Uyurgezerlik: Çok küçük çocukların uyurgezer olması normal değildir.  Bu durumun başlama yaşı tipik olarak beştir.  Uyurgezerler, gözleri açık olarak dolaşırlar ama aslında uyur durumdadırlar.  Elleri önlerinde ve havada dolaşmazlar, gözleri sabit bir noktaya bakmaz ama sendeleyerek ve bilinçsizce dolaşırlar.  Ertesi gün ne olduğunu hiç anımsamazlar ve uyanırlarsa nerede oldukları ve ne yaptıklarını bilemezler.

Gece korkuları: Gece korkuları (uyku terörü de denir) biraz daha büyük çocuklarda yaklaşık 12 yaşına kadar görülebilir.  Gece korkuları yetişkinlerde de ortaya çıkabilir ya da tekrarlayabilir. Korkular uykunun rem dışındaki bölümünde meydana gelir ve bunu yaşayan çocuklar çok korkunç bir deneyim yaşıyor izlenimi verirler.  Yatağında oturur ve çığlık atarlar.  Bazen de yataktan çıkıp yürüyebilirler.  Gözleri açıktır ama uyanık değillerdir.  Bu durum bir dakika kadar sürer ve sonra sona erer; ertesi gün hiçbir şey anımsamazlar.

2.a. Gece Alt Islatma (Enürezis)

Enürezis, tekrarlayıcı nitelik taşıyan istem dışı işemedir.  Çocuklarda sık, yetişkinlerde nadir görünür.  Çocuk 3-5 yaşları arasında idrarını gece gündüz kontrol edebilecek biyolojik olgunluğa erişir.  Bu yaşlardan sonra ayda en az iki kez yatağını, gündüz donunu ıslatması bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir.

Enüretik çocukların büyük çoğunluğunda istem dışı işemeler bebekliklerinden beri süre gelmektedir; buna birincil enürezi denir.  En az bir yıl gibi bir süre çişini kontrol edebildikten sonra ıslatmaya başlayanlar vardır, buna da ikincil enürezi denir.  Birincil enürezis daha sık görülür. 

Enürezis genellikle tek belirti görülse de, gece kabusları, kekeme, tik ile birlikte görüldüğü durumlarda vardır.  Bu belirtilerden biri ya da bir kaçı ile birlikte görüldüğünde, ruhsal bozukluğun daha önemli olduğu düşünülmektedir.

2.b. Kekemelik

Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen duraklamalar şeklinde kendisini gösteren bir konuşma bozukluğudur.  Hastalık genellikle 12 yaşından önce, çoğunlukla 2-7 yaş arasında başlar.  Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişir.  Psikolojik streslerin yoğun olduğu durumlarda artar (sınav, çekinilen kişilerle konuşma zorunluluğu, korku, endişe duyguları yaratan ortamlar).  Konuşma çok yavaş ya da çok hızlı olabilir.  Genellikle şarkı söyler, ve şiir okurken kekeleme olmaz. Ağır durumlarda, tekrarlayan vücut hareketleri konuşmaya eşlik eder.  Örneğin elini dizine ya da masaya vurma, ayağını yere vurma, başını sallama, gözlerini kırpma gibi.

2.c. Elektif Mutizm (seçici konuşmamazlık)

Çocuğun konuşma ile herhangi bir sorunu olmamasına rağmen toplum içinde ve yabancı kişilerle konuşmayı reddeder. Bu çocuklar ailelerinin ve tanıdıklarının yanında rahat konuşabilirler.  Ancak sosyal ortamlarda kaygı düzeyleri artar ve konuşmayı reddederler.  Bu çocuklar da konuşmaya karşı aşırı bir direnç ve inatçılık görülür.

