Modernleşme sürecine bağlı olarak, ülkemizde hızlı bir toplumsal değişim yaşanmaktadır. Şehirlerde yoğun göç yaşanmakta, hayat tarzı sürekli farklılıklaşmaktadır. Değişim birey ve toplumlar için kriz faktörüdür. Değişim yönetilemezse çatışma ortaya çıkar. Yaşanan cinsel istimrar suçları çatışma durumunun dışa vurumudur. Bireyler ve toplumlar değişen koşullarda hayatlarına nasıl yön verecekleri hususunda güçlük çekmektedir. Küresel kapitalizm insanları tüketime yönlendirmekte, insanlar ürettikçe değil tükettikçe değerli oldukları yanılgısı içersinde düşmektedir. İnsanlar güçlü olarak, güvende olacakları algısı içersindeler. Hâlbuki insan varlığı öznedir. Ancak günümüzde nesneleştirilmiştir. Ahlak, vicdan, hukuk, saygı ve sevgi tersyüz edilmiştir. İnsan değerler yerine hazlar ön plana çıkmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” raporunda, 2007 yılında 1800 çocuğa yönelik 1268 cinsel taciz vakası kayıtlara geçtiği belirtiliyor. 35 çocuk ciddi şekilde yaralandığı, 111 çocuğa yapılan tacizin akrabalardan geldiği belirlenmiştir. Tacizde 2008 yılı da karamsar geçtiği rapora göre, bu yılın ilk üç ayında kayıtlara geçen vaka sayısı 447′yi bulduğu, Aile içinde 43 cinsel saldırı yaşandığı, bir çocuk hayatını kaybederken, 81 çocuk da yaralanıp hastanelik olduğu vurgulanıyor. Son günlerde medya haberlerde ortaya çıkan cinsel istismar ve taciz haberlerindeki yoğunluk bu yıl içersinde de artarak görüldüğünü ileri sürebiliriz.
Elbette taciz ve tecavüz haberlerini birey, aile ve toplumda psikolojik, duygusal ve davranışsal etkilerini hesaba katarak vermeliyiz.
Öncelikle habere konu olan birey ve ailesinde endişe, kaygı ve suçluluğu derinleştirecek, utanç duygusunu arttıracak yayın tarzından kaçınmalıyız. Haber yorumları toplumsal ruh sağlığını korumaya yönelik, bilgilendirici ve bilinçlendirici olmalıdır. Çocuğun ve kadının cinsel istismar tutumu karşısında nasıl davranacağını, kendini ve bedenini nasıl koruyacağı hakkında bilinçlendirmelidir.
Taciz ve tecavüzün önlenmesi yönünde birey ve toplumu cesaretlendirmeli ve harekete geçirmelidir. Ajitasyon yapmadan, toplumda kaygıyı arttırmadan, sadece olumsuz örnekler göstererek, olumlu nasıl davranılması gerektiğini vurgulamadan verilen haberler, suç potansiyeli olan kişiler yol gösterici olabilir. Dolayısıyla medya haberleri uzman gözüyle değerlendirildikten sonra sunulmasında yarar olduğuna inanıyorum.
Cinsel istismar konusunda ailelerin çocuklarını yetiştirirken çocuğun güven duygusunun gelişimini destekleyici, çocuğun sınırlarını belirlemede örnek olması ve kötülükler karşısında “hayır” diyebilme refleksini gösterebilmesine yardımcı olmalıdır.
Çocuklarıyla iletişimde otoriter, baskıcı ve koruyucu, bağımlı tutumlardan kaçınmalıdır. Çocuklarıyla açık iletişim kurmalıdır. Böylece çocuk sorunlarını baskı altında hissetmeden ebeveynleriyle paylaşarak, sorunun çözümlenmesinde aile desteğini alarak erken müdahale etme fırsatı verecektir.
Sadece aile içi önlemler yeterli değildir. Özellikle bireyin ahlak, vicdan ve temel değerler eğitimine önem vermeliyiz. İyi-kötü, doğru-yanlış ve olumlu-olumsuz tutum ve değerleri net, açık olarak ortaya koymalıyız. Doğal olarak bir toplumda hak ve hukuk bilinci geliştirmeliyiz.
Toplumda üzerine düşen sorumluluğun bilincinde olmalıdır. Öncelikle günümüzde yeniden insan ve toplum inşa modeli ortaya koymalıyız. Sağlıklı mahalle kültürü geliştirmeliyiz. İnsanları sorunları karşısında yalnız bırakmamalıyız. Burada en etkili kurum STK ve Yerel Yönetimlerdir. STK ve Belediyeler ayni ve nakdi yardımın politikalarını ötesine geçerek aile kurumunu psikososyal destek, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri yürütmelidir. Özellikle göç alan bölgelerde şehir yaşamına uyum sorunlarının çözümüne, ailenin güçlendirilmesine yönelik politikalar ve projeler üretmelidir.Bu amaçla STK ve Belediyeler aile danışma, toplum ve rehabilitasyon merkezleri açarak toplumun şehir yaşamına uyumu ve adaptasyonunu desteklemelidir. Böylece koruyucu ve önleyici sağlık ve sosyal hizmet yaygınlaştırılmalıdır.
Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı
Comments