Ergenlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan, cinsel ve psikososyal olgunluğa doğru gelişmesi ile sürerek bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler eşlik eder. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel işlemler yapılır. Hipotezler kurularak, doğrulukları kontrol edilir. Soyut düşünce yetisi geliştiği için, soyut kavramlar kullanılarak üzerlerinde fikir yürütülür. Bu dönemde meydana gelen fiziksel değişimler kız ve erkeklerde bazı farklılıklarla temelde aynı olan bir süreçtir. Kızlarda cinsel organların büyümesi (meme, vulva) aksiller ve pubik kıllanmanın başlaması, pelvisin gelişmesi ve östrogen, progesteron gibi cinsiyet hormonlarının etkisiyle kalçanın yuvarlaklaşması, yağ dokusunun artması ve sonuçta yaklaşık 12-13 yaşlarında ilk adetin olmasıyla cinsiyet karakterleri kendini gösterir.
Erkeklerde ise bütün vücutta çoğunlukla aksiller ve pubik bölgede kıllanmanın başlaması, sesin kalınlaşması, burnun büyümesi, penis ve skrotumun büyümesi, skrotumun renginin koyulaşması, ereksiyon ve ejekülasyonun başlaması dolayısıyla ilk boşalma ile cinsel gelişim kendini gösterir.
Ergen Psikolojisi
Ergen; İçe dönüktür, duygusaldır, içte kaynayan öfke vardır, gruplaşmak ister, antisosyal işler yapar, kabadır, asidir, isyancıdır, uyuşturuculara eğilimi vardır, korkuları vardır, dostluk kurmak ister, arkadaşlığa çok önem verir, umutsuz aşkları vardır, sever, sevilmek ister, emin olamama duygusu yaşar, sosyal güvensizlik hisseder, okul hayatını düşünür, sosyal sorunlarla ilgilenir, savaşa karşıdır, ünlü olmak ister, karşı cinsle ilişki kurmak ister, kısıtlamalara karşıdır, moral standartlar geliştirir, kariyer planı yapar, iş hazırlığında bulunur, işsizliğe karşıdır, iş bulma çabası gösterir, uysal olmak ister, uygun davranmak ister, uyumsuzdur, bağımsızlık ister, konut sorununu halletmek ister, beslenme ile ilgilenir, ekonomik düzen kurmak ister, aile kurmak ister, gelenek ve göreneklerle ilgilenir, cinselliği öğrenir, tatmin olmak ister, özerklik ister, sorumluluk duygusu geliştirir, suçluluk hissettiği konuları düşünür, suç işler, intihar eğilimi vardır. Ergenler pragmatiktirler, mesleklerinde ya da yetişkinliğe yaklaşmalarında işe yaramayacak şeyleri reddetmeye hazırdırlar. Tekrarlar, basitleştirmeler, özetler onları sıkar ya da isyan ettirir.
Ergen ve Akran İletişimi
Ergenler grup halinde çalışmaya yatkındırlar, bu da onların pek çok derin isteklerine yanıt sağlar; kendini arkadaşlarına kanıtlamak, onlar tarafından tanınmak, başkalarının tutumlarını ve düşüncelerini tanımak, kendi düşüncelerini bir diyalog içinde yeniden kurmak, yararlı olmak.
