Engelliler Haftası, Birleşmiş Milletler’e üye 156 ülke tarafından 10-16 Mayıs arasında kutlanmaktadır. İsveç Enstitüsü’nün davetlisi olarak Brezilya, Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye’den dört gazeteci İsveç’in engelli politikasını yerinde görmek için Stockholm’deydik. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim İsveç’te bizzat hükümetin kendi deyişiyle engelliler hala eşit vatandaş değil. 50 yıldır engelli hareketi içinde yer alan sosyolog ve kamu idarecisi Birgatta Andersson’un dediği gibi “İsveç’te engelli politikaları çocuk hakları, kadın hakları ve diğer insan haklarındaki gelişme ile aynı tempoda ilerlemedi…” Ama buna rağmen geldikleri nokta engelleri kaldırmanın ne kadar farklı ve yaratıcı yollarının olduğunu gösteriyor.

Zihinsel engelliler talk show yapıyor

Tıpkı fotoğraftaki Sophia Beraman örneğinde olduğu gibi. Bergman bir
talk show yıldızı. Zihinsel ve işitme engelli. Üç yıldır diğer
zihinsel engelli partnerleriyle devlet kanalı MiffoTV’de program
yapıyor. Haftalık program prime time’da yayınlanıyor. 300 bin
izleyicisi var.
Programın yapımcısı Matz Lundin, “Zaten 15 yıldır engellilerle
engellilik üzerine programlar yaptık. Bir adım öteye geçmemiz
gerekiyordu. Engellilerin sorunlarınnı konuşmaktan öte onların her
konuyu konuşabileceği ve herkesin izleyeceği bir format tasarladık.
Artık engelliliğin normalleşmesi gerekiyordu. Soruları birlikte
belirliyoruz. Takıldıkları yerde ben kulaklıktan sufle veriyorum”
diyor.
Tabii en başta önyargılar nedeniyle kimse konuk olmak istememiş. Ama
yavaş yavaş işler değişmiş. Oyuncular da geliyor, pop starları da
politikacılar da. Hatta başbakan bile konuk olmuş. Ama Sophia Bergman,
politikacıların sıkıcı sohbetlerindense oyuncular ve şarkıcıları
tercih ediyor. 30 yaşındaki Bergman, bu işle birlikte özgüveninin
arttığını söylüyor, yolda kendisiyle selfie çekilmesinden ise oldukça
memnun.
İsteyene 24 saat bireysel asistan
İsveç’te bu noktaya gelmek kolay olmamış. Ülkedeki engelli hareketi
1968’lara dayanıyor ve hep hak temelinde ilerlemiş. 2000’lerde hükümet
“hastadan yurttaşa” şiarıyla engelli politikasına yeni bir perspektif
getirmiş. Çünkü bilindiği gibi tüm dünyada engellilik uzun yıllar
boyunca bir “hasta sorunu” olarak görüldü. Bu algı gelişmiş ülkelerde
artık değişti ama hala değişmeyen ülkeler de var. İsveç de
politikasını yurttaşılık, eşitlik ve tam katılım olarak çizmiş. Bunu
bir demokrasi ve insan hakları sorunu olarak görüyorlar.
Ülkede beni en çok etkileyen, bireyi aile bağımlılığından kurtaran ve
sosyal hayata katılımını sağlayan 1994 tarihli yasa (Fiziksel
engelliler için destek ve hizmet yasası) oldu. Bu yasaya göre zihinsel
ve fiziksel engelli bir kişi, bireysel asistan talep edebiliyor. Bu
asistan kişiye ister evinde, ister işe giderken ister alışveriş
yaparken her türlü desteği sağlıyor. Aynı şekilde zihinsel engelliler
ister kendi evinde ister grup evlerinde görevlilerle kalabiliyor.
Yine farklı nedenlerle ailesiyle yaşayamayan engelli çocuklar ya başka
bir ailenin yanında ya da özel evlerde kalabiliyor. Tabii engellilere
destek sağlayan psikolog, konuşma terapisti gibi olanakları saymıyorum
bile. Saydıklarımın hepsini devlet ücretsiz karşılıyor.
