Skip to content

Archive

Category: Toplum Ruh Sağlığı

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet yüksek okulunda son sınıf öğrencisiyken Devlet Bakanı Türkan Akyol döneminde gündeme gelen kadın bakanlığı ilgili  “Kadın ve Aile Dergisi”nde “kadın bakanlığı ama nasıl?” başlığı ile yazı yazarak okurla düşüncelerimi paylaşmıştım. Yıllar geçmesine rağmen çocuk, kadın ve aile ile ilgili icracı bir bakanlık kurulamamış, surunlar devlet bakanlığına bağlı kuruluşlar üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. İcracı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 Haziran 2011 tarihinde kanun hükmünde kararname ile  “aile” ismiyle bakanlık kurulmuştur. Bireyi, çocuğu ve kadını aile sistemi içersinde birbirinden ayırmadan bütünlük içersinde ele alarak bakanlığa “aile” isminin verilmesinin uygun bir karar olmuştur. continue reading…

Çocuk gelişiminde çocuğun ileriki yaşlarda zorluk yaşamaması için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Çocuğun gelişiminde en temel sorumluluk ebeveynleridir. Ana-baba çocuğu ile gelişiminde sağlıklı rol ve model olarak sorumluluğunu ortaya koyar. Aile içersinde eşler arası ilişkilerde, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde açık, birbirleri anlamaya dönük, bireysel hak ve sınırlara saygıya dayalı ilişki sistemi kurulmalıdır. Bireylerin karar alma süreçlerine katılarak yer aldığı, her bir üyenin sesini birbirine duyurabildiği ve kendisinin anlaşılmış hissettiği bir aile sisteminde çocuk sağlıklı gelişir. Böyle bir aile sisteminde kişilik, duygusal ve sosyal gelişimini tamamlamış çocuk bağımsız, özgüveni gelişimi oluşturmuş, kendi sınırlarını belirleyerek toplumsal hayat içersinde kendisiyle barışık bir birey olarak geleceğe hazırlayabilir. continue reading…

Ülkemizde ve içinde yaşadığımız şehirde göç hareketliliğine bağlı olarak yeni yerleşim yerleri kurulmakta, mahalleler sitelere dönüşmektedir. Değişim, sosyal bir olgu olarak insan için kaygı, endişe ve kriz faktörüdür eğer sağlıklı yönetilemezse çatışmaya dönüşür. Özellikle İstanbul hızlı gelişimin yaşandığı toplumsal yapının sürekli değiştiği, mahallelerin yerleşim özelliklerini yitirerek insanların kendilerini güvenli, temiz, düzenli yerleşim bölgeleri olan siteleri tercih ettiklerini görüyoruz. Siteler ülkemizin kültürel, etnik ve yaşam biçimi farklı bölge insanlarından oluşmakta, toplumsal yaşamda sosyolojik bir değişimi beraberinde getirmektedir. Sitelerde birbirini tanımayan, yeni yaşam kültürü oluşturan bireyler olarak; “ailelerimizden komşularımıza, grup içi ilişkilerden topluma, cemaatten cemiyete doğru yeni bir hayat kültürü üretebilmeliyiz.” Böylece yaşamımızı daha anlamlı kılabilmeliyiz. continue reading…

Evsizlik, özellikle gelişmiş ülkelerde kapitalizmin tüm kurumlarıyla islediği ve bireyselciliğin ön plana çıktığı, 1980’ li yıllarda önemli bir sosyal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise yoksulluk, yetersiz gelir, ruh hastalığı, kendini gerçekleştirememe, işsizlik ve normal yaşam standardı altında yaşayan birey ve ailelerin hızlı bir şekilde artmasıyla gündemimize girmiştir. Evsizlik olgusunu, özellikle ruh hastası ve madde bağımlısı çocuk ve kadınlar yoğun bir şekilde yaşamaktadır(1) Sosyal güvenliliğin aşınması, iş fırsatlarının tabana yayılamaması ve mevcut iş imkânlarının yoksulluk sorununa bir çözüm getirememesi ile beraber evsizlerin sistem tarafından bir korku unsuru olarak kullanılması da problemin büyümesine yol açmaktadır.(2) Çağdaş evsizlik sorununun ortaya çıkmasında, geniş ve büyüyen bir sosyal soruna dönüşmesinde özellikle kentleşmenin beraber getirdiği sorunlar ve teknolojinin inanılmaz gelişiminin önemli bir etkisi bulunmaktadır. (1),(2) continue reading…

Töre cinayetleri, içinde yaşadığımız toplumda belirli bir toplum kesiminin asırlarca süren, kadına yönelik şiddeti içeren patolojik geleneğidir. Cinayete götüren,  kadına yönelik şiddeti içeren ve bir insanın hayatına son veren anlayış hastalıklıdır. Töre cinayetlerine duygusal düzeyde yaklaşmak, üzülmek veya öfkelenmek yetersiz olduğu gibi  bir çok kadın, çocuk ve ailesi için kanayan yaralara yol açmaya devam etmektedir. Öncelikle işlenen cinayetlerin sosyal, kültürel nedenlerini tespit etmek ve arkasında yatan düşünceyi sorgulamaktan başlamalıyız. Böylece töre cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gerektiği gibi çocuk, aile ve toplumsal sorunlarla çalışan meslek elemanlarını organize ederek, koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı hizmetleri toplumumuzun her kesimine her bölgesine yaygınlaştırmalıyız. continue reading…

