17 yaşındaki M.G.’nin, hastanedeki odasında bıçaklayarak öldürdüğü Dr. Engin Arslan, marangozluk yapan bir babanın 6 çocuğundan biriydi ve üniversite okuyan tek çocuktu. Mutlu bir aile hayatı olan Aslan, çevresinde yardımsever kişiliği ve çocuklara olan sevgisiyle tanınıyordu. En büyük mutluluğu çocuklarla oynamak olan Arslan, baba olma heyecanını yaşarken aramızdan ayrılıp gitti. Arslan eğer yaşasaydı, 3 ay sonra baba olacaktı ama göğsüne aldığı bıçak darbeleri onun da, ailesinin de, eşinin de hayallerini yıktı. continue reading…
Hepimizin bildiği gibi 7 Aralık 2010 tarihinde bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Ayşe Paşalı Ankara’da sokak ortasında eski eşi tarafından 11 kez bıçaklanarak öldürüldü. Tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğü için eşinden boşanması sonrası eski eşinden gördüğü şiddetin devam etmesi nedeniyle savcılığa, mahkemeye yaptığı başvurulara rağmen “DEVLET”in Ayşe Paşalı’yı koru(ya)maması, bir önlem al(a)mamasının böyle bir acı sonun yaşanmasında önemli etken olduğu da görüldü. Başta yaşam hakkı ve bu yönde can güvenliğinin sağlanması ile ilgili “İnsan Hakları Sözleşmesi” veya kadına karşı her türlü ayrımcığın kaldırılması ile ilgili CEDAW sözleşmesi gibi 2004 yılından beri iç hukukun bir parçası olan sözleşmelerinde bir değer ifade etmediği de görüldü. Böylece, her 8 Martta “Dünya Kadınlar” gününü de diğer dünya ülkeleri ile birlikte kutlayan ve bu yönde “resmi” birçok açıklamalarında yapıldığı Türkiye’de resmi verilere göre % 40 oranında bir yoğunlukla yaşanan ev içi şiddet gören kadın ve çocukların korunup kollanması, korunması konusu da bir ölçüde gündeme taşındı.
1992 yılında Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet yüksek okulunda son sınıf öğrencisiyken Devlet Bakanı Türkan Akyol döneminde gündeme gelen kadın bakanlığı ilgili “Kadın ve Aile Dergisi”nde “kadın bakanlığı ama nasıl?” başlığı ile yazı yazarak okurla düşüncelerimi paylaşmıştım. Yıllar geçmesine rağmen çocuk, kadın ve aile ile ilgili icracı bir bakanlık kurulamamış, surunlar devlet bakanlığına bağlı kuruluşlar üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. İcracı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 Haziran 2011 tarihinde kanun hükmünde kararname ile “aile” ismiyle bakanlık kurulmuştur. Bireyi, çocuğu ve kadını aile sistemi içersinde birbirinden ayırmadan bütünlük içersinde ele alarak bakanlığa “aile” isminin verilmesinin uygun bir karar olmuştur.
Çocuk gelişiminde çocuğun ileriki yaşlarda zorluk yaşamaması için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Ülkemizde ve içinde yaşadığımız şehirde göç hareketliliğine bağlı olarak yeni yerleşim yerleri kurulmakta, mahalleler sitelere dönüşmektedir. Değişim, sosyal bir olgu olarak insan için kaygı, endişe ve kriz faktörüdür eğer sağlıklı yönetilemezse çatışmaya dönüşür. Özellikle İstanbul hızlı gelişimin yaşandığı toplumsal yapının sürekli değiştiği, mahallelerin yerleşim özelliklerini yitirerek insanların kendilerini güvenli, temiz, düzenli yerleşim bölgeleri olan siteleri tercih ettiklerini görüyoruz. Siteler ülkemizin kültürel, etnik ve yaşam biçimi farklı bölge insanlarından oluşmakta, toplumsal yaşamda sosyolojik bir değişimi beraberinde getirmektedir. Sitelerde birbirini tanımayan, yeni yaşam kültürü oluşturan bireyler olarak; “ailelerimizden komşularımıza, grup içi ilişkilerden topluma, cemaatten cemiyete doğru yeni bir hayat kültürü üretebilmeliyiz.” Böylece yaşamımızı daha anlamlı kılabilmeliyiz.
