Skip to content

Archive

Category: Toplum Ruh Sağlığı

Üsküdar Üniversitesi Şiddet ve Suçla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi (ŞİDAM) ve Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele (HEGEM) tarafından gerçekleştirilen “Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması”nın Marmara Bölgesi sonuçları açıklandı. 50bin lise öğrencisinin katıldığı anket sonuçlarına göre gençler hem evde hem de okulda şiddete maruz kalıyor. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da birbirlerine şiddet uyguluyorlar. Öğrencilerin henüz ilkokul sıralarındayken kavgaya karışma oranları yüzde 62. Öğrenim hayatı boyunca sıra dayağı cezasına çarptırılmış olanların oranı ise yüzde 63,69 olarak belirtiliyor. Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması’nın verileri, her iki lise öğrencisinden birinin okulda öğretmenleri veya okul yöneticisinin sözel şiddetine maruz kaldığını gösteriyor. Araştırmadaki çarpıcı bir başka bulgu da aile içinde de sözel şiddetin aynı oranda uygulanması. ŞİDAM araştırmasında sözel şiddet; ad takılması, alay edilme, iğneleyici söz söylenmesi, takılma, laf atılması, hakarete uğrama, küfür edilmesi, dedikodu yayılması, tehdit edilme, kızma ve benzeri davranışlar olarak adlandırılıyor. Buna göre anneleri tarafından sözel şiddete maruz kalan öğrencilerin oranı yüzde 56,65 iken, babaları tarafından sözel şiddete maruz kalanların oranı ise yüzde 47,05. continue reading…

Hastaneler, hasta hizmetlerine giderek daha fazla önem vermektedirler. Daha önceleri sadece “hastalar” sağlık hizmetini alan olarak kabul edilirken bugün gerçek anlamda sağlık hizmetlerine iştirak eden tüm bireyleri kapsamaktadır. Hastanemizde psikiyatrik bozukluklar tanısıyla tedavi gören hastalarımız damgalanma ve ayrımcılık açısından en fazla nasibini alan hastalık grubudur. Şizofreni başta olmak üzere ağır ruhsal hastalıklar da psikiyatrik hastalıklar içerisinde en fazla damgalanan hastalıklardır. Psikiyatrik tedavi sonrası yaşam hastanın aile ve sosyal işlevselliği olumsuz etkilenmektedir. Günlük yaşam koşullarında “akıl hastası”, “ruh hastası”, “deli” etiketlemeleri ile hasta ve aile dışlanmakta sosyal hayata adaptasyonu güçlenmektedir. Sosyal hizmetin profesyonel amaçları vardır. Bu amaçlar; koruyucu-önleyici, destekleyici, eğitici-geliştirici-değiştirici, tedavi ve rehabilite edici amaçlardır. Sosyal hizmet uzmanlarının mesleki rolleri ise planlayıcı, bağlantı kurucu, savunucu, izleyici, harekete geçirici, hızlandırıcı, öğretici, eğitici, toplumu bilgilendirici, araştırmacı, destekleyici ve tedavi edici vb. gibi rollerdir. continue reading…

Küresel düzeyde tüm insanlığa yönelik risk ve tehlikeler içeren pek çok sorundan bir tanesi de çocuk işçiliğidir. En genel anlamıyla çocuk işçiliği bir ülkedeki kanunlar tarafından belirlenen yaş sınırının altındaki çocukların çalıştırılması anlamına gelmektedir. Çocuk hakları sözleşmesine göre çocukların eğitilme, giyinme, barınma, sağlık gibi çok temel hakları vardır. Çocuklar çalıştırıldıkları zaman bu haklardan mahrum kalırlar ve bu nedenle çocuk işçiliği insan hakları sorunudur. Ülkemizde meydana gelen toplumsal değişme, kentleşme, sanayileşme, iç göç hızının artması, aile kurumunun parçalanmasına paralel olarak çocukların çalıştırılması hızla artan bir sosyal sorunudur. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gelişmekte olan ülkelerde 5- 17 yaşları arasında dünya genelinde yaklaşık 218 milyon çocuğun çalıştırılmakta olduğunu tahmin etmektedir. Çocuk işçiliği,  çalışan çocuklar sorunuyla birlikte; suça bulaşan, sokak çocukları sorununu da beraberinde getirmektedir. continue reading…

