<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikiyatrik Sosyal Hizmetler</title>
	<atom:link href="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com</link>
	<description>Akademik Bilgi Paylaşımı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 07:10:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kadına Yönelik Ve Ev İçi Şiddet İle İlgili “İstanbul” Sözleşmesinin Çevirisinde Hak Kısıtlayıcı Anlam Farklılaşması</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadina-yonelik-ve-ev-ici-siddet-ile-ilgili-%e2%80%9cistanbul%e2%80%9d-sozlesmesinin-cevirisinde-hak-kisitlayici-anlam-farklilasmasi</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadina-yonelik-ve-ev-ici-siddet-ile-ilgili-%e2%80%9cistanbul%e2%80%9d-sozlesmesinin-cevirisinde-hak-kisitlayici-anlam-farklilasmasi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 07:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği gibi 24 Kasım 2011 tarihinde TBMM’ne sunulan Avrupa Konseyinin “SEV 210” sayılı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin Türkçeye çevrilmiş metni kabul edilip onaylanmıştır. Bu metne dayalı olarakta hem Hükümet hem de Parlamento olarakta bir siyasi İRADE ortaya konmuştur. 11 Mayısı 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-918" title="aile_2" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2012/01/aile_2-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Bilindiği gibi 24 Kasım 2011 tarihinde TBMM’ne sunulan Avrupa Konseyinin “SEV 210” sayılı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin Türkçeye çevrilmiş metni kabul edilip onaylanmıştır. Bu metne dayalı olarakta hem Hükümet hem de Parlamento olarakta bir siyasi İRADE ortaya konmuştur. 11 Mayısı 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanması nedeni İstanbul Sözleşmesi olarakta adlandırılan bu sözleşmeyi onaylayan 6251 sayılı kanun 29 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. İç hukukun bir parçası olabilmesi için gerekli olan yürürlülük ile ilgili süreç ise halen devam etmektedir.<span id="more-917"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kanun ile onaylanan hem kadın hakları ve ayrımcılığı hem de ev içi şiddet mağdurlarına yönelik kanun ile onaylanan bu sözleşmenin Türkçe metninin Tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesi ise şu şekildedir:</p>
<p style="text-align: justify;">“İş bu sözleşmenin amacı bakımından;</p>
<p style="text-align: justify;">a) “Kadına şiddet”, bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin kadına fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerde tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.”;</p>
<p style="text-align: justify;">b) “Aile içi şiddet”: Aile içerisinde veya hanede, mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">c) “Toplumsal cinsiyet”, kadın ve erkek için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">d) “Kadına yönelik toplumsal şiddete dayalı şiddet” kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları aşırı biçimde etkileyen şiddet anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">c) “Toplumsal cinsiyet”, kadın ve erkek için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen</p>
<p style="text-align: justify;">e) “Mağdur”, a ve b bentlerinde belirtilen davranışlara maruz kalan gerçek kişi anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">g)“Kadın” kelimesi18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar” denilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Konseyinin internet ortamındaki www.avrupakonseyi.org.tr adresinde yer alan Türkiye sayfasında da okunduğu kadarıyla “T.C .Başbakanlık Kanun ve Kararlar Genel Müdürlüğü” ve “T.C.Dışişleri Avrupa Konsey” mühürlü aynı başlık altındaki Türkçe metin yayınlanmaktadır. Gene internette yer alan www.coe.int adresinden ulaşılan İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde de ayrı ayrı  yayınlanan “Counsil of Europa/Europarat/Conseil de I&#8217;Europa” sayfasındaki antlaşmalar ile ilgili “Treaty Office/Vertragsbüro /Bureau des Traites” bölümde yer alan İngilizce orijinal metni ise “Europe Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence CETS No: 210” şeklindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Web sayfasında “word” formatında bulunan bu metnin tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesi ise aynen şu şekildedir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Article 3 – Definition</p>
<p style="text-align: justify;">For the purpose of this Convention:</p>
<p style="text-align: justify;">a. “violence gainst women” is understood as a violation of human rights and a form of discrimination against women and shall mean all acts of gender-based violence that result in, or are likely to result in, physical, sexual, psychological or economic harm or suffering to women, including threats of such acts, coercion or arbitrary deprivation of liberty, whether occurring in public or in private life;</p>
<p style="text-align: justify;">b. “domestic violence” shall mean all acts of physical, sexual, psychological or economic violence that occur within the family or domestic unit or between former or current spouses or partners, whether or not the perpetrator shares or has shared the same residence with the victim;</p>
<p style="text-align: justify;">c. “gender” shall mean the socially constructed roles, behaviours, activities and attributes that a given society considers appropriate for women and men;</p>
<p style="text-align: justify;">d. “gender-based violence against women” shall mean violence that is directed against a woman because she is a woman or that affects women disproportionately;</p>
<p style="text-align: justify;">e. “victim” shall mean any natural person who is subject to the conduct specified in points a and b;</p>
<p style="text-align: justify;">f. “women” includes girls under the age of 18.”Sözleşmenin Almanca metni ise “Übereinkommen des Europarats zur Verhütung und Bekämpfung von Gewalt gegen Frauen und häuslicher Gewalt” şeklinde olup tanımlar ile ilgili 3 ünco madde ise şu şekildedir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Artikel 3 &#8211; Begriffsbestimmungen</p>
<p style="text-align: justify;">Im Sinne dieses Übereinkommens</p>
<p style="text-align: justify;">a wird der Begriff „Gewalt gegen Frauen“ als eine Menschenrechtsverletzung und eine Form der Diskriminierung der Frau verstanden und bezeichnet alle Handlungen geschlechtsspezifischer Gewalt, die zu körperlichen, sexuellen, psychischen oder wirtschaftlichen Schäden oder Leiden bei Frauen führen oder führen können, einschließlich der Androhung solcher Handlungen, der Nötigung oder der willkürlichen Freiheitsentziehung, sei es im öffentlichen oder privaten Leben;</p>
<p style="text-align: justify;">b bezeichnet der Begriff „häusliche Gewalt “alle Handlungen körperlicher, sexueller, psychischer oder wirtschaftlicher Gewalt, die innerhalb der Familie oder des</p>
<p style="text-align: justify;">Haushalts oder zwischen früheren oder derzeitigen Eheleuten oder Partnerinnen beziehungsweise Partnern vorkommen, unabhängig davon, ob der Täter beziehungsweise die Täterin denselben Wohnsitz wie das Opfer hat oder hatte;</p>
<p style="text-align: justify;">c bezeichnet der Begriff „Geschlecht“ die gesellschaftlich geprägten Rollen,</p>
<p style="text-align: justify;">Verhaltensweisen, Tätigkeiten und Merkmale, die eine bestimmte Gesellschaft als für</p>
<p style="text-align: justify;">Frauen und Männer angemessen ansieht;</p>
<p style="text-align: justify;">d bezeichnet der Begriff „geschlechtsspezifische Gewalt gegen Frauen“ Gewalt, die</p>
<p style="text-align: justify;">gegen eine Frau gerichtet ist, weil sie eine Frau ist, oder die Frauen unverhältnismäßig</p>
<p style="text-align: justify;">stark betrifft;</p>
<p style="text-align: justify;">e bezeichnet der Begriff „Opfer“ eine natürliche Person, die Gegenstand des unter den</p>
<p style="text-align: justify;">Buchstaben a und b beschriebenen Verhaltens ist;</p>
<p style="text-align: justify;">f umfasst der Begriff „Frauen“ auch Mädchen unter achtzehn Jahren.”</p>