Grup çalışmasında, birbirini çok iyi tanıyan kişilerin oluşturduğu bir ekibin yönlendirdiği bir toplumsallaşma ergeni çeker. Kızlarda kız dostlarla ilişkiler 12-13 yaşlarına doğru yoğunlaşır. Rekabet ve eleştiriler aşılır. 15 yaşına doğru dostluk, ailenin, genel olarak yetişkinlerin ya da bencilliklerini ortaya seren kendi arkadaşlarının eksiklikleri, yetersizlikleri karşısında gösterilen protestolarla kurulabilir. Dost, ergene cesaret verir, çünkü yaşamını, acılarını ve sevinçlerini paylaşır, aynı zamanda aşka yakın bir duyguyu yaşatır. Erkek çocuklarda 11-12 yaşlarının oyun arkadaşı, duygusal destek rolünden çok bilgi verici rolü oynayan arkadaşa dönüşür. Arkadaş çocukluktan çıkmayı, toplum ve bireyler üzerine genel yargılar vermeyi sağlamak zorundadır. Çift oluşturan erkek ergenler arkadaşlarının ve özellikle yetişkinlerin kanılarını keşfetmeye çalışırlar. Amaçları onlara karşı çıkmak ve mücadele etmektir. Bu dostluk ilişkilerinde saldırganlık eksik değildir, paylaşmaktan coşku duyulan bir saldırganlıktır bu. Bu eğilimin aşırı örneği “çete”dir. Gençler çeteye kendilerini onaylama araçlarını başka yerde bulamadıkları için girerler; gösteriş için suç işleme arayışı da buradan gelir. Bu içsel dışsal değişimler oluşurken, ergen, çocukluk dönemindeki yeteneklerini, becerilerini ve özdeşimlerini ”kimlik” olarak adlandırılan yeni, tutarlı bir çerçeve ya da yapı içerisinde yeniden değerlendirmeye ve düzenlemeye zorlanmaktadır. Kimlik gelişimi sürecinde, ergen, kuvvetli ve zayıf olduğu yanlar hakkında daha çok farkındalık kazanmaktadır. Diğer insanlarla benzer yanlarının yanı sıra, ayrıcalığı ile ilgili farkındalıkta da artış olmaktadır. Ergen için kimlik, “güçlenen aynılığın ve sürekliliğin öznel bir duyumudur”.
Ergen ve Eğitim Süreci
Ortaöğretim yıllarına denk gelen ergenlik döneminde dengeli, uyumlu ilköğretim okulu çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Derslere ilgisi azalmış, çalışma düzeni bozulmuştur. Kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıklığından yakınır. Dağınık ve savruk olur. İlgileri artmış, gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Süse, giyime düşkünlük gösterir. Gizliliğe önem verir. Günlük tutmaya, şiir-öykü yazmaya başlar. Toplumsal olaylara, politikaya ilgi duyar. Ergen bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta, öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Bu çağ ergenin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Ergen her şeyden önce kendini aramaktadır. “Ben kimim, neyim? Ne olacağım? Toplumdaki yerim neresi?” sorularını bilinçli ve bilinçsiz olarak kendi kendisine sorar. Kendi kişiliğine çeki düzen vermeye çalışır. Bu dönemde bütün çocukluk dönemini yeniden yaşıyor gibidir. Kendi kimliğine kavuşabilmesi için, genç, önce ana – baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Kişiliğinin oluştuğuna kendini inandırmak için ise, işe yadsımakla başlar.
Kuşkusuz gençlik çağında ortaya çıkan değişikliklerin tümü olumsuz değildir. Gencin düşünme yeteneğinde önemli bir sıçrama olur. Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanı genişler ve çeşitlilik kazanır. İleride seçeceği meslekle ilgili konulara eğilir. Başarılı olma eğilimi çok yüksektir.
Ergen ve Aile İçi İlişkiler
Ergenlikteki ana – baba – çocuk ilişkilerine genelde bakıldığında önemli olan konunun “kontrol” olduğu görülür. Çocuk bir yandan özerklik kazanma, yani kendi benliğini bulup, ana-baba kontrolünden çıkma çabasında iken, öte yandan ana – baba da çocuğun üzerindeki kontrollerini yitirmenin kaygısını yaşamaktadırlar. Bu konuda güncel konularda gençlerle karşı karşıya gelen; genellikle, anne zorlanmaktadır. Araştırmalara göre gencin benlik ve özerklik gelişimleri sırasında aileden duygusal açıdan kopması gerekmemekte, hatta ileride de aileye duygusal bağlılığın sürmesi, gencin benliğinin gelişmesine ve kendisi ile ilgili olumlu duygular kazanmasına yardımcı olmaktadır. Tek anahtar, ailenin sınırlarının belli olmasıdır. Katı sınırlar çizilirse iletişim olmaz. Roller iyi belirlenmeli, paylaşma sağlanmalıdır. Ne “çocuk merkezli” ne de “ebeveyn merkezli aile” olunmamalıdır. En güzeli “aile merkezli aile” olmalıdır.