Hatay İli Reyhanlı İlçesi’nde 11 Mayıs 2013 tarihinde  meydana gelen terör saldırısı sonrası oluşan sosyo-psikolojik duruma yönelik Hatay Valiliği ve M. Kemal Üniversitesi işbirliği ile “Reyhanlı İlçesi Sosyal Destek Eylem Planı” toplantısı, 14.05.2013 tarihinde Hatay Vali Yardımcısı Fahrettin Göncü başkanlığında, Üniversite Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Mahmut Aldatmaz, Hatay İl Sağlık Müdürü Sabahattin Yılmaz ve Hatay İl Milli Eğitim Müdürü Osman Şimşek ve ilgili diğer birim temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Toplantıda Reyhanlı halkının bir nebze olsun yaralarını sarmak amacıyla aşağıda belirtilen kararlar alınmıştır: 1. Ziyaretler: Reyhanlı’da gerçekleşen müessif olay neticesinde meydana gelen psiko-sosyal travma ortamının kısa sürede atlatılabilmesi için Üniversitemiz senato üyeleri ile Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği ve Başhemşirelik temsilcileri, Reyhanlı Kaymakamlığı, Reyhanlı Belediye Başkanlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Jandarma Komutanlığı, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve diğer kamu/özel kurum ve kuruluşlar ile vefat eden ve yaralanan vatandaşların ailelerine yapılacak taziye ve geçmiş olsun ziyaretleri. continue reading…

Yapısal farklılıklarından dolayı insanın bulunduğu her yerde değişim ve çatışma kaçınılmazdır. İki birey, iki grup veya birey-grup bir araya geldiği andan itibaren, fikir, değer, yöntem veya menfaatler zıtlaşmaya başlar. Bu durum, resmi ilişkilerde olduğu gibi aynı zamanda gayri resmi ilişkiler için de söz konusudur. İnsanların her biri kendi adesesinden bakarak bulundukları durumu tanımlama eğiliminde olduğu için çatışmanın olmaması imkânsızdır. Oysa birbirinin karşıtı gibi görünen bu birey ya da gruplar, faaliyetleriyle birbirlerini tamamlarlar. Çatışmayı veya değişimi meydana getiren insanların karşı karşıya kalmalarının sebebi, aralarında ki müzakere eksikliği veya yanlışlığı olabilir. İkna, karşı tarafın fikrimizi veya önerimizi kabul etmesini, istediğimizi yapmaya razı olmasını sağlama faaliyetidir. Küreselleşen dünyada ticari alanda, eğitimde, insani ilişkilerde muhatabı ikna etmek çok önem arz etmektedir. continue reading…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kadınların şiddete, adaletsizliğe, eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı başlattıkları mücadele gününün adıdır. Ülkemiz‘de son yıllarda kadına yönelik şiddet hızla artış eğiliminde olduğu gözlenmektedir. %85 şiddet, Kadına Cinayetleri Durduracağız Platformunun 2012 ye ait yayınladığı rapora göre ilk altı ayda 92 kadın erkekler tarafından öldürüldüğü belirlenmiştir.. Rapora göre öldürülen kadınların 29’u boşanma, ayrılma, reddetme ve kıskançlık gibi sebeplerle öldürülürken 11’i işsizlik ve krizin tetiklemesiyle 8’i intihar veya intihar süsü verilerek 6’sı çocuğunu veya başka bir kadını korumak istediği için 3’ü aile meclisi kararıyla 2’si cinsiyet kimliği, 22si tecavüz sonrası öldürüldü. 2012 Eylül ayı itibariyle fiziksel ve duygusal şiddete uğrayan 5 bin 9 kadın İstanbul Barosu kadın hakları merkezine başvurduğu açıklanmıştır. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC), ILO, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi ve Dünya Sağlık Örgütü verilerinden derlediği ”Kadına Karşı Şiddetin Gerçekleri Raporu”na göre, dünyada her üç kadından birinin, yaşamları boyunca en az bir kez fiziksel ya da cinsel saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor. continue reading…