<p style="text-align: justify;">Metnin Fransızca başlığı ise “Convention du Conseil de l’Europe sur la prévention et la lutte contre la violence à l’égard des femmes et la violence domestique” dir. Tanımlar ile ilgili bölümü ise şu şekildedir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Article 3 – Définitions</p>
<p style="text-align: justify;">Aux fins de la présente Convention :</p>
<p style="text-align: justify;">a. le terme « violence à l’égard des femmes » doit être compris comme une violation des droits de l’homme et une forme de discrimination à l’égard des femmes, et désigne tous les actes de violence fondés sur le genre qui entraînent, ou sont susceptibles d’entraîner pour les femmes, des dommages ou souffrances de nature physique, sexuelle, psychologique ou économique, y compris la menace de se livrer à de tels actes, la contrainte ou la privation arbitraire de liberté, que ce soit dans la vie publique ou privée;</p>
<p style="text-align: justify;">b. le terme « violence domestique » désigne tous les actes de violence physique, sexuelle, psychologique ou économique qui surviennent au sein de la famille ou du foyer ou entre des anciens ou actuels conjoints ou partenaires, indépendamment du fait que l’auteur de l’infraction partage ou a partagé le même domicile que la victime;</p>
<p style="text-align: justify;">c. le terme « genre » désigne les rôles, les comportements, les activités et les attributions socialement construits, qu’une société donnée considère comme appropriés pour les femmes et les hommes;</p>
<p style="text-align: justify;">d. le terme « violence à l’égard des femmes fondée sur le genre » désigne toute violence faite à l’égard d’une femme parce qu’elle est une femme ou affectant les femmes de manière disproportionnée;</p>
<p style="text-align: justify;">e. le terme « victime » désigne toute personne physique qui est soumise aux comportements spécifiés aux points a et b;</p>
<p style="text-align: justify;">f. le terme « femme » inclut les filles de moins de 18 ans.”</p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla sözleşmenin İngilizce metninin başlığında yer alan “domestic violence” ve tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesinin (b) fıkrasında tanımı yapılan “domestic violence”; Almanca metnin başlığında yer alan “häuslicher Gewalt” ve tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesinin (b) fıkrasında häusliche Gewalt“; Fransızca metnin başlığında yer alan “la violence domestique” ve tanımlar ile ilgili 3 üncü maddesinin (b) fıkrasında tanımı yapılan “violence domestique “kelimelerin/kavramın;  TBMM’de kabul edilip onaylanan iki resmi mühürlü Türkçe metine “Aile İçi Şiddet” olarak yansıtıldığı görülmektedir. Türkçe&#8217;de “şiddet” bu dillerde “violence”/”gewalt”/“violence” kelimeleri ile yanısıtılırken “domestic”/“haus”/ “domestique” kelimeleri ise Türkçede “ev ve içini” veya yerellikle ilgili bir yaşam alanını yansıtmaktadır. Türkçede bir hukuki birliktelik ve konumlandırmayı da yansıtan “aile” kelimesi ise bu dillerde “the family /der Familie / la famille” şeklindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözleşme metninin Türkçeye İngilizce, Fransızca, Almanca metinlerden hangisinden yansıtıldığı belli olmamasına rağmen her üç dilde de bir yaşam alanına dayalı “ev içi şiddet” olarak algılanan ve anlaşılan kavramın farklı bir konumlamada ki “Aile” ve “Aile içi şiddet” kavramı üzerinde Türkçeye yansıtılması hukuki bir metin olan sözleşmenin Türkçe çevirisini hem aslından/orjinalinden hem de genelinden farklılaştırmaktadır. Şayet orginal/asıl metin bu üç dilde ise TBMM’de onaylanıp yayınlanan Türkçe metin orjinali/asli gibi ol(a)mamaktadır. Herhangi bir çeviri notu veya çekince konmadan yapılan bu yöndeki bir tercih ve yaklaşım sözleşmenin bir Alman&#8217;nın bir Fransız&#8217;ın, bir İngiliz&#8217;in algılamasından ve bu çerçevede yapılan tanımlamaya dayalı “mağdur” konumlanmasından da ayrıştırabilmektedir. Ayrıca; Türkçe metnin başlığı ve hak sahipliğini belirleyen konumlandırmanın bu şekilde yansımış olması sözleşmeye dayalı hak aramayı da zorlaştırabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan hem üç dildeki metin hem de Türkçe metinde “mağdur”un konumunu bir hak sahibi olarak belirleyen tanımlar ile ilgili üçüncü maddesinin (b) fıkrasının içeriğine bakıldığında “aile içi” ve “hane” ayrı ayrı belirtilerek özellikle ayrıştırıldığı da görülmektedir. “Mağdur” yaşam alanı ile bağlantılı “haneye/eve” bağlı bir konuma getirilmektedir. “Aile” şeklindeki bir hukuki birliktelikte dahil bir hanede/evde yaşayan bireyler/kişiler hukuki konumlarına bakılmaksızın sözleşme bağlamında bir hak sahibi olarak öngörülmektedir. Fıkranın böyle bir içeriğe ve işlevine rağmen farklılaşması ve Türkçe metne “aile içi şiddet” şeklinde yansıtılması sözleşmenin aslından/orjinal metninden ve felsefesinden de uzaklaşmasına etken olabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıdan üç dildeki metinden farklı olarak Türkçe çevirili metnin başlığına ve tanımlamaya yansıyan bu durum sözleşmenin bir “Uluslararası Sözleşme” olarak yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye&#8217;deki uygulamayı önemli ölçüde etkileyebilecektir. Hak sahipliği konusunda da önemli bir belirsizlik oluşturabilecektir. Sözleşmeyi uygulayan diğer ülkelerden farklı uygulanmasına da neden olabilecektir. Kavramlarda ve uygulamada ortaya çıkan bu yöndeki sorunlar ise her zaman olduğu gibi “Türkiye&#8217;nin kendine ait koşulları vardır.” veya “Rasyonel olmalıdır.” şeklindeki alışılmış söylemler ile geçiştirilecektir. Sözleşme ile sağlanan hakların kendi insanına, toplumuna uygun görülmemiş olması ise belki de “Zihin değişikliği şarttır” gibi sorumlunun/sorumluların başka yerlerde arandığı içi doldurulması gereken söylemler ile de perdelenecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenden dolayı; Ayşe Paşalı&#8217;lılar gibi kadınları ve ev içi şiddet mağdurlarını kamusal açıdan korumakta yetersiz kalan 4320 sayılı Kanunun değiştirilmesine yönelik çalışmalarda bu konunun da ayrıca değerlendirilmeye alınması gerekmektedir. Bu bağlamda taslakta öngörülen “KADIN VE AİLE BİREYLERİNİN ŞİDDETTEN KORUNMASINA DAİR KANUN” başlığı yerine “KADIN VE EV İÇİ ŞİDDET MAĞDURLARININ KORUNMASINA DAİR KANUN” şeklinde bir başlık öncelikle öne çıkarılmalıdır. Ayrıca TBMM’de de kabul edilip bir süre sonra yürürlüğe girecek olan sözleşmenin tanımlar ile ilgili bölümünde “mağdur”u belirleyen “Kadına şiddet” tanımı aynen hazırlanmakta olan taslağa yansıtılmalıdır. Ayrıca, “aile içi şiddet” olarak sözleşmenin Türkçe metnine yansıyan tanımlama da aynen kanun metnine yansıtılırken bu tanımın aynı zamanda “ev içi şiddet” ile ilgili bir tanım olduğunu belirtecek şekilde “Aile içi şiddet/ev içi şiddet” olarak ayrı bir yansıtmada yapılarak sözleşmenin uygulanabilirliği de olanaklı hale getirilmelidir. En azından süreçte oluşabilecek aykırılıklar, keyfilikler ve mazeretlerde engellenebilinmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihat TARIMERİ Urla 28.1.2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadina-yonelik-ve-ev-ici-siddet-ile-ilgili-%e2%80%9cistanbul%e2%80%9d-sozlesmesinin-cevirisinde-hak-kisitlayici-anlam-farklilasmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların Yararı İçin</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/cocuklarin-yarari-icin</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/cocuklarin-yarari-icin#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 16:34:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=909</guid>