2.d. Parmak Emme

Kızlarda daha sık görülür.  Parmak emme yatma zamanında ve anne babadan ayrılma gibi durumlarda normaldir.  Yaklaşık olarak çocukların 12 yaş civarında hala parmaklarını emdikleri belirlenmiştir.  Sürekli parmak emen ve bu davranışı 3.5 yaşından sonra öğrenen çocuklarda diş çıkarma sırasında sorunlar oluşabilir.  Bu davranış genellikle çocuklarda güvensizliğin ve çekingenliğin bir belirtisi olabilir.  Nedenler ortadan kaldırıldığında bu davranışında söndüğü çoğunlukla gözlenmiştir.

2.e. Tırnak Yeme

Tırnak yeme alışkanlığı çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz.  (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33′ünde tırnak yeme davranışı görülür.  Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir.  Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır.  Bunun için de tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir

Tırnak yeme, çocuğun yaşamında hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun kesinlikle bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul edilmeli ve mutlaka altında yatan sebepler tespit edilerek ortadan kaldırılmalıdır.  Tırnak yeme davranışı incelendiğinde, daha çok belirli bir grup sebepten kaynaklandığı gözlemlenmektedir.  Bu sebepler aşağıdaki maddelerde gruplandırılmıştır.

- Üzüntü ve sıkıntı duyguları

- Gerilim ve kaygı duyguları

- Öfke ve saldırganlık duyguları

- Korku

- Değersizlik ve güvensizlik duyguları

- Aile içi iletişim sorunları

Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir.  Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması ve bu çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.  Anne baba geçimsizlikleri, anne babanın sık sık kavga etmesi, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur.  Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar.  Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.

2.f. Çocuklarda Sosyal Fobi

Sosyal fobi, başka insanların bulunduğu ortamda aşırı heyecan ve korku duyma ile karakterize bir fobi türüdür.   Toplum içinde bulunmaktan, topluluk önünde konuşma yapmaktan kaçınma davranışları, sosyal fobi içerisinde en sık görülen davranışlardır.  Çocuklarda ise sosyal fobi daha çok yabancılarla ilişki kurmaktan uzak durma, yanlış bir şey söylemekten, rezil olmaktan korkma şeklinde görülmektedir.

Bu çocuklar kendi ailesi ve tanıdıkları dışındaki kimselerle ilişkiye girmekten kaçınırlar.  Çevrede başka kişi veya kişiler, özelliklede yabancı kişilerin bulunması çocuğun şiddetli bir kaygı, sıkıntı, huzursuzluk ve utangaçlık duymasına yol açar.  Okulda öğretmenin sorduğu sorulara yanlış cevap vermekten korktuklarından derslerde söz almaktan çekinirler.  Girişkenlik ve atılım isteyen, cesaret ve güven isteyen her türlü etkinlikten kaçınırlar.  Herhangi bir sorumluluk gerektiren bir işi yapmak zorunda kaldıklarında, üzerlerinde büyük bir baskı hissederler.  Tek başına bir şey yapmaktan veya bir yere gitmekten çekindikleri için, bu çocuklarda özellikle anneye bağımlılık görülür.  Bu nedenle arkadaşlık kurmada ve sürdürmede zorluk yaşarlar.

Sosyal fobili çocukların yapmaktan kaçınabileceği davranışları şöyle sıralayabiliriz:

Sınıfta yüksek sesle bir şey okuma,

Sanatsal veya sportif bir faaliyete katılma,

Bir konuşmaya katılma ya da bir konuşma başlatma,

Yetişkinlerle konuşma ve ilişki kurma,

Tahtaya yazı yazma,

Sınav endişesi,

Diğer çocuklarla oyun oynama veya beraber bir faaliyette bulunma,

Sınıfta kendisine yöneltilen bir soruyu cevaplama,

Fotoğraf çektirme,

Umumi tuvaletleri kullanma,

Telefonda konuşma,

Başka insanların önünde yemek yeme,

Bir başkasından ya da öğretmenden yardım isteme,

Konuşurken göz kontağı kurma,

Yeni şeyler deneme,

Otorite sahibi biriyle konuşma (öğretmen, müdür, vs.)