Türkiye’de özellikle anneler, engelli çocuğu nedeniyle eve bağımlı
hale gelir. Ve yine ailelerinin en büyük korkusu “biz ölünce
çocuğumuza ne olacak?” kaygısıdır. İsveç bunu en başından çözmüş,
engelli özgür bir bireydir, yardıma ihtiyacı varsa devlet tarafından
yardımcı sağlanır, nokta. Yani hem engelli bireyi özgürleştiriyor hem
de aileyi.
Stockholm engelsiz şehir olma yolunda
Görme engelliler için tarihi kilisenin girişinde dokunulabilir maketi
yer alıyor
Bu yasa dışında ilk olarak ülkedeki mimari engellere bakarsak, çünkü
hayata katılımın ilk şartı önce sokağa çıkabilmek, İsveç’in başkenti
Stockholm, 1998’de dünyanın ilk engelsiz şehri olmayı kendisine hedef
belirlemiş. Bugün bakınca aradan geçen zamanda şehrin erişilebilirliği
için oldukça büyük adımlar atılmış. Ancak devlet kurumu olan ve
Stockholm’ün erişilebilirliğinden sorumlu City Planner’dan Pernilla
Johnni, şehrin ancak yarısının tam anlamıyla erişilebilir olduğunu
söylüyor.
Buna karşın tüm otobüsler, tren ve otobüs duraklarının yüzde 70’i
erişilebilir. Sokaklarda tekerlekli sandalyelere takılan bütün su
okuları yenileriyle değiştirilmiş. Tüm ışıklar görme engelliler için
sesli hale getirilmiş. Polislere, müteahhitlere şehir içinde
tekerlekli sandalye vb. ile gezdirilerek farkındalık eğitimleri
verilmiş.
Biraz yaratıcılıkla her yer erişilebilir olur
Şehrin tarihi bölümünü erişilebilir hale getirmek ise oldukça sorunlu.
İsveç Ulusal Mülk Kurulu’ndan Per-Anders Johansson, “Hem tarihi mirası
koruyup hem de nasıl her yeri erişilebilir hale getirilebilir üzerinde
çalışıyoruz. Burası asla erişilebilir hale getirilemez mantığıyla
değil, hangi yaratıcı çözümle bunu başarabiliriz” üzerine
çalıştıklarını söylüyor.
Mesela fotoğrafta gördüğünüz kaleye erişilebilirlik tarihi dokuyu
bozmadan imkansız gibi gözükürken bunun yolunu aynı taşlardan yapılan
bir asansör tasarlayarak bulmuşlar. 400 bin euro’ya malolmuş ama
“Geleceğe bıraktığımız değere bakınca bedeli ölçülemez” diyor. Aynı
şekilde tarihi şehirdeki arnavut kaldırımlarının bir bölümü tekerlekli
sandalyelerin rahat kullanımı için aynı dokuda düz taşlarla döşenmiş.
Yaratıcı çözümler üzerinde çalışmaya devam ediyorlar.
Erişilemezlik ayrımcılık olarak yasaya girmiş
İsveç 2008’de engelli hakları konusunda dünyadaki tek ve en önemli
belge olan Birleşmiş Milletler Engelliler Sözleşmesini imzalıyor, bir
yıl sonra ise ayrımcılığa karşı çıkarılan yasayla engellilik de bir
ayrımcılık biçimi olarak tanımlanıyor.
Ancak Fiziksel Emgelliler Derneği’nden (DHR) kendisi de fiziksel
engelli Rasmus Isaksson, erişilebilirlik konusunda daha kesin çözümler
almak için 2,5 yıl boyunca parlamento önünde haftanın bir günü
toplanarak “erişilemezlik”in de bir ayrımcılık biçimi olarak yasaya
girmesini talep ettiklerini anlatıyor. Bunu 2015’in başında
başarmışlar. Ancak yasa yeni çıktığı için henüz sonuçlanan bir mahkeme
kararı yok ve yasadaki istisnalardan dolayı çok da memnun değiller.
Çünkü yasa birçok kurumu kapsamadığı gibi verilen cezaların algı
değişikliği için yeterli olmayacağını düşünüyorlar. Bütün gezi boyunca
hükümete gelen en büyük eleştirinin bu olduğuna dikkatinizi çekmek
isterim.
Kaynaştırma eğitim neredeyse hallolmuş
Engelliler için mimari eşilebilirlikten sonraki en önemli sorun
alanlarından biri de eğitim. İsveç kaynaştırma eğitimi, yani tüm
engelli çocukların aynı okula gittiği sistemi neredeyse başarmış.