		<description><![CDATA[26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Bu hafta Türkiye N.Ç. davasıyla sarsıldı. N.Ç. 13 yaşında 26 yetişkinin cinsel istismarına maruz kaldı, mahkeme N.Ç.’nin kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğine karar verdi ve bunu hafifletici sebep olarak kullandı. Şimdi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-910" title="nc" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/11/nc-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Bu hafta Türkiye N.Ç. davasıyla sarsıldı. N.Ç. 13 yaşında 26 yetişkinin cinsel istismarına maruz kaldı, mahkeme N.Ç.’nin kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğine karar verdi ve bunu hafifletici sebep olarak kullandı. Şimdi, bu kararın yarattığı infial ile faillere verilecek cezaları artıracak bazı kanun değişiklikleri tartışılıyor. Oysa çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarının biçimi ve sıklığı, bu sorunun sadece bir kanuni eksiklik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. İçlerinde okul yöneticisi, kamu çalışanı da olan 26 yetişkinin de bulunduğu cinsel istismar olayının yarattığı infiali, bu olaya karışan kişilere ağır cezalar vererek gidermek mümkün mü? Elbette, bu tür eylemlere karışan kişiler ağır cezalarla cezalandırılmalı. Ancak tekrarını önlemenin yolu da, cezaların etkili biçimde uygulanmasını sağlamanın yolu da toplumda çocuk istismarı konusunda ortak bir duyarlılık yaratmakla mümkün. Bunun da yolu çocuk istismarına duyarlı, dolayısıyla çocuğu ihmal ve istismardan korumaya yönelik hizmetlere öncelik veren bir devlet yönetimidir.<span id="more-909"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Pek çok ülkede Çocuk Bakanlığı var. Türkiye’de de bir Çocuk Bakanlığı kurulması talebi var. Ancak, hükümet yetkililerinin de belirttiği gibi, hükümetin benimsediği “demokratik muhafazakâr” yaklaşım doğrultusunda esas hedefi “ailenin güçlendirilmesi” olan Aile ve Sosyal politikalar Bakanlığı kurulması tercih edildi. Çocukla ilgili hizmetler de bu bakanlığın görev alanına verildi. Bu durumda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının çocuğa yönelik sorumluluklarının, çocukların ihtiyaçları doğrultusunda tarif edilmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle, Bakanlığın kuruluşunu gerçekleştiren mevzuatın dili değiştirilmeli, çocuk bir birey olarak kabul edilmeli ve çocuğun refahının tesisi Bakanlığın hedeflerinden biri haline gelmelidir. Ailenin güçlendirilmesi nihai hedef değil, çocukların (ve tüm bireylerin) refahının ve korunmasının bir aracı olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanun Hükmünde Kararname’nin dört temel ihtiyaç doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Önleyici sosyal hizmetlere öncelik verilmesi ihtiyacı: Kararname ile sadece Bakanlık’ın işleyişi düzenleniyor, genel sosyal hizmet politikasına ilişkin bir düzenleme yapılmıyor. Bu da bütün çocuk nüfusunu hedeflemesi gereken önleyici sosyal hizmetlerin nasıl sağlanacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor. N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, başına bir sürü olumsuz şey gelmiş olan çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Önleyici sosyal hizmetlerden kasıt, çocuğu ve ebeveyni olumlu gelişimi sağlamak üzere destekleyici hizmetlerin tamamıdır. Ancak bununla sınırlı değildir. Önleyici sosyal hizmetlerin önemli bir parçasını riski takip etme ve önleme oluşturmalı. Önümüzde bu konuda çok önemli gündemler var: Örneğin çocukların erken yaşta evlendirilmelerine neden olan faktörleri araştırmak ve bu faktörleri ortadan kaldırmaya yönelik hizmetler planlamak uzun yıllardır yetkililerin el atmalarını bekleyen önemli bir iş.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Yerelde sosyal hizmet sunumunun standartlaşması ihtiyacı: Kararname sosyal hizmet sunumunun yerelleştirilmesini ve sosyal hizmet kuruluşlarının il özel idarelerine devredilmesini öngörüyor. Hizmet sunumunun yerelleştirilmesi hem yönetimin demokratikleşmesi hem de hizmetin hızlı ve ihtiyaca uygun biçimde sunulması bakımından önemli. Ancak hizmet kalitesinde iller ve bölgeler arasında oluşacak eşitsizliğin önüne geçmek için, bu hizmetlerin standartları ve kaynak dağılımının esasları önceden belirlenmeli, aynı zamanda bu standartlara ne derece uyulduğu da etkin bir şekilde denetlenebilmeli. Bunun için Bakanlık’ın denetim ve yaptırım yetkisinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesi gerekiyor. Yerelleştirme yoluna gidilirken şu soruların cevaplarının bulunması gerekir: İller arasında hizmetlerin koordinasyonu ve kaynak transferi nasıl sağlanacak? Örneğin, korunması gereken bir çocuk veya kadının bir başka ile nakli kim tarafından nasıl düzenlenecek? Az olan meslek elemanlarının en fazla ihtiyaç olan alanlarda istihdamı nasıl sağlanacak? Bir yerel yönetim, bu alandaki sorumluluklarını yerine getirmezse müeyyidesi ne olacak? Her bir yerel yönetim için yükümlülükler kimin tarafından, nasıl belirlenecek? Yerel yönetimler bu hizmetlerin kaynaklarını nereden bulacak? Bulamazlarsa ne olacak? Bu konuda sorulabilecek, yanıtlanması gereken pek çok soru var. Elbette bunların yanıtları da vardır, ancak bu yanıtların kamuoyu tarafından da bilinmesi gerekir. Bu nedenle de düzenlemelerde yer almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Planlama ihtiyacı: N.Ç. vakasının ortaya koyduğu en önemli ihtiyaçlardan biri, ilgili tüm Bakanlıklar arasında ve onların hizmetleri arasında işbirliği ve eşgüdümü sağlayacak bir otoritenin varlığıdır. Hakim çocuk istismarı olgusuna yabancı ise, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu; müdür yardımcısı çocuk istismarından anlamıyorsa Milli Eğitim Bakanlığı konuyu ele alacak olursa; sorunu çözmek için sistemli bir mücadele yürütme olanağı bulunamaz. Bunun için Bakanlığın hem yetkileri hem de teşkilatının bu ihtiyaca uygun biçimde yani ilgili diğer Bakanlıklar ve il teşkilatları üzerinde planlama ve koordine etme yetkisi olacak biçimde düzenlenmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Özel gereksinimleri olan çocuklarla ilgili sorumlulukların açıkça belirlenmesi ihtiyacı: N.Ç. vakasının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı teşkilatlanmasıyla ilgili ortaya çıkardığı bir diğer önemli ihtiyaç da istismar veya suça sürüklenme gibi özel hedef grubuna giren çocuklara yönelik görevlerin açıkça tarif edilmesi. Bu konuda asıl önemlisi, bu sorumlulukları yerine getirmeyi sağlayacak gerekli personel ve bütçe düzenlemelerinin yapılmasıdır. Bu alanda halihazırda yaşanan en önemli sorun, özel ihtiyaca sahip çocuklarla ilgili sorumlulukların açıkça tarif edilmemesi, birden fazla sorumlu kurumun bulunması ve bu konudaki sorumlulukları yerine getirmek için gerekli personel ve kaynağın tahsis edilmemiş olması. Bu da yardıma en fazla ihtiyacı olan çocukların kendilerine uygun hizmete ulaşamamalarına neden oluyor. Örneğin suça sürüklenen çocuklara yönelik bakım, eğitim, tedavi ve koruma hizmetleri veren kuruluşlar senelerdir kurulmuyor, bu eksiklikten sorumlu tutulacak bir bakanlık da yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle, çocuklar uzun bir zamandır, birinci önceliğin verilmesini ve bir birey olarak kabul edilmeyi bekliyorlar. Biz de çocukların bu beklentilerini dile getirmek suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan bu beklentiyi karşılayacak ve çocuk haklarının korunmasından sorumlu olacak bir teşkilat oluşturmasını talep ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Seda Akço, Bürge Akbulut:  Hümanist Büro Adına</p>
<p style="text-align: justify;">http://www.humanistburo.org/tr/calisalim-bizden-yorumlar_21_1.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/cocuklarin-yarari-icin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Aile Araştırmaları, Eğitimi Ve Danışmanlığı Derneği Kuruldu.</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/istanbul-aile-arastirmalari-egitimi-ve-danismanligi-dernegi-kuruldu</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/istanbul-aile-arastirmalari-egitimi-ve-danismanligi-dernegi-kuruldu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 09:24:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=902</guid>
		<description><![CDATA[5253 Dernekler Kanununa uygun olarak 05 Ekim 2011 tarihinde kuruldu. Derneğimiz Özel Eğitim Uzmanı, Sosyolog, Psikolojik Danışman, İlahiyat, Doktor, Psikolog, Avukat, Eğitimci ve Sosyal Hizmet Uzmanından oluşan ailelere yönelik hizmetlerde görevli ve akademisyen on yedi uzmanın bir araya gelmesi ile kurulmuştur.