2.g. Okul Fobisi

Çocuklarda sosyal fobiyle birlikte en sık görülen durumlardan biridir.  Okul fobisiyle başlayıp sosyal fobi olarak devam eden çok vaka vardır.  Okul çocukların kendilerini güvende ve rahat hissedebilecekleri bir ortam olmasına rağmen, bu çocuklar bunun tam tersini düşünürler.  Onlar için okul, kaygı düzeylerini arttıran bir yerdir.  Okul korkusunun başlıca sebebi, anneden ayrılma anksiyetesidir.  Bunun yanında öğretmen değişikliği, okulda sıkıntı verici olayların olması veya yeni bir kardeşin doğması da diğer nedenler arasındadır.  Bütün anksiyete bozukluklarında olduğu gibi, okul korkusunun ve sosyal fobinin kızlarda görülme sıklığı daha fazla görülmektedir.

2.h. Yeme Bozuklukları

1. Anokreksiya Nervoza (patolojik kilo verme): iştah azalması olmaksızın aşırı kilo kaybı ile karakterize ağır bir ruhsal bozukluktur.  Ergenlik çağında daha sık görülen bu yeme alışkanlığındaki ağır hastalık kızlarda daha yaygındır.  Normal kilosunun 1/3’ünü kaybeden anoreksik hastaların yaklaşık % 10’un da ölüm görülür.

Ortalama beden ağırlığının isteyerek ve bilerek % 20’sini verme anoreksi tanısı için gereklidir.  Beden imgelerindeki algılama bozukluğu hastalığın oluşumunda etkili olmaktadır.  Kilo alarak görünüşünün çok çirkin olduğuna inan hastalar. Kilo vermek için her yolu denerler. 

Tedavide hastaneye yatırma hayat kurtarma açısından gerekebilir.  Depresyona bağlı iştah azalması ve kilo kaybından ayırt edilmesi gerekir. 

2. Blumia (patolojik kilo alma): İştah azalması sonucu kısa süre içinde anormal kilo alma davranışı da başka bir yeme bozukluğudur.  Hastalar adeta içerden bir güç tarafından zorlanıyormuş gibi durdurulamaz bir biçimde istem dışı olarak ne bulurlarsa yemeye çalışırlar.  Durdurulmak istendiğinde öfkeye kapılırlar.  Aldıkları aşırı kilonun yarattığı beden görünümünü sanki fark edemiyorlar gibi bir tutum içindedirler.  Aşırı yeme nöbet nöbet gelebileceği gibi, anoreksik bir dönemin hemen arkasındanda gelebilir.  Ayrıca blumi nöbetini ağır bir anoreksi dönemi izleyebilir.

2.ı. Uyku Problemleri

Uykusuzluk, en sık rastlanan uyku bozukluğudur.  Kadınlarda erkeklere oranlara daha sık görülür.  Yaşla birlikte uykusuzluk şikayeti artar. Genç erişkinlerde daha çok uykuya dalma sorunu yaşanırken, yaşın artması ile birlikte sabah erken uyanma biçiminde bir uyku problemi yaşamaya başlar.  Bu süreç zaman zaman ani ortaya çıkan streslere de bağlı olabilir.  Ancak stres faktörü ortadan kalktıktan sonra problemde kendiliğinden düzelir.  Dikkat edilmesi gereken bir sorun vardır ki, kısa süreli uyku bozuklukları eğer tedavi edilmezse kronik uykusuzluk haline döner.  3-4 haftayı aşan uyku sorunu artık durumun dikkate alınması gerektiği sinyalini vermektedir.  Altında yatan sebep psikiyatrik bir hastalık olabilir.  En sık psikiyatrik hastalıklar arasında ise duygu durum bozuklukları gelir.  Mani ve depresyon atakları ile birlikte giden bu rahatsızlıkta en önce görülen belirtilerden biri uykusuzluktur.