Ruh sağlığı hizmetlerinin planlanması için yazılı ve resmi olarak kabul edilmiş planların olması gereklidir. Elimizde eksikliklerine rağmen Ruh Sağlığı Politika Metni’nin olması büyük bir ilerlemedir. Yapılması gereken bir sonraki adımı atarak Ruh Sağlığı Eylem Planı ve Programı yazmak olmalıdır. Bu metin bu ihtiyacı gidermeye yöneliktir. Metin benim tarafımdan toparlanıp çerçevesi çizilmesine rağmen Türkiye Psikiyatrisinin birikimini yansıtmaktadır. Kitap içinde verilen birçok belgeden anlaşılacağı gibi içeriğin oluşmasında Türkiye Psikiyatri Derneği’nin önemli katkısı vardır. Bazı metinler ise bakanlığın öncülüğünde kurulan ve ruh sağlığı alanında çalışan birçok profesyonelin katıldığı çalışma grubunun katkısıyla oluşmuştur. continue reading…

Günümüzde yaşanan değişime paralel olarak sosyal sorunlarda artış gözlemlenmekte birey, aile ve toplum sorunlar karşısında sosyal hizmetlerinden yoksun, sorunlarına çözüm üretememektedir. Sosyal sorunlar karşısında ilgisiz, tepkisizlik yerine ortak duyarlılık oluşturarak, organize olarak çözüm üreterek geleceğe güvenle bakabilir, toplumsal barış ve huzuru sağlayabiliriz. Sosyal sorunların çözümü, toplum temelli sosyal hizmet organizasyon ve kurumlarla yeniden oluşturarak mutlu aile, güvenli toplum yapısı içersinde üretilir. Çözüm sürecine uzman profesyonellerden oluşturulan kadrolar yanı sıra gönüllü, sivil toplum kuruluşları katılarak işbirliği ve eşgüdüm içersinde toplumda sorumluluk duygusu, vatandaşlık bilincini geliştirerek ancak sorunlar çözülebilir. continue reading…

Hayatı bilgisiz yöneterek sorunları çözümlemek mümkün değildir. Bilgili, tecrübeli, eğitimli ve yeterince donanımlı olamazsak hayat bizi yönetir, sorunlar bizi yönetir, bunun sonucu faturası çok ağır olabilir. Hayat içinde kendimizi desteklememiz, donanımımızı geliştirmemiz gerekiyor. Eğitim kurumlarında alınan eğitimle dışarıya çıkıp hayata atıldığımızda karşılaşacağımız durumlar aynı olmayabilir. Kendimizi sürekli yenileyip adapte olmamız gerekir. Mesela anne baba olduk, bununla ilgili bir eğitim veren kurum var mı? Çok az sayıda var fakat her kesim bundan yararlanamıyor. Eğitimli olan anne babalar, bunun ihtiyacını hisseden insanlar bu eğitimden faydalanıyorlar. Aslında eğitimin ihtiyacını duymak ve istemek gerekmektedir. Eğitimin temel amacı ve fonksiyonu sadece bilgili değil, eğitimli insan yetiştirmektir. continue reading…

Sivil toplum kuruluşları halka yerinden, mahallesinden gönüllü hizmet sunan kurumlardır. Mahallesinde yaşayan vatandaşların, sivil toplum hizmetlerinden en ideal anlamda yararlanmaları çocuk, kadın, aile, özürlü ve toplumların beklentilerinin tam olarak belirlenmesiyle olanaklıdır. Vatandaşların taleplerini analiz eden, yönetim sürecine katılımı esas alan sivil kurumlar vatandaşların mutluluk, huzur içersinde hayat düzeylerini geliştirecek hizmetleri ortaya koyabilir. Yalnız halkın ihtiyaçları ve beklentilerinin yanında gelecek vizyonunun oluşturulması, yöre halkının şu an için aklından bile geçirmediği ancak, halkın hizmet çeşitliliğini ve ileriye dönük mutluluk ve sosyal refahını geliştirecek hizmetlerin devreye sokularak ufkunun da açılması gerekmektedir. continue reading…

Sosyal hizmetlerinin merkezinde insan vardır. İnsanın sağlık, eğitim, ruhsal ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik hizmetleri içerir. Bireyin, aile ve toplum hayatında güven duygusu içersinde yaşamını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarının karşılanması sosyal hizmetlerin temel misyonunu oluşturur. Ülkemizde yaşanan değişime paralel olarak ailenin sosyo-ekonomik yapısı değişmiş, aile içi iletişim çatışması, kadına yönelik şiddet, çocuğunu ihmali, istismarı, çocuk ve ergenlerde davranış sorunları, uyuşturucu bağımlılığı hızla artmakta engellilerin toplumsal hayata adaptasyonunda güçlükler yaşanmaktadır. continue reading…