 
Derneğin Vizyonu
Toplumumuzda sağlıklı, mutlu ve eğitimli aileler oluşmasına eşler arası ilişkiler,  ebeveynlerin çocukları ve toplumla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/10/AİLEDER.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-914" title="AİLEDER" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/10/AİLEDER.bmp" alt="" /></a>5253 Dernekler Kanununa uygun olarak 05 Ekim 2011 tarihinde kuruldu. Derneğimiz Özel Eğitim Uzmanı, Sosyolog, Psikolojik Danışman, İlahiyat, Doktor, Psikolog, Avukat, Eğitimci ve Sosyal Hizmet Uzmanından oluşan ailelere yönelik hizmetlerde görevli ve akademisyen on yedi uzmanın bir araya gelmesi ile kurulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Derneğin Vizyonu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Toplumumuzda sağlıklı, mutlu ve eğitimli aileler oluşmasına eşler arası ilişkiler,  ebeveynlerin çocukları ve toplumla ile ilişkilerini geliştirmeleriyle kent yaşantısına uyumlu bir yaşam sürdürmelerine katkıda bulunmaktır.<span id="more-902"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Derneğin Misyonu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aile kurumu oluşturan evlilik sürecinin her aşamasında çiftlere, çocuklarının ruhsal gelişim dönemlerinde ebeveynlere, uyum ve davranış güçlükleri yaşayan çocuklara reberlik, danışmanlık, terapi ve alanda çalışan uzmanlara eğitim hizmetleri vermek temel hedeftir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Derneğin Amacı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“AİLEDER”, ebeveynlere bireysel ya da gruplar halinde;</p>
<p style="text-align: justify;">Aile psikolojisi ve sosyolojisi,</p>
<p style="text-align: justify;">Çiftler arası iletişim,</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuk gelişimi ve eğitimi,</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenlik dönemi sorunları ve ergenlerle iletişim,</p>
<p style="text-align: justify;">Anne-baba tutumları ve</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlıklı iletişim gibi konularda bilgi verme,</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlıklı bir iletişim ortamının oluşturulması için tüm aile bireylerine;</p>
<p style="text-align: justify;">Psikolojik yardım ve destek,</p>
<p style="text-align: justify;">Derneğin Faaliyetleri</p>
<p style="text-align: justify;">Aile, çift ve evlilik danışmanlığı, terapisi ve eğitimi alanında uzman yetiştirmek amacıyla; sertifika programları düzenlemek, seminerler yapmak ve eğitimler vermek</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgilendirici ve geliştirici eğitim,</p>
<p style="text-align: justify;">Rehberlik, danışmanlık ve terapi,</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal ve İnsani Bilimler ile Sağlık Bilimleri Alanlarında Eğitim Gören Öğrencilerin Her Bakımdan Desteklenmesi,</p>
<p style="text-align: justify;">Sempozyum, kongre, konferans, çalış tay organizasyonları ve uygulamaları…</p>
<p style="text-align: justify;">Aile Hizmetlerin yürütülmesinde rol ve sorumluluk alacak olan profesyonel meslek elemanlarının eğitimleri, yetiştirilmesi, aralıklarla niteliklerinin geliştirilmesi ile ihtiyaç duydukları konu ve alanlardaki eğitim faaliyetlerini organize etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Derneğe Üye Olmak</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden ve mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyan her gerçek kişi derneğe asıl veya fahri üye olmak üzere başvuruda bulunma hakkına sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fevzi Fatih Kılıçarslan                 Başkan</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyma Çavuşoğlu                           Başkan Yardımcısı</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Özdemir                               Sayman</p>
<p style="text-align: justify;">Hüseyin Şahin                                  Genel Sekreter</p>
<p style="text-align: justify;">Ergün Yıldırım                                 Üye</p>
<p style="text-align: justify;">Havva Sula                                         Üye</p>
<p style="text-align: justify;">İlker Ünal                                           Üye</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul Aile Araştırmaları Eğitimi ve Danışmanlığı Derneği</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Adres:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı</p>
<p style="text-align: justify;">Haseki, Küçükmühendis Sk. No. 7 Fatih / İstanbul</p>
<p style="text-align: justify;">Tel: 0.212.588 25 45</p>
<p style="text-align: justify;">Faks: 0.212.632 85 79</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İrtibat İçin</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Kılıçarslan / Başkan</p>
<p style="text-align: justify;">0 505 492 10 10</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/istanbul-aile-arastirmalari-egitimi-ve-danismanligi-dernegi-kuruldu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhafazakâr Düşüncenin Kadınla İmtihanı</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/muhafazakar-dusuncenin-kadinla-imtihani</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/muhafazakar-dusuncenin-kadinla-imtihani#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 12:41:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=899</guid>
		<description><![CDATA[Suudi Kralı kendi topraklarında 21. yüzyılda kadınlara yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını tanıdı. Muhafazakâr bir toplumda kadınların siyasi farkındalığının önü açılmış gibi görünse de kadının araç sürmesi yasak olduğu gibi ülke dışında çalışmaya gitmesi, seyahat etmesi için bir erkek akrabasının kararı gerekmektedir. Arap muhafazakârlığının gelip durduğu demokratik sınır kapısından başka bir coğrafyaya, Türkiye’ye yüzümüzü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-900" title="siddet45" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/10/siddet45-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Suudi Kralı kendi topraklarında 21. yüzyılda kadınlara yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını tanıdı. Muhafazakâr bir toplumda kadınların siyasi farkındalığının önü açılmış gibi görünse de kadının araç sürmesi yasak olduğu gibi ülke dışında çalışmaya gitmesi, seyahat etmesi için bir erkek akrabasının kararı gerekmektedir. Arap muhafazakârlığının gelip durduğu demokratik sınır kapısından başka bir coğrafyaya, Türkiye’ye yüzümüzü dönelim. Ülkemizde kadın, toplumsal pratik içerisinde belirli bir sosyal yer işgal ededursun, içinde bulunduğumuz yılda, yalnızca bir bayan valimiz var. Hemen hemen hergün haber kanallarına şiddet sonucu ölen ya da yaralanan kadınların yaşam öyküleri yansıyor. Erkek egemen dünyanın kadın varlığı için biçilmiş farklı kabulleri ülkeden ülkeye değişse de sorun özünde aynı. Kadına karşı ayrımcılık ve şiddet bütün yeryüzünün yaşadığı bir olgu. Yani kadın erkek tarafından eziliyor!<span id="more-899"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de muhafazakâr kesim, kadına yönelik şiddeti ne yazık ki yavaş kabullendi. Hatta yeni yeni algılıyor. Sorunun çözümü için bir şeyler yapma telaşında. Özellikle muhafazakâr düşüncenin çok zaman sonra hakkını teslim ettiği ve iyileştirici düzenlemeler yapılması gerektiğine artık inandığı kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet aslında başlı başına bir “kul hakkı yeme” eylemidir. Öte yandan şiddet gören kadını korumak için elektronik kelepçe kullanma ve daha birçok gülümseten konular ise tartışılırken kadınlar ölmeye devam ediyor, öldürülüyor. Peki ölümden kaçanlar için Türkiye’de durum ne? Doğrusunu söylemek gerekirse hiçte içi acıcı değil. Kadının insan hakları sorunu teorik olarak çözülmüş gibi bilinse dahi yaşadığımız şu günlerde şiddete uğramış kadınların toplumsal koruma hizmetleri verilirken ayrıştırılmaya çalışılmasının tartışıldığı bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu ise sığınma evleri ön plana alınarak yapılıyor. Şimdiden olumsuz toplumsal bir refleks sivrildi gibi. Örneğin fuhuş mağduru kadınlar sığınma evlerine alınmasınlar! Diğer kadınları ayartıyorlar. Aşağıladığı kadını ayrıştırarak inciten bir tez ne değin erkek egemen bir muhafazakârlık kokuyor. Ahlaki tartışmaları bir yana bırakıp baktığımızda, fuhuş pazarına sürüklenmiş kadınların çoğunun çocuk yaşta ya da erken yaşlarda evlenmiş, evlendirilmiş, dağılmış ailelerden gelen, yoksulluk kültürünün sarmalında yetişen ve en fazla sevdiklerini hissettikleri kişilerden darbe yiyen insanlar olduklarını görürüz. Kirlenmiş insanlığın bin bir yüzünü her an çalışma yaşamlarında görürken, altlarına yattıkları erkeklerin toplumsal gerçekte ne kadar yok edici ve kırıcı özelliklere sahip olduklarını bilmediklerini mi sanırsınız. Evet, sığınma evlerinin kapıları bu güçlü kadınlara kapalı tutulur. Diğer kadınları ayarttıkları için mi? Hayır. Devletin kadın sorunları konusunda çözüm üretmesi zorunluluğunu anımsattıkları için…</p>