2.i. Mastürbasyon

Çocuk, doğduğu günden itibaren anne memesi veya biberon ile hem beslenir hem de sakinleşerek rahatlar.  Üç yaş civarında çocuk, kendi bedenini keşfetmeye yönelir.  Tesadüfen cinsel organını ellemek ya da sürtmek suretiyle fizyolojik temelli bir haz duygusu yaşar.  Cinsel düşünce ve hayallerden arınmış bu duygu, insan biyolojisinin gereğidir ve parmak emmekten farklı bir eylem değildir.  Bir kez haz duygusu yaşayan çocuk, bu duyguyu yeniden yaşamak için çaba sarf eder.  Cinsel organıyla oynayarak bir çeşit kendi kendini tatmine başlar.  Bu tatmin aslında çocuğun kendi kendisini uyarması demektir.  Çocuğun genital bölgesini eliyle ya da sürtünerek uyarırken, terleme, kızarma ya da sık sık nefes alma gibi belirtilerin gözlendiği bu duruma ‘çocukluk dönemi mastürbasyonu’ denir.  Ergenlik öncesi çocuklarda erişkinlerde olduğu gibi cinsel istek, hayal ve uyarılmışlık hali söz konusu değildir.  Dolayısıyla bebeklik döneminde başlayan mastürbasyonun bir anlamı yoktur. 

Sık sık yalnız kalan, kendisi ile ilgilenilmeyen, çevreden gelecek uyarıdan ve sevgiden yoksun çocuklar, kendi kendilerini uyarma yoluna giderler.  Artık çocuğun tesadüfen bulduğu haz kaynağı bir amaca yönelik tekrar tekrar kullanılır.  İki üç yaşlarında tamamen fizyolojik sayılan bu olayın giderek sıklaşması ve ileri yaşlarda da devam etmesi, çocuk anne baba ilişkilerinde bir sorun yaşandığı anlamına gelebilir. 

Çocukluk döneminde saatlerce süren ve çocuğun yeme ve uyuma gibi günlük aktivitelerine bile engel olabilecek sıklıkta mastürbasyonlara da rastlanabilir.  Bu çocuklar her boş buldukları vakitte gizlice bir odaya kapanır ve dakikalarca mastürbasyon yaparlar.  Bu derece aşırı mastürbasyonun nedeni mutlaka bulunmalıdır.  Bu durumda mastürbasyon adeta bir saplantı haline gelmiştir.  Kardeş doğumu, anne babadan birinin evden uzaklaşması gibi çocuğu zedeleyen durumlarda da mastürbasyona rastlanabilir.  Bazen çocuğun cinsel organında kaşıntılı bir yara bulunması mastürbasyon benzeri bir olaya neden olabilir.  Ayrıca cinsel tacize uğramış çocuklarda da bu derece aşırı mastürbasyona rastlanmaktadır.  Ergenlik döneminde merak ile başlayan mastürbasyon, zamanla aşırı bir hal alabilir.  Bu durumda ailenin çocuğa suçluluk duygusu yaşatacak tavır ve sözlerden kaçınması gerekir.  Böyle davranılmazsa bu çocuklarda çökkünlük ve saplantı belirtileri gözlenmeye başlar.

2.j. Başkasına Ait Bir Şeyi Almak

Çocuklar altı yaşından on iki yaşına kadar, giderek artan bir şekilde psikolojik ve fiziksel olarak anne ve babalarından bağımsızlaşmayı sürdürürler.  Bu yaşlarda okulla ve akranlarıyla meşguldürler ve 

Bu ilkokul yıllarında da devam ederse özellikle dördüncü sınıftan sonra problem olabilir. İlkokul çağındaki çocuklar başkalarına ait eşyaları izinsiz aldıklarında bu davranışın uygun olmayan davranış kategorisine girdiğinin farkındadırlar.  Özellikle mülkiyet duygusunun belirdiği 8 yaşından itibaren, mülkiyet konusundaki düşüncelerinde herhangi bir belirsizlik yoktur.  Bu yaş grubundaki çocuklar birkaç nedenden dolayı başkalarının eşyalarını alabilirler:

•           Alma isteği dayanılmaz yoğunluktadır.