Doğu ile Batı arasındaki ayrımlardan birisi karşımıza erkek ve kadın arasındaki fark şeklinde Doğu kültürleri içinde de yaşanır. Ağlamak çok doğal bir duygusal yoğunlaşma alameti iken, ataerkil kültürler kadını duygusallıkla ve sadece erkeği akıl ve rasyonalite ile özdeşleştirir. Bir yandan aynı kültür içinde bu ayrım yapılır: Akıl duygudan, erkek kadından, beyaz siyahtan, Batı Doğu’dan, zengin fakirden, ışık karanlıktan “üstündür.” Diğer yandan, kültürler arası olarak da bu ayrım geçerli kılınır. Takva faktörü bu tanımlamada Doğu’ya özgü, geçersiz,  tasnif dışı bir kategoridir… Düşünsel zekâ ile duygusal zekâ arasında alt-üst ilişkisi kuran bu bakış güya biri lehine diğerini üstün görür. Sonuçta Doğu duygusal, Batı ise rasyonel kimlikle anılır. Batı, Doğu’lu erkek ve kadını kendinden aşağıda ve duygusal görürken, Doğulu erkek de Doğu’lu kadını aynı kefeye koyar. Yani Batı Erkek olur, Doğu ise kadın rolünde figüranlaştırılır. Batı, Doğu’nun erkeğini, kentli erkek kırsaldan olanı baskıladıkça, baskı Doğu’lu ve kırsal kadına yansır. Kırsaldan kente, Türkiye’den Almanya’ya göç olgusunda da aynı durumları gözlemlemek mümkündür. continue reading…

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHID) tarafından “Türkiye’de Engellilere Yönelik Ayrımcılık Ve Hak İhlalleri” adlı bir rapor yayınlandı. Rapor 2011 yılına ilişkin, engelli bireylere yönelik ayrımcılık ve hak ihlallerini kapsamaktadır. Mahir Işık ve arkadaşları tarafından yayına hazırlanan rapor engellilere yönelik ayrımcılık ve hak ihlallerini gündeme getirmektedir. Raporun giriş kısmında şu ifadelere yer verilmiştir: “Engelli bireylerin hakları sorunu bir insan hakları sorunudur. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de engelli bireyler temel haklardan yararlanmada ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Raporun hazırlanmasındaki amaç engelli bireylere yönelik ayrımcılık ve hak ihlallerinin görünür kılınması yoluyla farkındalık yaratmak ve yasama/yürütme otoritesinin engelliler alanındaki politika ve uygulamalarının insan hakları ve fırsat eşitliği temeline oturtulmasına katkıda bulunmaktır. continue reading…

17 yaşındaki M.G.’nin, hastanedeki odasında bıçaklayarak öldürdüğü Dr. Engin Arslan, marangozluk yapan bir babanın 6 çocuğundan biriydi ve üniversite okuyan tek çocuktu. Mutlu bir aile hayatı olan Aslan, çevresinde yardımsever kişiliği ve çocuklara olan sevgisiyle tanınıyordu. En büyük mutluluğu çocuklarla oynamak olan Arslan, baba olma heyecanını yaşarken aramızdan ayrılıp gitti. Arslan eğer yaşasaydı, 3 ay sonra baba olacaktı ama göğsüne aldığı bıçak darbeleri onun da, ailesinin de, eşinin de hayallerini yıktı. continue reading…

Hepimizin bildiği gibi 7 Aralık 2010 tarihinde bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Ayşe Paşalı Ankara’da sokak ortasında eski eşi tarafından 11 kez bıçaklanarak öldürüldü. Tecavüze uğradığı ve şiddet gördüğü için eşinden boşanması sonrası eski eşinden gördüğü şiddetin devam etmesi nedeniyle savcılığa, mahkemeye yaptığı başvurulara rağmen “DEVLET”in Ayşe Paşalı’yı koru(ya)maması, bir önlem al(a)mamasının böyle bir acı sonun yaşanmasında önemli etken olduğu da görüldü. Başta yaşam hakkı ve bu yönde can güvenliğinin sağlanması ile ilgili “İnsan Hakları Sözleşmesi” veya kadına karşı her türlü ayrımcığın kaldırılması ile ilgili CEDAW sözleşmesi gibi 2004 yılından beri iç hukukun bir parçası olan sözleşmelerinde bir değer ifade etmediği de görüldü. Böylece, her 8 Martta “Dünya Kadınlar” gününü de diğer dünya ülkeleri ile birlikte kutlayan ve bu yönde “resmi” birçok açıklamalarında yapıldığı Türkiye’de resmi verilere göre % 40 oranında bir yoğunlukla yaşanan ev içi şiddet gören kadın ve çocukların korunup kollanması, korunması konusu da bir ölçüde gündeme taşındı. continue reading…