<p style="text-align: justify;">Sığınma evlerinin kurulmasının, ailenin korunmasına gölge düşüreceğini sananlar, acaba sığınma evlerinde farklı sorun alanlarından gelen kadınların bir arada yaşamasına nasıl bir tepki vereceklerdir. Tepkilerin rengi şimdilerden belli ki, onlara göre “normal” kadınları da ayartırlar tıpkı şiddet mağduru kadınların sığınma evlerine gelerek şiddete maruz kalabilecek kadınları ayarttıkları gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">Engelli kadına yönelik şiddet konusu da göz ardı ettiğimiz sorunlar arasında yer alıyor. Bu arada şiddet mağduru engelli kadınlar konusunda ne az araştırma var. Onlar da sığınma evlerinin kapılarından dönüyor olmalılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet mağduru kadınlar, engelli kadınlar, sokakta yaşayan kadınlar, fuhuşla geçimini sağlayan şiddet gören kadınlar için nasıl argümanlar üretirseniz üretin acı ve dramatik bir yaşamın farklı koridorlarından süzülüp gelen bu kadınların bir arada bulunmaları, insan haklarının gelişimi yönünde güçlü olmaları ve mücadele etmeleri dışında bir eksiklik yaratmaz. Kadınlığı kategorileştirip, etiketleyip, ayrıştırıp niteliği hâlâ tartışılan korunma amaçlı bir sosyal hizmeti erkek egemen muhafazakâr bir iradeyle sunmak sorunu derinleştirmekten öteye geçmez. Fuhuş pazarına düşmüş korunması gereken durumda olan kadını sığınma evine almamak, devletin asli görevlerinden olan “korunma hizmetine” girmez. Irk, dil, din, kültür, konum vb gerekçelerden kaynaklı ayrımcılığın zeminini yalnızca yeşertir. Hal böyleyken kadının sosyo-ekonomik statüsünü güçlendirip yükselten bir demokratik ve hukuk devleti anlayışından söz edemeyiz. Bu nedenle kadın erkek eşitliğinin sağlanması için toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik kurumsallaşmaya gereksinim var. Bilmeliyiz ki polis merkezi, sağlık kuruluşu, sığınma evi ve her durakta ayrı, sorgulayan bir mülakat bu erkek egemen toplumda kadın için cehennem yolunda yürümekten başka bir şey değildir. Ve sığınma evi gerçekliği ülkemizde kadınların Truva’sıdır. Yaşadığımız koşullarda empati yapma becerisi yapabildiğimizde duyumsadığımız da budur&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz ŞEKER/ Sosyal Hizmet Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/muhafazakar-dusuncenin-kadinla-imtihani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailede Bir Bayram Sabahı</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/ailede-bir-bayram-sabahi</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/ailede-bir-bayram-sabahi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 13:52:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=896</guid>
		<description><![CDATA[Aile bir toplumun temel toplumsal kurumlarından biridir. Toplumu ayakta tutan temel öğelerdendir. Saygı sevgi, dayanışma, himaye ve ahlaki değerler ailenin geleneksel dayanaklarını meydana getirir. Aile biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün sürekliliğini sağlayan toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran biyolojik, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-897" title="bayram" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/bayram-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Aile bir toplumun temel toplumsal kurumlarından biridir. Toplumu ayakta tutan temel öğelerdendir. Saygı sevgi, dayanışma, himaye ve ahlaki değerler ailenin geleneksel dayanaklarını meydana getirir. Aile biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün sürekliliğini sağlayan toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal yönleri bulunan toplumsal bir birimdir. Ailenin sosyal örgütlenmenin temel birimlerinden biri hatta toplumun temel yapısı olduğu gerçektir.<span id="more-896"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlar manevi, dini duygu, düşünce ve yaşayışın gelişimine kardeşliğin, dostluğun pekişmesinde önemli rol oynar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram namazı kılınmasıyla başlayan bayramlaşma küçükler büyüklerini ellerini öperek saygılarını, hürmetlerini ifade eder. Büyüklerde dağıttıkları hediyelerle küçükleri önemsediklerini ortaya koyarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile üyeleri akrabalarıyla, komşularıyla, ahbap ve dostlarıyla ziyaretleşme ve bayramlaşma insanlar arasında sevginin, saygının, kardeşliğin ve dostlukların ilerlemesinde, gelişiminde belli bir öneme sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece dini duyarlılık ve toplumsal bütünlülük hızla artmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlaşma aynı zamanda insanlar arasında yaşanan ilişki problemlerinin çözümüne bir vesiledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlaşma kırgın, küskün, dargınların barışarak ilişkiye girmesi, aralarındaki muhabbetin oluşmasına sorunların çözümüne yönelik duygusal adımın atılmasına katkı sağlayan günlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram vesilesiyle iletişim ve ilişki problemlerini çözümlemiş insanlar, topluluğu bütünlük içersinde geleceğe güvenle bakabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlıklı aile mutlu toplumun temel ağları, ahenk içersinde birbirini tamamlayarak bayramlarda örülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlar ailelerin yaşam kalitesini geliştirdiği gibi “ailelerimizden komşularımıza, komşularımızdan topluma açılan pencerelerimizle kardeşlik, barış ve huzur içersinde yaşayan bir millet olabilmenin adımlarını atmış oluruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleceğe güvenle bakabilen birey ve aile bayramın manevi iklimi bir arada yaşayabilen, birlikte kutlayabilen, farklılıklarımıza rağmen kardeşlik kültürü geliştirebilen toplumlardan çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Mübarek Ramazan Bayramını sevdiklerinizle beraber sağlıklı ve huzur içinde geçirmeniz dileği ile bayramınızı kutlarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Kılıçarslan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/ailede-bir-bayram-sabahi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın Cinayetleri ve Kadına Yönelik Sosyal Politikalar</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadin-cinayetleri-ve-kadina-yonelik-sosyal-politikalar</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadin-cinayetleri-ve-kadina-yonelik-sosyal-politikalar#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2011 20:59:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik Sosyal Hizmet Müdahalesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[2011&#8242;e gelindiğinde kadına yönelik ölümle sonuçlanan şiddet olaylarında büyük bir artış olduğunu görüyoruz. Basına yansıyan olaylarda ya kadınların öldürüldüğünü ya da şiddet sonucunda mağdur edildiğine tanık oluyoruz. Dünyanın gelişmemiş birçok bölgesinde kadına yönelik şiddet yaygın bir olguyken, sosyal politikanın çaresiz kaldığı, küçük yaşta evlilikler ve çocuk gelinler ise dramatik bir sosyal sorun olmayı sürdürüyor. Dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-894" title="kadina_siddet" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/kadina_siddet-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />2011&#8242;e gelindiğinde kadına yönelik ölümle sonuçlanan şiddet olaylarında büyük bir artış olduğunu görüyoruz. Basına yansıyan olaylarda ya kadınların öldürüldüğünü ya da şiddet sonucunda mağdur edildiğine tanık oluyoruz. Dünyanın gelişmemiş birçok bölgesinde kadına yönelik şiddet yaygın bir olguyken, sosyal politikanın çaresiz kaldığı, küçük yaşta evlilikler ve çocuk gelinler ise dramatik bir sosyal sorun olmayı sürdürüyor. Dünyanın diğer ülkeleri bir yana Türkiye&#8217;de de trajik olan, kadına yönelik insan hakları ihlallerinin sistematik olduğu gerçekliğidir. Biliyoruz ki kadının insan hakları ihlalleri arasında; kadını sosyal, ekonomik, siyasal, hukuki, fiziksel, duygusal, kültürel yönleriyle etkileyen olayların başında şiddet gelmektedir. Araştırma bulgularının geneli şiddetin aile içinden ve yakın sosyal çevreden kaynaklandığı yönündedir. Namus cinayetleri ya da intihara sürükleme bu belirlemeye bir örnektir. Adalet Bakanlığı ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporuna göre Türkiye&#8217;de 2002-2011 tarihleri arasında 4410 kadın katledilmiştir. Bu sayının bir kısmını namus adına işlenen cinayetler oluşturmaktadır.<span id="more-893"></span> Konuyla ilgili başka bir istatistiğe dönelim yüzümüzü. 21. yüzyılın daha ilk çeyreğinde 2010&#8242;da yayınlanan, Türkiye&#8217;de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması verilerine bakalım: Türkiye&#8217;de söylenme kolaylığı olmamasına rağmen, söylenenler içinde her 100 kadından 15&#8242;i cinsel şiddete, 10 kadından 4&#8242;ü eşi veya birlikte olduğu kişi(ler) tarafından fiziksel şiddete, kadınların yüzde 44&#8242;ü duygusal şiddete, yüzde 23&#8242;ü birlikte olduğu kişi ve kişilerin ekonomik şiddetine maruz kalmaktadır. Türkiye genelinde 15 yaşından sonra yaklaşık her 5 kadından 1&#8242;i yakın ilişkide oldukları erkekler dışındakilerden fiziksel şiddete, her 10 kadından 1&#8242;i gebelikte fiziksel şiddete maruz bırakılmıştır, 15 yaşından önce cinsel istismarın oranı ise yüzde 7&#8242;dir. Araştırmanın en çarpıcı sonucuysa fiziksel ve cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde 92&#8217;si ne yakın çevre, ne sivil toplum örgütü ne de devlet kuruluşlarından hiçbirine başvurmamıştır. Neden olarak korku ileri sürülmüştür. Bu süreçten aile ve toplumun kadınları koruyamadığı gibi devlet mekanizmasının bu sorun alanında etkili bir güvenlik, toplumsal koruma ve yaşam standardına dönük refah kurumsallaşması oluşturamadığı sonucu çıkmaktadır. Kuşkusuz kadına yönelik önemli yasal gelişmeler yaşanıyor. Ancak yanıltıcı olan uygulamada yaşanan yetersizliklerin insanın gözüne hâlâ iğne gibi batmasıdır. Yasal duyarlılık, artacak olan toplumsal ve kurumsal duyarlılıkla bir bütünlük oluşturabilir.Yapılacak olan şey, kadını aşağılayan, küçük düşüren her davranışı ve ona yönelik şiddeti bir insan hakları sorunu, bir halk sağlığı sorunu ve de bir sosyal sorun olarak algılama sürecini topluma ve devletin yüreğine sürekli işlemektir. Ayrıca eğitim sisteminde bu