Evsizlik, özellikle gelişmiş ülkelerde kapitalizmin tüm kurumlarıyla islediği ve bireyselciliğin ön plana çıktığı, 1980’ li yıllarda önemli bir sosyal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise yoksulluk, yetersiz gelir, ruh hastalığı, kendini gerçekleştirememe, işsizlik ve normal yaşam standardı altında yaşayan birey ve ailelerin hızlı bir şekilde artmasıyla gündemimize girmiştir. Evsizlik olgusunu, özellikle ruh hastası ve madde bağımlısı çocuk ve kadınlar yoğun bir şekilde yaşamaktadır(1) Sosyal güvenliliğin aşınması, iş fırsatlarının tabana yayılamaması ve mevcut iş imkânlarının yoksulluk sorununa bir çözüm getirememesi ile beraber evsizlerin sistem tarafından bir korku unsuru olarak kullanılması da problemin büyümesine yol açmaktadır.(2) Çağdaş evsizlik sorununun ortaya çıkmasında, geniş ve büyüyen bir sosyal soruna dönüşmesinde özellikle kentleşmenin beraber getirdiği sorunlar ve teknolojinin inanılmaz gelişiminin önemli bir etkisi bulunmaktadır. (1),(2)
Töre cinayetleri, içinde yaşadığımız toplumda belirli bir toplum kesiminin asırlarca süren, kadına yönelik şiddeti içeren patolojik geleneğidir. Cinayete götüren, kadına yönelik şiddeti içeren ve bir insanın hayatına son veren anlayış hastalıklıdır. Töre cinayetlerine duygusal düzeyde yaklaşmak, üzülmek veya öfkelenmek yetersiz olduğu gibi bir çok kadın, çocuk ve ailesi için kanayan yaralara yol açmaya devam etmektedir. Öncelikle işlenen cinayetlerin sosyal, kültürel nedenlerini tespit etmek ve arkasında yatan düşünceyi sorgulamaktan başlamalıyız. Böylece töre cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gerektiği gibi çocuk, aile ve toplumsal sorunlarla çalışan meslek elemanlarını organize ederek, koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı hizmetleri toplumumuzun her kesimine her bölgesine yaygınlaştırmalıyız.
Ruh sağlığı hizmetlerinin planlanması için yazılı ve resmi olarak kabul edilmiş planların olması gereklidir. Elimizde eksikliklerine rağmen Ruh Sağlığı Politika Metni’nin olması büyük bir ilerlemedir. Yapılması gereken bir sonraki adımı atarak Ruh Sağlığı Eylem Planı ve Programı yazmak olmalıdır. Bu metin bu ihtiyacı gidermeye yöneliktir. Metin benim tarafımdan toparlanıp çerçevesi çizilmesine rağmen Türkiye Psikiyatrisinin birikimini yansıtmaktadır. Kitap içinde verilen birçok belgeden anlaşılacağı gibi içeriğin oluşmasında Türkiye Psikiyatri Derneği’nin önemli katkısı vardır. Bazı metinler ise bakanlığın öncülüğünde kurulan ve ruh sağlığı alanında çalışan birçok profesyonelin katıldığı çalışma grubunun katkısıyla oluşmuştur.
Günümüzde yaşanan değişime paralel olarak sosyal sorunlarda artış gözlemlenmekte birey, aile ve toplum sorunlar karşısında sosyal hizmetlerinden yoksun, sorunlarına çözüm üretememektedir. Sosyal sorunlar karşısında ilgisiz, tepkisizlik yerine ortak duyarlılık oluşturarak, organize olarak çözüm üreterek geleceğe güvenle bakabilir, toplumsal barış ve huzuru sağlayabiliriz. Sosyal sorunların çözümü, toplum temelli sosyal hizmet organizasyon ve kurumlarla yeniden oluşturarak mutlu aile, güvenli toplum yapısı içersinde üretilir. Çözüm sürecine uzman profesyonellerden oluşturulan kadrolar yanı sıra gönüllü, sivil toplum kuruluşları katılarak işbirliği ve eşgüdüm içersinde toplumda sorumluluk duygusu, vatandaşlık bilincini geliştirerek ancak sorunlar çözülebilir.
Hayatı bilgisiz yöneterek sorunları çözümlemek mümkün değildir. Bilgili, tecrübeli, eğitimli ve yeterince donanımlı olamazsak hayat bizi yönetir, sorunlar bizi yönetir, bunun sonucu faturası çok ağır olabilir. Hayat içinde kendimizi desteklememiz, donanımımızı geliştirmemiz gerekiyor. Eğitim kurumlarında alınan eğitimle dışarıya çıkıp hayata atıldığımızda karşılaşacağımız durumlar aynı olmayabilir. Kendimizi sürekli yenileyip adapte olmamız gerekir. Mesela anne baba olduk, bununla ilgili bir eğitim veren kurum var mı? Çok az sayıda var fakat her kesim bundan yararlanamıyor. Eğitimli olan anne babalar, bunun ihtiyacını hisseden insanlar bu eğitimden faydalanıyorlar. Aslında eğitimin ihtiyacını duymak ve istemek gerekmektedir. Eğitimin temel amacı ve fonksiyonu sadece bilgili değil, eğitimli insan yetiştirmektir.