•           Anne babaları bir eşyayı onlara satın almayı kabul etmemiştir.

•           Parasal açıdan karşılayamayacakları şeyleri isterler.

•           Akranlarının baskısı (Popüler olmak ya da ilgi çekmek için).

•           Üzgündürler ve daha fazla maddi kaynak edinmenin iyi geleceğini düşünmektedirler.

•           Başka bir konuya öfkelenmişlerdir ve almak; farkına varılan bir haksızlıkla ödeşme ya da otoriteye karşı tavır alma, onu bastırma biçimidir.

•           Anne babanın dikkatini çekmek,

•           Duygusal açlıklarını gidermek, sevgi açıklarını kapatmak üzere almış olabilirler. Bunun anlamı şudur: sizin veremediğiniz sevgiyi ben kendi olanaklarımla aldım.

2.k. Yalan Söyleme

Yalan, bir insanın suçlanmadan kaçmak, ödüllendirilmek ya da birine zarar vermek için, bir başka insanı açıkça yanıltma çabalarıdır. 

Altı yaşından küçük çocuklar, gerçekle hayali birbirinden ayırmakta zorlanırlar.  Onlar için genellikle, gerçeklik ile kurgu arasında bir sınır yoktur.  

Ancak altı yaşından sonra çocuklar gerçeği hayalden açıkça ayırt edebilirler. Bu nedenle bu yaştaki bir çocuk yalan söylediğinin bilincedir. 

Çocuk 8-9 yaşlarına ulaştığında, gerçekle kurmaca arasındaki farkı anlar. Dürüst olmayı öğrenmek ve yanlış yaptığını kabullenmek, çocuğun olumlu karakter gelişimi için alabildiğine önem taşır. En sık karşılaşılan iki yalancılık türünden biri uygunsuz davranışı ebeveynden veya otorite sahibi kişilerden gizleme; diğeri ise kendilerini suçsuz göstermek için sorunlu bir duruma ilişkin gerçekleri bilerek çarpıtmadır.

Yalan tatmin edici bir düşünce biçiminde de ortaya çıkabilir. Takıntılı yalanda, çocuk yalan söylediğinin farkındadır ama niye söylediğini bilmez ve hiçbir kısa veya uzun vadeli kazancı olmadığı halde her zaman her konuda yalan söyler. Bu aslında insan ilişkilerinin kontrolünü elinde tutmak istemesiyle ilgili bir problemdir. 

Toplumsal yararı olan yalanlar, bilerek söylenen yalanlardır.  Aslında hoş olmasa da iyi niyetli güdülerle, örneğin bir başkasının duygularını incitmemek için söylenir.  Birçok baskı unsuru, çocuğu yalan söylemeye zorlayabilir. Çok sık rastlanan bir durumda da, sevgi dolu, sorumluluk sahibi bir evde yetişen çocuğun, ilk yalanlarını anne babasını hayal kırıklığına uğratmaktan çekindiğinde ve anne babası tarafından cezalandırılmaktan korktuğunda veya yanlış bir şey yaptığında söylemesidir.

Bir çocuk kendi kararlarını almak için sürekli başkalarından destek istiyorsa ama aslında yapabileceği şeyler için arkadaşlarına ya da ailesine bağımlı kalıyorsa, bağımlılık bir probleme dönüşür.

2.l. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

Eskiden minimal beyin disfonksiyonu (M.B.D) adı ile bilinirdi.  Bu hastalıkta dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ön planda ve hemen her zaman bulunan belirtiler olduğu için Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanı başlığı kullanılmaya başlanmıştır. Hiperaktif çocuğun zihinsel becerileri tamamıyla normaldir.  Kimi etkinliklerdeki canlılığına ve çabukluğuna karşılık, üstün yetenekli değildir.