yaklaşımın geçerliliğini sağlamaktır. Çocukluğun ilk basamaklarından başlayarak verilen eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini ders paletlerine yerleştirerek şiddete karşı duyarlı kuşaklar yetiştirilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi kısırdöngü oluşturan bir kültürde eğitimle önlenebilir. Şiddeti olağan gören, şiddeti meşrulaştırma anlamında açık mesajlar veren, toplumsal değerler ve normları besleyen bir kültür ancak bu şekilde kendisi yeniden üretmeyebilir. Toplumsal farkındalık kazanmanın ve bilinçlendirmenin yolu buradan geçiyor.Bu sosyal sorunla ilgili ülkemizde ulusal veri ağı ve ulusal hedeflerde belirtilen amaçlara yönelik çabalar yetersiz olsa da özellikle yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına önemli işlevler düşmektedir. Şunu da anımsamanın yararı var. Bakanlığın adı Kadın ve Sosyal Politikalar Bakanlığı şeklinde olsaydı, daha sevindirici olurdu. Çünkü bu adlandırmada tüm iyi niyetlere rağmen kadın, aileden sonra geliyor gibi ikircilikli bir hava kokuyor. Öteden beri belleklerimizde yer etmiştir, katı bir devlet geleneğinin Türkiye sosyal yaşamına mühendislik yapmaya çalıştığı bir coğrafyada gerçekçi bir kadın ve çocuk politikamız yok! Oysa kadınların ve çocukların insan haklarını geliştirmek bir devlet politikası olmalıdır derken bile şiddetin neden ve sonuçları, biçimleri üzerine araştırmalar yapıp öneriler geliştirme konusunda da geri durmuyoruz. Yıllarca aile içi sorun diye, şiddet görmüş kadınların karakollardan, hastanelerden evlerine gönderildiklerini yaşayarak öğrendik. Hakkını vermek gerekirse son yıllarda önemsenen yasal düzenlemelere bağlılığın bunun önünü az çok almaya başladığını söyleyebiliriz. Kurumsal olarak, şiddet mağdurlarının ve olayların kayıt altına alınması, geçerli ve güvenilir veriler sorunun boyutlarının görünür kılınmasıyla birlikte çözümü için oluşturulacak sosyal politikaya bir öngörü verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddetin ve cinayetin işlendiği aile dinamiği hakkındaki bilgiler, hangi gerekçelerin şiddete neden olduğu bilgisine bizleri ulaştıracağı gibi arka plandaki düşünsel yapıyı ve sosyo-ekonomik-kültürel dokuyu okumamızı kolaylaştıracaktır. Böylelikle bu sosyal sorunun çözümünde devletin gerçekçi bir davranış geliştirmesinin önü bir zorunluluk olarak açılacaktır.Sonuç olarak kadının sosyal-ekonomik statüsünün yükseltilmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması yönünde sosyal politikanın sorun çözücü olması gerekmektedir ki, kadını ataerkil esaretten kurtarmanın yolu onurlu bir yaşam için genişlemiş olsun. Yoksa kadının sosyal durumu sürekli olarak riske açık bir alan oluşturmaya devam edecektir. Öte yandan çalışma hayatında yer almayan ya da devlet tarafından ekonomik olarak desteklenmeyen kadını şiddet sarmalının bir nesnesi olmaya aday olarak kabul eden geniş bir toplumsal kesim var. Hali hazırda toplumsal cinsiyet rolleri, Türkiye&#8217;de tabu olup erkek egemen siyasetin yapı taşlarından birisidir. Siyasiler aynı koronun müdavimleri gibi hep bir ağızdan kalıcı çözümlerden söz ederken, tam bu noktada ağızlarının payını vermek gerekiyor. Günümüz siyasetinin korosu siyasete özne gösterme cesareti gösterilmeyen kadınların sorunlarını stabil kılmaktan öteye geçmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz ŞEKER/ Sosyal Hizmet Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kadin-cinayetleri-ve-kadina-yonelik-sosyal-politikalar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Bakanlığı Ama Nasıl?</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/aile-bakanligi-ama-nasil</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/aile-bakanligi-ama-nasil#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 20:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=887</guid>
		<description><![CDATA[1992 yılında Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet yüksek okulunda son sınıf öğrencisiyken Devlet Bakanı Türkan Akyol döneminde gündeme gelen kadın bakanlığı ilgili  “Kadın ve Aile Dergisi”nde “kadın bakanlığı ama nasıl?” başlığı ile yazı yazarak okurla düşüncelerimi paylaşmıştım. Yıllar geçmesine rağmen çocuk, kadın ve aile ile ilgili icracı bir bakanlık kurulamamış, surunlar devlet bakanlığına bağlı kuruluşlar üzerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-888" title="aile_bak" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/aile_bak-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />1992 yılında Hacettepe Üniversitesi sosyal hizmet yüksek okulunda son sınıf öğrencisiyken Devlet Bakanı Türkan Akyol döneminde gündeme gelen kadın bakanlığı ilgili  “Kadın ve Aile Dergisi”nde “kadın bakanlığı ama nasıl?” başlığı ile yazı yazarak okurla düşüncelerimi paylaşmıştım. Yıllar geçmesine rağmen çocuk, kadın ve aile ile ilgili icracı bir bakanlık kurulamamış, surunlar devlet bakanlığına bağlı kuruluşlar üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. İcracı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 Haziran 2011 tarihinde kanun hükmünde kararname ile  “aile” ismiyle bakanlık kurulmuştur. Bireyi, çocuğu ve kadını aile sistemi içersinde birbirinden ayırmadan bütünlük içersinde ele alarak bakanlığa “aile” isminin verilmesinin uygun bir karar olmuştur.<span id="more-887"></span><br />
Bakanlığın hızla artış eğilimi içersinde olan kadına yönelik şiddetin sorununuda kadını aile ve yaşam içersinde destekleyen  politikalarıyla, uygulamaları ile çocuğun, ailenin ve toplumsal düzeyde birçok sosyal sorunu çözümlenmesine önemli hizmetler sunacağı inancındayım.<br />
Ayrıca bakanlığın kurulmasıyla, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) kapatılması değerlendirilmesi gereken bir husustur. Shçek yıllar içersinde bürokratik bir kuruma dönüşmüş verimli hizmet üretmek yerine yapısı, işleyişi ve yönetimiyle toplumsal talepleri karşılayamamış, gelişimin gerisinde kalmıştır.<br />
Yeni oluşumda sosyal hizmet kurumuyla sunulan çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, rehabilitasyon merkezi, sığınma evi gibi sosyal hizmet kuruluşlarının il özel idarelerine devredilmesiyle ne düzeyde toplumsal talepleri karşılayacağı ile ilgili belirsizlik devam etmektedir.<br />
Kuruluşların, İçişleri Bakanlığına bağlı il özel idareleri tarafından yönetilmesiyle kurulan bakanlıkla nasıl işbirliği ve eşgüdüm içersinde olacağı kurumlarda çalışan idareci, meslek elemanları ve personelin durumuyla ilgili belirsizliğini korurken nasıl verimli hizmet ortaya koyulabileceği? Tartışılmalıdır.<br />
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görevleri, kadın, çocuk, özürlü ve yaşlılar, şehit yakınları ve gaziler, yoksullara yapılacak sosyal yardımlar dâhil, toplumun çeşitli kesimlerine sunulacak her türlü sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin planlanması, koordine edilmesi ve uygulanması olarak sıralanmaktadır (Madde 2).<br />
Özellikle çocuk, kadın, aile, özürlü ve sosyal sorunlarının çözümünde hızlı, esnek, yerinden çözümüne yönelik politikalar üretilmesi verimli çözümler ortaya koyacakken merkezi planlama yapmak ve uygulamak ne düzeyde gerçekçi hizmetler yürütülmesine katkı sağlayabilecektir?<br />
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı örgütlenmesini merkeziyetçi ve bürokrasiyi arttırmak yerine yerel dinamikleri dikkate alarak değişime açık, esnek bir örgütlenme modeli ortaya koymalı sivil toplum, yerel kaynaklar ile sürekli iletişim ve eşgüdüm içersinde hizmet üretmelidir.<br />
Bürokrasinin güçlendiği, hiyerarşi ve dikey ilişkilerin egemen olduğu toplumsal gelişimin ve değişimin dışında kalan bir örgütlenme modeli Shçek düştüğü durumdan farklı olmayacaktır.<br />
Uzun yıllar alan tecrübelerimle ifade ediyorum insanı merkeze alan sağlık, eğitim ve sosyal hizmetin en temel amacı ailenin yaşama kalitesini yükseltmek olmalıdır.<br />
Ailenin gelişimini destekleyecek hizmetler kurum temelli bir yapıdan toplum temelli organizasyona dönüşmek zorundadır. Çünkü ailede ortaya çıkan psiko-sosyal ve ekonomik sorunları ancak ailenin bulunduğu yerden başlayarak, çözüm sürecine ailenin katılımını sağlayarak sosyo-kültürel özelliklerini dikkate alan hizmetlerle kalıcı çözümler üretebiliriz.<br />
Ailenin yaşam kalitesini yükseltebilmek için bakanlık “aile yaşam merkezlerini” kurumsallaştırmalı aile, yaşam döngüsünün her evresinde profesyonel meslek mensuplarının rehberliği, danışmalığı ve eğitimi ile güçlendirmelidir. Kurulan yeni bakanlığın ülkemize, toplumumuza ve insanımıza güzel, yararlı ve gelişimine katkı hizmetler sunması dilerim.<br />
Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/aile-bakanligi-ama-nasil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şema Terapi</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sema-terapi</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sema-terapi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Aug 2011 10:50:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Terapisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=884</guid>
