olan bir süreçtir. Kızlarda cinsel organların büyümesi (meme, vulva) aksiller ve pubik kıllanmanın başlaması, pelvisin gelişmesi ve östrogen, progesteron gibi cinsiyet hormonlarının etkisiyle kalçanın yuvarlaklaşması, yağ dokusunun artması ve sonuçta yaklaşık 12-13 yaşlarında ilk adetin olmasıyla cinsiyet karakterleri kendini gösterir. continue reading…

Davranışlar uyumu sağlamaya yönelik ise olumlu, uyumlu davranışlardır. Davranışlar uyumu sağlamıyor ise veya mevcut uyumu bozuyor ise, buna uyumsuz davranışlar denir. Bu durumda uyum bozukluğu veya davranış bozukluğu söz konusudur.  Uyum ve davranış bozukluluklarının en önemli özelliği, bazen bu bozuklukların zeka geriliği, akıl hastalığı, psikonevroz gibi önemli hastalıkların belirtileri olmaları, bazen de başka bir hastalık olmaksızın sadece uyum bozukluğu belirtisi olarak görülmesidir. Sık rastlanan uyum bozuklukları, parmak emme pika, trikotillomani, tempertantrum, tırnak yeme, aşırı hareketlilik, saldırganlık, oyun kuramamak, yemek yeme sorunları, uyku sorunları, gece korkusu, inatçılık, yalan, çalma, kibrit ve ateşle oynama, çekingenlik, firar vs.dir. continue reading…

Gençlik dönemi, aile yaşam evrelerinde ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki yapısında değişime yol açan aile içi ilişkilerde kriz faktörü olan bir dönemdir. Ergenlik dönemi ile birlikte bireyin kişilerarası ilişkileri de gelişir, artar ve nitelik değiştirir. “Artık çocuk değildir”. Özellikle yaşıtlarıyla ilişkiler kurarak sosyal ilişki kurma becerileri geliştirir. Genç, bu dönemde anne babasından ayrı bir varlık, farklı kişi olduğunu hisseder. Bir başkasına benzemeye çalışabilir, rol modelleri vardır. Sosyal varlık olarak, aile dışına çıkarak toplumsal ilişkilerini geliştirmeye başlar, arkadaş grubuyla etkileşime girer. Cinsel kimlik gelişmeye başlar. Günümüzde değişen toplumsal yapıya paralel olarak, kitle iletişim araçlarında şiddet sahneleri, sağlıksız rol ve modeller gençlerin grup içersinde ilişkilerini değiştirmiştir. continue reading…