Gençlik döneminin kuramcıların deyimi ile “fırtınalı ve stresli” bir dönem olduğunu gözönünde tutmakta yarar vardır. Gencin iniş çıkışları ve bocalamaları karşısında soğukkanlı kalabilmek gerekir. Kendi kendisiyle de savaşan bir gence en iyi yaklaşım, olanak ölçüsünde tutarlı davranmaktır. Kendi gibi durmadan değişen kararsız bir ana – baba, gencin bocalamasını ancak artırır. Doğru iletişim dilini bulmak, ergeni ne olursa olsun sonuna dek dinlemek, nasihat etmek yerine, ne hissettiğimizi onun olumlu ve güzel davranışlarından yola çıkarak anlatmaya çalışmak bu sancılı ve zor dönemde en iyi iletişim yolu olacaktır. Bazen ergenler ebeveynlerini çileden çıkarmak için nihilist ve sıradışı söylemlerde bulunabilirler ancak burada unutulmaması gereken şey, önemli olan ergenlerin söylediklerinden çok gösterdikleri davranışlardır.
Ebeveynlerin denetim altına almak istediği ergenlerin tüm yaşantıları boyunca düzeltilemeyecek problemli yetişkinler olarak toplumda yaşayacaklarını bilincinde olmak ve bu sebeple bilinçle yetiştirilecek ergenlerin yarının bilinçli yetişkinleri ve yine ergenlerle baş etmek zorunda olan ebeveynler olacağını bilip bu sürekli döngünün içinde doğru yerde durmak gerekmektedir.
Bağımsızlık arayışı içindedir. Grubun beğenisini kazanmak önemlidir. Kimlik arayışı içindedir. İlgi çekmek ister. Duygusal Gelişimi: Bencildir hem de fedakardır. Bir lidere körü körüne boyun eğerken diğer yandan yetişkinlere isyan eder. Karşı cins tarafından beğenilmek ister.
Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler. Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır.
Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak, ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikâyet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler. Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.
Ergenliğin ilk yıllarında anne-babaların çocukları hakkında genellikle şöyle konuştuğu görülmektedir; asi, hırçın, evde huysuz, dışarıda sıkılgan, durgun ve dalgın, sorumsuz kendi başına buyruk, alıngan ve karamsar, ters ve olur olmaz şeye ağlıyor, ders çalışmıyor, kaide ve kuralları tanımıyor, küstahça konuşuyor.
Bütün bu davranışlar yetişkinleri kaygılandırsa da ergenliğin ilk yılları için normal sayılabilecek davranışlardır. İlköğretimin 6. sınıfından itibaren dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider ve yerine oldukça tedirgin, kuruntulu güç beğenen ve çabuk tebki gösteren bir ergen gelir.
Ergenin Davranış Özellikleri
1- 11 yaşından itibaren çocuklar çabuk sevinir, çabuk üzülür, birden sinirlenir ve olur olmaz şeyleri sorun yaparlar.
2- Duygularının çok özel ve ölümsüz olduğuna inanırlar. En büyük aşkları o yaşamıştır. En büyük sıkıntıları o çekmiş, beğenilere, övgülere o erişmiştir.
3- Derslare ilgisi azalmıştır. Çalışma düzeni bozulmuş ve tepkisinin ne olacağı önceden kestirilemez olmuştur. Çalışmak, başarılı olmak gibi sorumlulukları olduğunu unutur.
4- Bencilleşir, istekleri artar, konan yasakları saçma, kendine tanınan hakları ise yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından hep yakınır durur. Anne babasının uyarılarına çabuk sinirlenir ve tepki gösterir, kabalaşır, ters cevaplar verir. “Bana karışamassınız. Ben çocuk değilim” der. Onların duygularını, sevgilerini, ilgilerini gereksiz yere görür. Onların düşüncelerini eskimiş, zamanı geçmiş bulur. Onları beğenmez hatta alay eder.