		<description><![CDATA[Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar. Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-885" title="terapi" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/terapi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar. Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir. Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar. Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve uyum bozucu şemalar için kullanılır. Mesela çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk kendisiyle ilgili bir kusurluluk algısı geliştirebilir ve yetişkinliğinde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir.<span id="more-884"></span> Kusurluluk şemasına sahip birisi, beğenilmeyeceği düşüncesinden dolayı insanlardan uzak durabilir ya da beğenilmek için aşırı derecede çaba sarf edebilir. Tüm bu ve benzeri durumlar da kişinin hayattan doyum almasına engel teşkil eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemaların oluşmasına, temel insani ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilememesi sebep olur. Uygun şekilde giderilemeyen temel ihtiyacımızın ne olduğu geliştirecek olduğumuz şemayı belirler. Beğenilme, önemsenme, dikkate alınma gibi ihtiyaçlarını gideremeyen bir çocuk zamanla kusurluluk, sevilmezlik şeması geliştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şemaların bazı temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar temel yaşantı anıları, düşünce, duygu ve bedensel duyumlardan oluşan bir bütün halinde işlev görürler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar kişinin kendisini, diğer insanları ve dünyayı anlamlandırmasında kişiye yol gösterici olurlar. Şemalar bir anlamda kullandığımız gözlüklerdir. Baktığımız şeyi kullandığımız gözlüğe göre tanımlarız.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar insanın hayatını olumsuz yönde etkiler ve işlevselliğini bozarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar en temel insani ihtiyaçlarımız(temel fizyolojik ihtiyaçlar, sevilme, önemsenme, kabul edilme, eğlenme, özgürlük, sağlıklı sınırlar)a ulaşmamıza engel olurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar değişime karşı dirençlidirler. Çünkü şemalar çocukluktan itibaren geliştirildikleri için kişiye çok tanıdık gelirler ve kişi kendi bakışını mutlak doğru ve gerçek olarak kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar kendilerini sürdürücü özelliğe sahiptirler. Kişinin karşılaştığı bir durum şayet şemaya uymuyorsa kişi durumu çarpıtarak şemaya uydurmaya çalışır. Kusurluluk şemasına sahip bir kişi etrafından iltifat aldığında, iltifatın sahiciliğine inanmayıp beni kandırıyorlar diye düşünebilir. Bununla birlikte şemalar, yeni ve daha doyum verici yaşantılarla, yeni öğrenmelerle ya da psikoterapi yöntemiyle değişebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar çevredeki olaylardan hareketle tetiklenebilirler. Mesela terkedilme şemasına sahip bir kişi eşinin iş dolayısıyla yapacağı şehir dışı seyahati, eşinin kendisinden uzaklaşma isteği olarak yorumlayıp, terkedilmiş gibi hissedebilir ve ona göre tepki verebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar kişinin kendisine, çevresine ve diğer insanlara dönük olduğu için, kurulacak insani ilişkilerde ve kadın erkek ilişkilerinde son derece belirleyici rol oynarlar. Şemalar, ilişkilerin başlamasında, sürdürülmesinde ve sonlandırılmasında(ya da sonlandırılamamasında) kendini gösterirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema yaşantıları, İlişkilerim genelde aynı şekilde başlayıp sonlanıyor. İlişkilerimde genelde ayı sorunları yaşıyorum! Genelde belirli özelliklere sahip insanlar bana çekici geliyor şeklinde düşünen insanlar için yoğun olarak gerçekleşiyor olabilir. Çünkü şemalar insan hayatında temel bir kalıp olarak var olurlar ve insanlar bu kişisel kalıplara göre davranırler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Kimyası</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her şema belli başka şema(lar)ya karşı bir çekicilik oluşturur. Bu duruma Şema Kimyası denir. Şema kimyası, problemli kadın erkek ilişkilerini anlamada son derece önemli bir kavramdır. Şema Kimyası kavramına göre bizler ilişkilerimizde kendi şemamıza uygun şemaya sahip eşleri tercih ederiz. Buradaki uygunluk, sadece iki tarafın şemasının da aynı olmasını ifade etmez. Şemalar, kendilerinin sürdürülmesine sebep olacak eşler ya da arkadaşlar edinmemize yol açarlar. Mesela ikili ilişkilerde gereğinden fazla fedakarca davranan birisi(Fedakarlık şeması) ilişkilerde hep kendi dediğinin olmasını isteyen(Haklılık şeması) birisiyle birlikte olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar başka şemalarla bir arada var olabilirler. Mesela terkedilme şemasına sahip kişide aynı zamanda kusurluluk şeması, kuşkuculuk şeması vb. de olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme Şeması Ve İlişkilere Etkisi</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilme şemasına sahip kişiler, hayatlarındaki önemli insanların şu ya da bu sebeple, şu ya da bu şekilde kendilerini terk edeceklerine, ilişkilerinin biteceğine inanırlar. İlişkilerin bitmesine yol açan durumlar içerisinde, aldatılma, terk edilme, sevilenin ölümü vb. yer alabilir. Dolayısıyla onlar ilişkilerine Bu ilişki eninde sonunda bitecek diyerek başlarlar. Kendilerine ilişkiyi bitirecek sebepler sorulduğunda ise Bilmiyorum; içimde öyle bir his var diye cevap verebilirler. Burada hissedilen, ön görülen terk edilmeyi problemli yapan, durumun gerçekçi olarak değerlendirilmemesidir. Mesela eşi tarafından gerçekten aldatılan ya da buna dönük gerçekçi ipuçlarına sahip bir kişinin ilişkimiz galiba bitecek düşüncesi bir şema yaşantısı olmayabilir. Şema yaşantısında en önemli nokta, durumu aslında öyle olmamasına rağmen öyleymiş gibi algılamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geleceği önceden, gerçekçi olmayan bir şekilde olumsuz olarak görmeye karamsarlık denir. Bu karamsar bakış zamanla kendini gerçekleştiren kehanet işlevi görür ve kişinin korktuğu başına geldiğinde kişi Ben biliyordum diye düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin aslında bildiği bir şey değil inandığı bir şey vardır. O, farkında olmadan ilişkisini karamsarlığına uygun şekilde yaşamış ya da endişelerini gerçekleştirecek birisi ile birlikte olmuştur. Mesela zaten günün birinde terk edileceğine inanan birisi ilişkisinde aşırı kıskanç davranır ve sonunda partneri bunalıp ondan uzaklaşabilir; ya da kişi evli birisiyle birlikte olabilir. Birinci durumda kişi korktuğu sonu hazırlamış ikinci durumda ise zaten olumsuz sonuçlanması muhtemel bir yola girmiştir. Dolayısıyla korktuğunun başına gelmesinden ziyade o yolu farkında olmadan kendisi şekillendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme şemasına sahip kişiler şu tür düşüncelere yüksek oranda katılırlar:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Beni terk edeceklerinden korktuğum için yakın olduğum insanların peşini bırakmam.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer insanlara o kadar muhtacım ki onları kaybedeceğim diye çok endişeleniyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakınlarımın beni terk edeceği ya da benden ayrılacağından endişe duyarım</p>
<p style="text-align: justify;">Önem verdiğim birisinin benden uzaklaştığını sezersem çok kötü hissederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen insanlar beni terk edecek diye onları kendimden uzaklaştıracak kadar çok dert ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip insanlar geçmişlerinde, güven, huzur, kabul edilme, sevilme ve sevme, paylaşım gibi temel ihtiyaçlarını uygun şekilde giderememiş olabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla şu anki ilişkilerinde de aynı beklenti içerisindedirler: kabul edilmeyeceğim, sevilmeyeceğim, sevdiklerim yanımda kalmayacak vb</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme Şemasına Sahip Kişilerin İlişki Tutumları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilme şemasına sahip kişiler yakın ilişki kurmaktan, ilişkilerinde kendilerini tamamen ilişkiye adamaktan çekinirler. Bunun altında, günün birinde zaten bitecek olan ilişkinin hayal kırıklığı ve acısından uzak durma çabası yatabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ilişki içinde iken terk edilme endişesini çok yoğun yaşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilmeye dönük ipuçlarını(partnerinin iş seyahati dolayısıyla ondan uzaklaşması, çok fazla aramaması vb.) abartarak terk edilmiş gibi tepki verebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıskançlık duygusunu çok yoğun yaşarlar. Kıskançlık onlar için, olası aldatılmaya karşı bir tedbir işlevi görür. Partnerlerinin başkaları ile olan ilişkilerine karşı aşırı hassastırlar. Acaba kiminle, ne konuştu? Neden onunla geziyor? Onu kandırabilirler! tarzında düşüncelere çokça kapılırlar. Kıskançlık beraberinde aşırı sahiplenicilik davranışlarını getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilme şeması olan kişiler, partnerleriyle sürekli birlikte olmak isteyebilir, onu yalnız bırakmaktan çekinebilirler. Bu birliktelik isteğinin altında, partneriyle vakit geçirmekten keyif almaktan ziyade Yalnız kalırsa başkalarına meyleder düşüncesi yer alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıskançlık ve aşırı sahiplenicilik tutumları zamanla kişide takıntı haline gelebilir. Kişi farkında olmadan günün önemli bir kısmını partnerinin onu terk etmesi, aldatması ile ilgili düşüncelerle geçirdiğini fark edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu takıntılardan kurtulamamak da çaresizlik, yetersizlik, ümitsizlik gibi duygulara yol açarsa kişi yoğun bir depresyon yaşayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Partnerlerinin sevgi sözcüklerini ve davranışlarını yeterli, güven verici bulmakta zorlanabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilmemek için karşı tarafı bunaltacak kadar iyi davranabilirler; gereğinden fazla yardım eder, gereğinden fazla ilgi gösterebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl olsa günün birinde terk edecek olan eşe