Motor Davranışlarda Bozukluklar:  Bu çocuklar aşırı hareketlidirler.  Bu durum yürümeye başlamaları ile birlikte göze çarpar ve giderek artar.  Özellikle okul döneminde, grup içinde başkalarını rahatsız edici düzeye varır.  Hareketleri amaca yönelik değildir.  Durmak yorulmak bilmeden birbiri arkasına gelen uyarıları takip ederler.

İnce motor hareketlerdeki koordinasyon bozukluğu ve beceri yetersizliği belirgindir. Hiperaktif çocuk tembel ya da her şeye olumsuz yaklaşan bir çocuk değildir ancak talimatları ve yaşam kurallarını aklında tutmakta zorlanır ve iyi bir sonuç almak için, kendisine gündelik yaşamın gerektirdiklerini sıklıkla yinelemek gerekir. Bu çocuklar, ödülün ya da armağanın sonradan verilmesini kabullenemezler. Yetişkin bir şeye söz veriyorsa hemen anında yerine gelmelidir.

Bilişsel İşlevlerde Bozukluklar: En çarpıcı belirtilerdendir. Dikkat süresi kısadır, yoğunlaşma yetisi düşüktür. Bu yüzden zekâları normal olmasına karşın öğrenme güçlüğü ve okul başarısızlığı sıklıkla görülür.  Bellek ve yönetim yerindedir. Yargılama bozulabilir.

Kişilerarası ilişkilerde bozukluklar: kısa sürede ilişki kurar, fakat arkadaş olamazlar.

Ruhsal Bozukluklar: bu çocuklar ataktırlar; çok çabuk uyarılırlar. Tehlikeyi kavrayamazlar; kazalara uğramamaları için sıkı bir denetim gerekir.  Bu hastalarda depresyon ve bunaltı bozukluğu birlikte görülebilmektedir.

Başlangıç yaşı her ne kadar 3-4 yaş olarak gösteriliyorsa da, belirtiler daha küçük yaşlarda izlenebilir.  Bebekliklerinde anne babalar tarafından huysuz, huzursuz, uykusuz, güç bir bebek olarak tanımlanırlar.  Yürümeye başladıktan sonra çok yorucu bir çocuk olduğu söylenir.

10 yaşından sonra aşırı hareketlilik azalır. Okul başarısızlıkları devam eder.  Bu dönemde topluma aykırı davranışlar ortaya çıkar. Saldırganlık, çalmalar, kaçmalar, sıklıkla görülen belirtilerdir.  Bu davranış ve uyum bozuklukları yetişkin çağda da sürebilir. 

2.m. Saldırganlık

Saldırgan çocuk, vurur, ısırır, zorbalık yapar, tutturur veya hasar verir.  Saldırganlık dürtüsü, insanın doğasının bir özelliği olmasına rağmen, insanların çoğu bu tür sorunlarla başa çıkmayı, saldırganlık dürtülerini denetlemeyi, uygun, toplum tarafından kabul edilebilir etkinliklerle yöneltmeyi öğrenirler. 

Saldırganlık özellikle tehdit, hiddet, öfke ve hayal kırıklığı sonucu oluşur.  Erken çocukluk yıllarının önemli bir görevi olarak çocuklar, saldırganlıklarını yönetebilmeli ve toplum açısından daha çok kabul gören tepkiler geliştirilmelidir.

Sosyal açıdan olgunlaşmamış çocuklar, olumsuz ve düşmanca duygularını yıkıcı yollarla ifade edebilir.  Mala zarar veren objeleri fırlatan, mobilyaları devirme, lambaları kırma veya duvarları tekmeleme şeklinde saldırganlık nöbetleri geçirebilirler.  Bu davranışlar, genellikle hayal kırıklığı, öfke veya aşağılanma ile başlar olumlu davranışları karşısında anne ve babaları tarafından yeterli derecede ilgi görmeyen çocuklar, ana-babanın dikkatini çelmek için olumsuz davranışlara başvururlar.