5- Ailesinden yeterince ilgi ve sevgi görmemesi ya da böyle olduğunu sanması onu başka gurupların, çevrelerin içine sürükler. Ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan genç bu gereksinimi doyuracak başka ilişkiler kurar. Ailenin, yakın çevrenin uzantısı olmaktan kurtulmak için genç değişim ve yeni iletişim kaynakları arar. İletişim yaptığı kaynak ve kişilerin özelliğine göre; giyinmesini oturmasını, yürümesini, çalışmasını amaçlarını, inançlarını, dünya görüşünü, düşüncelerini etkileyen iletiler alır. Gence her an değişik kaynaklardan gelen bu iletiler onun tarafından özdeşleştirilip kendisiyle bütünleştirilirse gencin kimliğini ve kişiliğini oluşturur. Gençlik çağında arkadaş grubunun genç üzerindeki etkisi gencin içinde bulunduğu bütün diğer gruplardan daha önde gelir. Evde anne-babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar. Onlara daha çok bağlanır ve benimser. Onlardan aykırı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimser. Kendilerine sırdaş ve dert ortağı ararlar. ( Günlük tutma bu dönemde yaygındır.) Argo konuşur. Arkadaş gurubundan ayrı düşmekten korkar. Evde arkadaşlarının eleştirilmesine kızar.
6- Sürekli bir gidiş geliş içindedir. Kabına sığmaz gibidir, evde durmak istemez. Eve akşamları dönüş saatine dikkat etmez. Gece sokağa çıkmak ister.
7- Dağınık ve savruktur.
8- Evde ne bulursa yer, ayak üstü atıştırır.
9- Gençlik çağı bağımsızlık çağıdır. Kendisi ve çevresiyle ilgili tüm kararlarda, bağımsız ve özgür olmak ister. Giyeceğine, yiyeceğine, eve geliş gidiş zamanına başkalarının karışmasını istemez. Alabildiğine bağımsız ve özgür yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Gençler evden kopar ve çevresine yönelir. Gençler için evde oturmak onlara işkence gibidir. Spora ilgi artar.
10- Sporda kazanılan başarı gencin kendine olan güvenini arttırır. Grup halinde yapılan sporlar, gencin yaşıtlarıyla kaynaşmasını sağlar.
11- Artık eski Ayşe, Aslı, Fatma, Sevda, Mehmet, Hasan, Ali gitmiş yerine ilgileri artmış, gelip geçici hevesleri çoğalmış, gürültülü müzik dinleyen, süse ve giyime özen gösteren gençler gelmiştir. Genç kızlar kendilerine daha iyi bakmakta, ayna karşısında uzun zaman geçirmektedirler. Bazen bir sivilce genç kızların moralini bozmaya yetmektedir.
12- Özel ve biricik olduklarını hissetmek isterler. Gençlerin bu dönemde en çok önem verdikleri şey; adam yerine konulmaktır.
13- Başkalarından daha önemli olduğu düşüncesi hakimdir. Kendisini evrenin merkezinde etkin ve güçlü gören genç, anne-babasını hatta öğretmenini etkisiz, güçsüz, yetersiz görmeye başlar. Bunu da hissettirir. Onlara duyduğu güveni azalır. Hatta onları eleştirir, küçümser. Bu durumda aile yada öğretmen onunla güç kimde mücadelesine girmemelidir.
14- Bedensel gelişimin ardından ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık, uzun boy, kısa boy gibi unsurlar problem olmaya başlamıştır.
15- Evde yalnız kalmayı isterler. Kendilerini kendi odalarına yada evin boş bir odasına kapatırlar. Kardeşlerini terslerler.
16- Film yıldızlarına veya isimleri ön plana çıkan kişilere hayranlık duyarlar.
17- Telefon tutkusu başlar, arkadaşlarıyla uzun uzadıya konuşurlar.
18- Artık onlar birer genç kız ve delikanlıdırlar. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırlar; ancak çocuksu davranışları da bırakamazlar.