Engel türü ne olursa olsun tüm çocuklar aynı okula gidebiliyor. İşitme
engelliler ve zihinsel engelliler için hala farklı okullar var. Ancak
çocuğunu buraya göndermek ailenin isteğine bırakılıyor. İşitme engelli
okulları genelde işaret dili için tercih ediliyormuş.
Zihinsel engelli çocuklar için ise durum o kadar kolay değil. Şöyle
ki, aileler çocuğunu hiçbir şekilde uyum gösteremese de kaynaştırma
okulunda tutmak istiyorsa devletten ekstra eğitim desteği talep
ediyor. Devlet, “çocuğun uyum sağlayamadı, onu zihinsel engelli
okuluna alalım” diyemiyor.
Özel eğitim için ajans kurulmuş
Ancak Özel Eğitim İhtiyaçları ve Okulları için Ulusal Ajansı’ndan
Helena Foss Ahlden, diğer çocukların aileleri ve okul yönetiminin
önyargıları nedeniyle zihinsel engelli çocukların kaynaştırma eğitimi
almasında sorunlar yaşandığını da itiraf ediyor. Yani aslında aileler
bir yerden sonra çocuğunu zihinsel engelliler okuluna göndermek
zorunda kalabiliyor.
“Kaynaştırma eğitimini nasıl başarıyorsunuz, ekstra öğretmen mi
oluyor, neler yapıyorsunuz?” sorularımı anlamakta biraz güçlük
çektiler. Sınıflarda zaten birer öğretmen olmadığı, her engelli
çocuğun ihtiyaçlarına göre özel çözümler üretildiğini anlattılar.
Ancak tabii ki her okul özel eğitime gereksinimi olan çocuklar için
tamamen erişilebilir değil. Zaten Eğitim Bakanlığı altında 2008’de
kurulan Özel Eğitim İhtiyaçları ve Okulları için Ulusal Ajansı’nın
görevi tam da bu; özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar için bireysel
ders programları hazırlanması, özel eğitim materyalleri sağlanması,
öğretmenlere ve okul yönetimine engelli çocukların eğitimi için eğitim
verilmesi vb. Türkiye’de kaynaştırma eğitiminde yaşanan sorunlar göz
önüne alındığında İsveç modelinden öğrenecek çok şey var.
Engelli iki kişiden biri işsiz
Engelliler, mimari erişilebilirlik sayesinde sokağa çıkabildi, süper
eğitim sistemiyle eğitim de aldı diyelim. Peki bu işe girebilmesi için
yeterli mi? Hayır. İsveç’te engellilerin yüzde 45’i işsiz. Yani
aslında iki engelliden birinin işi var. Türkiye’de sadece kamuda 25
bin engelli kadrosunun kotaya rağmen boş olduğu düşünülürse kulağa
oldukça inanılmaz geliyor.
Ama onlar için engelli işsizliği acil olarak halledilmesi gereken
sorunların başında. Hükümetin engelli politikasını kontrol etmekle
görevli devlete bağlı Katılım için İsveç Ajansı’ndan Terry Skehan,
bize bugüne kadar neler yaptıklarını değil, nerelerde eksik
olduklarını anlattı. Bu bile kurumun hükümeti denetleme konusunda ne
kadar tarafsız olduğunun yeterli bir göstergeydi. Ve engelli işsizlik
oranın ülke ortalamasının üstünde olmasınının eşit yurttaşlık ilkesi
çerçevesinde kabul edilemez olduğununu vurguladı.
Sam Hall örneği dünyada tek
İstihdam konusunda 35 yıldır uygulanan SamHall projesi oldukça
etkileyici. Dünyada da benzeri yok. Devletin kurduğu Sam Hall şirketi,
en başta özellikle erkek engelli bireyleri istihdam eden bir
fabrikaymış. Yıllar içinde binlerce kişiyi çalıştırmış. Ancak daha
sonra politikasını geliştirmiş. Engellileri fabrikada görünmez halde
değil, görünür yerlerde birebir diğer insanlarla iletişim halinde
olabilecekleri yerlerde çalıştırmaya başlamış. Devlete başvuran
engelli Sam Hall’e yönlendiriliyor. Kişinin yetenek ve isteklerine
göre nasıl bir işte çalışacağı belirleniyor, kendisine eğitim
veriliyor. Herhangi bir firmada hamburgerci de olabilir, temizlik ya
da resepsiyon görevlisi de. Saatleri engeline göre belirleniyor. Yani
konsantrasyon sorunu ya da sırt ağrısı varsa günde 2 saat de
çalışabilir 8 saat de. Şu anda 23 bin engelli çalışanı var. Bunların
yüzde 40’ı zihinsel ve birden fazla engeli olanlardan oluşmak zorunda.