2.n. Bağımlılık

Piaget’e göre çocuğun öğrenmesinde; otonomi (kendi kendini yönetme) çok önemli bir faktördür.  Çocuk sorusunun yanıtını öğretmenden almak yerine kendi başına bulup keşfettiği taktirde öğrenme etkili olmaktadır.  Bebeklik döneminde tam bağımlılığı yaşayan çocuk, giderek tanınan olanaklar ölçüsünde kendi kendine yetmeye ve kendini yönetmeye başlar.  Ancak özellikle baskıcı ve koruyucu ana-baba tutumu sonucu, çocuk bir yandan kendini izole olmuş ve reddedilmiş hissederken öte yandan anne-babasına bağımlı kalır. 

Bağımlılık hiçbir zaman yet bir olaya bağlı olarak ortaya çıkmaz; yıllarca süren bir davranış biçimidir ve bir çok nedeni olabilir.  Bağımlılık her yaştan çocukta ortaya çıkabilir.  Fakat önemli olan bağımlılığı mümkün olduğunca erken fark etmektir. 

Bir çocuk kendi kararlarını almak için sürekli başkalarından destek istiyorsa ama aslında yapabileceği şeyler için arkadaşlarına ya da ailesine bağımlı kalıyorsa, bağımlılık bir probleme dönüşür.

Psikolog Zeynep Ulusoy

Kaynakça

1. Welford, Heather (2000).  Bebek ve Çocukların Uyku Sorunlarına Çözüm Ankara: Arkadaş yayınevi s: 45

2. A.g.e s: 44

3. Öztürk, Orhan (2004). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri  s: 570

4. Öztürk, Orhan (2004). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri  s: 574

5. Elemek, Arzu (2003). Popüler Psikiyatri Dergisi. İstanbul: Pedam Yayıncılık

6. http://www.e-psikolog.net/cocuk.htm

7. http://www.psikologum.com/konular_detay.asp?id=63

8. Elemek, Arzu (2003). Popüler Psikiyatri Dergisi. İstanbul: Pedam Yayıncılık

9. Güleç, Cengiz (1999). Psikiyatrinin A B C’ si Ruhsal Bozukluklar, Tanısı ve Tedavisi. İstanbul: Gendaş Kültür yayınları s: 59-60

10. Güveli, Mustafa. “Uykusuzluk.” Popüler Psikiyatri Dergisi. İstanbul: Pedam Yayıncılık, Mayıs-Haziran (2003) sayı: 13

11. Öztürk, Mücahit. “Mastürbasyon.” Popüler Psikiyatri Dergisi. İstanbul: Pedam Yayıncılık. Mayıs-Haziran (2003) sayı: 13

12. Yavuzer, Haluk (2001). Eğitim ve Gelişim Özellikleriyle Okul Çağı Çocuğu. İstanbul: Remzi Kitapevi s: 223-226

13. Yavuzer, Haluk (2001). Eğitim ve Gelişim Özellikleriyle Okul Çağı Çocuğu. İstanbul: Remzi Kitapevi s: 195-197

14. Öztürk, Orhan (2004). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri  s: 578-579

15. Heuzey Le France, Marie (2005) Hiperaktif Çocuk. İstanbul:  İletişim Yayınları s: 18

16. Öztürk, Orhan (2004). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri  s: 578-579

17. Heuzey Le France, Marie (2005) Hiperaktif Çocuk. İstanbul:  İletişim Yayınları s: 17

18. Yavuzer, Haluk (2001). Eğitim ve Gelişim Özellikleriyle Okul Çağı Çocuğu. İstanbul: Remzi Kitapevi

s: 218-219

19. A.g.e s: 213-214

20. Persson, Borazancı, Selvi (2002).AQ Otistik Zeka ve Seviyeleri Otizm İstanbul: Sistem yayıncılık s: 19