Ergenliğin ilk yıllarında görülen bu kararsızlıkları ve tutarsızlıkları sağlıklı bir kişilik gelişiminin görünümü saymak gerekir. Bu olumsuz davranışlar benlik yapısının bir zorlama karşısında olduğunu göstermektedir. Ve zorlanmaların daha çok bağımsızlığa duyulan gereksinimlerin artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklandığı söylenebilir. Bu dönemde genç, toplum içinde kendini aramaya, kişilik sınırlarını belirlemeye başlar. Kim olduğunu, ne olacağını, toplumdaki yerinin neresi olduğunu bulmaya çalışır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak kişiliğini oluşturur. Ergenin yeni gereksinimlere doyum getiren aynı zaman da toplumsal kurallarla çelişmeyen davranışlar kazanıncaya kadar pek çok yanılgılar içine düşmesi doğaldır. Bu dönemde duygusal, dengesiz ve önseziden yoksun olurlar.
Eğer kişi bebeklik çağından başlayarak ergenlik yıllarına kadar getirdiği kişilik yapısında;
- Temel güven duygusu yerine – güvensizlik,
- Bağımsızlık yerine – kararsızlık,
- Girişim yerine – güvensizlik, suçluluk,
- Başarı duygusu yerine – yetersizlik duygusu ile yoğrulmuşsa ergenlik çağının doğal bunalımları sırasında çok fazla zorlanacaktır.
Farklı ekonomik ve toplumsal düzeylerden gelen, kız ve erkek öğrenciler üzerinde yaptığımız anket araştırmaları, gözlem ve konuşmalar bunların
% 30 ‘ unun bedensel değişme ve gelişmeden kaynaklanan iletişim sorunları olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorunlar sıklık sırasına göre,
. Aşırı duyarlılık ve coşku, Mutlu, uysal, dengeli çocuğun yerini, kaygılı, tedirgin, dengesiz, uyumsuz genç alır. Genç, bocalama ve kararsızlık içindedir. Duyguları, ilgileri çabuk değişir. Coşkuları ölçüsüz, sınırsız dengesizdir. Gençlik çağı, abartılmış aşırı, çabuk ve kolay değişen duygu kaymaları ve coşkularla yaşanır. Genç kaygıdan mutluluğa, sevinçten sıkıntıya, kızgınlıktan taşkınlığa değişen duygu ve coşkularla iletişim kurar ve bu taşkın davranışlar bizi şaşırtabilir. Başkasının tatlı ve yumuşak bakışı, gülümseme, bir iki övgü sözcüğü onu mutlu eder. Asık bir yüz, sert mimik yada jest, kırıcı bir iki sözcük onu kaygının kızgınlığın, umutsuzluğun derinliklerine sürükler. İlgi ve sevgiyle iletişim kurduğu insanlara karşı bir süre sonra kin ve nefret duyar. Kızıp öfkelendiğini daha sonra beğenip yüceltir. Çekinip korktuğuna daha sonra sokulup yaklaşır. Kısacası gençlik çağının başlangıcı ruhsal bakımdan duyguların egemen olduğu çelişkili düşüncelerin ve davranışların bulunduğu bir geçiş dönemidir.
Utangaçlık, çevreden uzaklaşma,
Sorumluluktan kaçma,
Bilişsel (Bilgiyle ilgili) süreçlerde azalma, Aşırı duygu yoğunluğu ve coşku ; algı, dikkat bellek, düşünme, mantık gibi bilgiyle ilgili işlevleri olumsuz yönde etkiler. Başarı, çalışma ve yaratıcılıkta verim düşer.
Girişim yetersizliği, ilgisizlik olarak sıralanabilir.
Gençlerle anne-baba arasında ortaya çıkan ve kuşak çatışmasına yol açan durumları olayları tanımak amacıyla yaptığımız araştırmada, bu tür olayları, biçim ve içerik bakımından iki büyük grup içinde topladım.
Kaynakça
1. Korkmazlar, Ümran. Ana Baba Okulu. Remzi Kitabevi, s.79–85
2. Yörükoğlu, A. Çocuk Ruh Sağlığı. Özgür yayınları
Comments