Giderlerinin yarısını devlet karşılıyor. En büyük amaçlarından biri
her yıl en az bin kişiyi Sam Hall dışında “normal” bir iş yerinde
çalışabiliecek duruma getirmek. Peki karşılaştıkları en büyük sorunlar
ne? Engellilerin işi öğrenmesi mi, adapte olması mı? Hayır. Engelli
çalıştırmakta önyargılarını yıkamayan şirketler.
Haftalık kolay okunur gazete
Engellilerin özellikle görme engellilerin en önemli sorunlarından biri
ise bilgiye erişim. Bu konuda da Erişilebilir Medya Ajansı imdada
yetişiyor. Yine bir devlet kurumu olan ajans engellilerin medya ve
edebiyata erişimini sağlıyor. Tam 125 çalışanı var. Okuma güçlüğü
olanlar için Sekiz Sayfa isminde haftalık bir gazete çıkarıyorlar.
Okuma güçlüğü derken zihinsel engelli, disleksi, vb. gibi durumlar
olabilir. Gazete bir haftada İsveç’te olan olayların basit ve
anlaşılır cümlelerle yani bir çocuğun anlayabileceği seviyede anlatan
haberlerden oluşuyor. Bu anlamda İsveççe öğrenmeye başlayan göçmenler
için de oldukça verimli bir kaynak oluşturuyor.
Merkezin bir diğer önemli işlevi ise kitapları briaille alfabesine ve
sesli kitaba dönüştürmek. Sesli kitaplar sadece görme engellilerin
değil, elinde kitap tutamayan engellilerin de kitaba erişimini
sağlıyor. Şu ana kadar Türkçe dahil 50 dilde 100 bin kitap çevrilmiş
ve web üzerinden erişilebilir hale getirilmiş. Türkiye’de de sesli
kitap çalışması gelişiyor ancak bu meselenin devlet tarafından
yapılması görme engelli birinin şu kitabın sesli halini istiyorum diye
kolayca talep edebilme olanağı sağlıyor. Çünkü bu bir gönüllü işi
olarak değil devletin hizmeti olarak sunuluyor.
Engelli modeller podyumda
Engellilerin görünürlülüğüne dair İsveç’teki en çarpıcı hareketlerden
biri ise Funki Model Ajansı. Lou Rehinlund, 10 yıl reklam sektöründe
çalıştıktan sonra istifa edip engellilerle çalışmaya başlamış. 2011’de
kurduğu ajans bir sivil toplum örgütü aslında. Tek amaçları sinema,
reklam, moda sektöründeki “mükemmel ve kusursuz” dış görünüş algısına
karşı engellilerin görünürlüğünü arttırmak. Bunun için çeşitli engelli
gruplarıyla defileler düzenlenmiş. Çeşitli reklam firmaları, ünlü
modacılar engelli modelleri kullanmış. Serebral palsili, down
sendromlu, görme engelli gibi çeşitli engelli gruplarından 450 engelli
modeli var şu anda. Geçen sene 3 sinema filmi için ajanstan engelli
model çağrılmış. Rehinlund, engelli bireylerin podyumda, reklamda,
filmde yer almasının inanılmaz bir özgüven sağladığını söylüyor.
Mesela üniversitelerin fotorafçılık bölümlerinde çekimlere gitmişler.
Bir öğrenci serebral palsili bir kadının fotoğrafını çekeceği zaman
eli ayağı birbirine karışmış, ne yapacağını şaşırmış. Sonunda ortaya
yukarıdaki gibi bir fotoğraf çıkmış…(NV)
Nilay Vardar
Galatasaray Üniversitesi Gazetecilik mezunu. 2011 yılından beri
bianet’te muhabir/editör olarak çalışıyor.