Dünya medeniyetinin başlangıçtan günümüze müşterek aklı iyi, doğru ve güzel olanın tespiti istikametinde mesafeler katederken vahiy gerçekleriyle beslenmediği zamanlar insani değerlerin gelişimi açısından oldukça yavaş ilerlemiş, belki de Peygamberlerin getirdiklerinden uzaklaştıkça, erdemlerden de uzaklaşır olmuştur. Eğer yalnızca tecrübe ve deneme-yanılma yöntemi doğru tercihleri seçme konusunda yeterli olsaydı Allah peygamberler ve kitaplar göndermezdi. “Faydalı” konusu ise göreceli olduğu ve menfaatlere göre şekillendiği için İlahi referanslar olmadan asla olması gerektiği yerine oturtulamaz. Her çocuğun İslam fıtratı üzerine doğduğu ve akl-ı baliğ oluncaya kadar “masum” sayıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Bu ön kabullerde samimi isek yâni eğer çocuk sorumluluk yaşına kadar masumsa, yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Masuma ceza vermek ise, zulümdür, eziyettir. O halde hem anne-babanın hem diğer büyüklerin çocukların hatalarına cezalarla karşılık vermesi önce çocuğun bu masumiyetine aykırıdır. Doğruyla yanlışın; iyi ile kötünün; faydalıyla zararlının farkını idrak edecek şuur seviyesine gelinceye dek onları eğitip öğretmek yerine- ki ebeveyn olarak görevimiz bu- neden yanlışlarına cezayla karşılık veriyoruz.?Büyüklerimizden böyle gördüğümüz için mi?

Çocuklarımız bizim üzerinde dilediğimiz gibi tasarruf yapacağımız mülkümüz değil, düzgün yetiştirilmesi kaydıyla verilen birer emanettir. Sorumluluk yüklemeden, ceza argümanını kullanmadan onlara doğru-yanlış, iyi-kötü tercihlerini sevdirerek öğretmek elbette mümkündür.

Hiç bir kötülük yanına yalanı almadan başarılı olamaz, demiştik. Devam edelim. Gerek zihinlerde, gerekse bunların dışavurumlarında yanlışlarla doğrunun, yalanlarla gerçeğin üzeri örtülmeden bir kötülüğün ortaya çıkması ve varlığını sürdürmesi mümkün olmaz. O halde, doğruluk bireyin kişilik gelişimi için öncül şartlardandır.

Çocuk, üzeri yazılmamış bembeyaz bir kağıt gibiyken üzerine yazdığımız şeylerle şekillenir. Yanlışına cezayla karşılık vermeye yeltendiğimiz her çocuk, önce bizlerin şekillendirdiği masumlardır.

Yalanı büyüklerinden dil haliyle ve/veya hal haliyle öğrenir. Sıkışınca yalan konuşan, sözüyle işi birbirine uymayan anne-babanın önderliğinde çocuk, yalanın olağan bir şey olduğunu öğrenecektir. Sıkışınca yalana başvurmayı çocuk yakın çevresinden öğrenir. Bir çok anne-baba ancak çocuk yalanı kendilerine karşı kullanınca tepki gösterir. Çocuğun algılamasında yalanın şakası, beyazı, pembesi, grisi olmaz. Madem ki idealize edilen, model olan anne-baba bunu yapmaktadır o halde yalan söylemekte sakınca görmez çocuk.

Çocuklarını olur olmaz suçlayan aileler onları yalanı can simidi olarak görmeye zorlar. Kişilik bozulması önce yalana meyil edilişle başlar.

Tıpkı bir tek sağlığa karşı yüzlerce hastalık çeşidinin var olması gibi, bir gerçeğe karşı sayısız yanlış veya yalan bulunabilir. Çocuklarımızın o yalın gerçeği anlatmak yerine, hayâl gücünün kapasitesine göre yalana yönelmelerinin sebebi, bizlerin kötü örnekler oluşumuz, baskımız, cezalar ile korkutmamız, tehditlerimizdir.

Çocuk, doğru söylemekten zarar göreceğine inanmışsa, her yalanı ortaya çıkışında sert cezalarla karşılaşınca, dürüst olma yolunu değil ne yazık ki daha ustaca yalanlar hazırlama yolunu seçer. Çocuk sürekli bir hadisenin gerçek yüzü, bir de uydurduğu yalanın arasında bocalar durur. Yalanın yakalanma tehlikesi yeni yalanların üretilmesine sebep olur. Aşırı baskı ve suçlamalara maruz kalan çocuk, zamanla uydurduğu yalanlar içinde kaybolur gider. Sadece -adeta- genlerine işlemiş suçlama refleksleri yüzünden bir çok anne baba çocuklarının kişiliklerinin doğru gelişmesini engeller, onların zihinsel ve ruhsal sağlıklarını riske atar.

Doğru örnek olmak dışında çocuklara “Allah” bilincini de doğru vermek zorundayız. Noel baba der gibi “Allah baba ceza verir ” diyerek Allah kavramını beşerileştirmekle çocuklara dürüstlüğü, içdenetimi, vicdanı, nefs muhasebesini asla öğretemeyiz. Çocuğun bazı şeylere aklı ermeye başladıkça öcü’nün, Kaf Dağı’nın ve Noel Baba gibi masalımsı sanal olguların çöküşü gibi “Allah Baba” imajı da onların zihinlerinde aynı akibete uğrayacaktır.

Her şeyi gören, duyan, sevk ve idare eden bir ilahi gücün denetimi altında olduğunu çocuklar küçük yaşlarda doğru olarak içseleştirmelidir. Çünkü; onları topluma kazandırmadan önce kendilerine kazandırmalıyız.

A. Vedat Alkan