karşı gizli bir öfke duyabilirler. Bu durum bazılarında O beni terk etmeden önce ben onu terk edeyim düşüncesine yol açabilir. Böylece en ufak bir tartışmada ilişki bitme noktasına gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">En özet ifadesiyle, terk edilme şemasına sahip kişiler güven verici bir ilişki yaşayamazlar ya da ilişkilerini güven duyarak yaşayamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme Şemasında Şema Kimyası</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip kişiler ayrılma ve terk edilmeye karşı aşırı hassas olmalarına karşın, güven verici, dingin, huzurlu insanlardan ziyade her an elinden çıkıp gidecekmiş gibi duran, soğuk, mesafeli insanlara karşı daha çok ilgi duyarlar. Bu durum şema kimyasının bir sonucudur. Şema(terk edilecek olma, ilişkinin bitecek olmasına dair temel inanç) bu şekilde kendini sürdürmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme şemasına sahip kişilerin partnerlerinin bazı özellikleri şöyle özetlenebilir:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Evli ya da başka bir ilişkisi vardır; bu yüzden kişiye yeterince zaman ayıramıyordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birlikte zaman geçirmeye çok fazla imkan tanımayan bir işi vardır veya işkoliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzakta yaşıyor, çok seyahat ediyor olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal açıdan dengeli değil tutarsızdır. Alkoliktir ya da zararlı madde kullanıyordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal olarak kişinin yanında yer alamıyordur, depresif veya içine kapanıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişiye karşı düşüncelerinde emin değil; bir gün çok sever gibi olup başka bir gün sevmiyormuş gibi davranabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlişkilerinde özgürlükten yanadır; bu özgürlük her iki tarafı geliştiren bir özgürlükten ziyade rastgele, sorumsuzca bir ilişki yaşamayı ifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle bu şemaya sahip kişiler, �kendilerine güvenli bir ilişki vaat etmeyen kişilere karşı daha çok ilgi duyabilirler. Şayet birlikte oldukları insanlar terk edici özeliklere sahip değilseler de kişiler, partnerlerini aşırı sahiplenerek, sorgulayarak, sıkıştırarak onları kendilerinden uzaklaştırabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terk edilme Şemasına Psikoterapötik Müdahale</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilme şemasına en iyi şekilde Şema Terapi yoluyla müdahale edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Çünkü Şema Terapi zaten şema kavramı etrafında şekillenmiş; terapi forülasyonu ona göre belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide öncelikle, danışanla birlikte kişide var olan şema(lar) belirlenmeye çalışılır. Bu şemaların nasıl geliştiği, şu anda kişi tarafından nasıl sürdürüldüğü ve kişinin hayatında nelere mal olduğu ele alınır. Bu bağlamda şemaların içeriğini oluşturan düşünceler(inançlar), anılar, duygular ve şemayı sürdüren davranışlar değerlendirilir. Buna dönük olarak Şema Ölçekleri kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide en temel amaç şemayı sürdüren davranışların ortadan kaldırılmasıdır. Mesela aşırı kıskanç kişinin, partnerini takip etme, sıkıştırma, deneme gibi davranışları ele alınır. Temel çocukluk anılarıyla yüzleş ilip yaşantılar yeniden anlamlandırılır. Burada en önemli nokta Yaşanmışı değiştirme şansımız yok; dolayısıyla anılarla uğraşmanın ne anlamı var? sorusudur. Anılarla ilgilenmedeki amaç, yaşantıyı değiştirmek değil, temel yaşantılarla bu günkü davranışlar arasındaki ortak noktaları yakalamak; yaşantıya bakış açısını, yaşantıdan çıkartılan yanlış sonuçları değiştirmektir. Mesela ebeveyni tarafından çokça eleştirilen bir çocuk kendini suçlu olarak algılayabilir; ancak anılar gerçekçi şekilde değerlendirildiğinde çocuğun hiç de suçlu olmadığı, aksine ebeveynin hatalı davrandığı anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Terapide Terk edile Şeması İçin Belirlenen Genel Hedefler Şunlardır:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diğer kişilerin eninde sonunda terk edecekleri, kişiden uzaklaşacakları, ya da tutarsız davranacaklarına ilişkin abartılı görüşü değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğerlerinin her zaman tutarlı ve müsait olması gerektiğine ilişkin gerçekdışı beklentiyi değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Partnerin orada olduğuna emin olmaya yönelik abartıyı ya da dışlanmaya odaklanmayı azaltmak</p>
<p style="text-align: justify;">Tutarsız, dengesiz, ya da ölen veya evi terk eden ebeveyn anılarını yeniden yaşatmak için görselleştirme yoluyla anılara bakışı değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Tutarsız ebeveyne karşı öfkeyi dışa vurmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin, kendi ruhsal yapısının bir parçası olan İçindeki Terk edilmiş Çocuğu farketmesi ve ona şefkat göstermesine yardımcı olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Danışanın tutarlı ve güvenilir eşler seçmesini sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin partnerleri aşırı kıskançlık, bağlanma ya da öfke ile uzaklaştırmamasını sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanla yalnızlığı tol ere edebilmeyi öğrenmesini; güvenli, tutarlı ortamlara alışmasını sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapi yoluyla varılmak istenen nihai hedef, kişinin uygun davranışlar sergileyerek, sevilme, ait olma, beğenilme, eğlenme, sağlıklı sınırlar gibi temel insani ihtiyaçlarına ulaşmasını sağlamaktır. Bu da zaten hem psikolojik problemleri ortadan kaldıracak hem de daha doyum verici ilişkilerin kurulmasına zemin hazırlayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sema-terapi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Sorun: Kadına Yönelik Şiddet</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kuresel-sorun-kadina-yonelik-siddet</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kuresel-sorun-kadina-yonelik-siddet#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 07:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=880</guid>
		<description><![CDATA[
Kadına yönelik şiddet temel düzeyde insan hakları sorunudur. Erkeğin otoritesini mutlaklaştırarak, aile içersinde mutlak iktidar ve mutlak kötülük üretmesidir. Aile içersinde erkek, eşi ve çocuklarının kendisine mutlak itaatle yükümlü öteki bireyler olarak görür. Kendini merkeze alarak diğerlerini ötekileştirir ve dışlar. Kadına yönelik şiddet, erkeğin otoritesinin zafiyete uğratılması neticesinde gücünü koruma ve gösterme davranışı olarak ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-881" title="aile_ici_siddet" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/aile_ici_siddet-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kadına yönelik şiddet temel düzeyde insan hakları sorunudur. Erkeğin otoritesini mutlaklaştırarak, aile içersinde mutlak iktidar ve mutlak kötülük üretmesidir. Aile içersinde erkek, eşi ve çocuklarının kendisine mutlak itaatle yükümlü öteki bireyler olarak görür. Kendini merkeze alarak diğerlerini ötekileştirir ve dışlar. Kadına yönelik şiddet, erkeğin otoritesinin zafiyete uğratılması neticesinde gücünü koruma ve gösterme davranışı olarak ortaya çıkar. Kadına yönelik şiddet sadece ülkemizde artan bir eğilim değildir. Gelişmiş toplumlarda hızlı artış eğilimi göstermektedir. Türkiye&#8217;de Kadına Yönelik Şiddet Raporu&#8217;na göre (2009), evli kadınların %11-29&#8242;u eşinden ağır derecede fiziksel şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Eşinden şiddet gören her 2 kadından biri (doğuda her 3 kadından ikisi), gördüğü şiddetle tek başına mücadele etmek durumunda olduğunu belirtmektedir. Bu hizmetlerin yetersiz ve etkisiz olduğunu göstermektedir.<span id="more-880"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Eşinden ayrılmış ya da boşanmış kadınlarda fiziksel şiddete maruz kalma % 78 çok yüksek bir oran olarak saptanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatı boyunca eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüş olduğunu ifade eden kadınların oranı Türkiye genelinde % 35, Doğu Anadolu genelinde bu oran % 40 olarak tespit edilmiştir. En az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını ifade eden kadınların % 49&#8242;unun doğuda ise % 63&#8242;ünün bu durumdan daha önce kimseye söz etmemiş olmaları ciddi anlamda önemli bir bulgudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Komisyonu’nca finanse edilen CAHRW araştırmasına (2006) göre Alman kadınların hemen hemen yarısı eş veya sevgililerinden şiddet görmüş. Halen devam eden ilişkisinde dayak yiyen veya başka türlü saldırılara uğrayan Alman kadınların oranı ise % 13,2. Almanya’daki kadın sığınma evlerinin sayısı 500’e yaklaşıyor ve bu evlere sığınan kadın sayısı 50.000 civarında.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadına şiddette İsveç, Finlandiya ve Kanada da Kadınlar eşlerinden, sevgililerinden veya anne-babalarından düzenli olarak şiddet görüyor. Örneğin Kanada’da kadınların aile içinde öldürülme olasılığı erkeklerin tam 5 misli. Kanada’nın Ontario eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre ise aile içi şiddetin % 94’ünde kurban kadınlar. Bu ülkede her yıl dört üniversiteli kadından en az biri cinsel saldırıya uğruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika’da her yıl kocasından şiddet gören kadın sayısının 5 milyonu aştığı sanılıyor. Bu kadınların yaklaşık % 20’si yedikleri dayak sonrasında tıbbi tedavi almak zorunda kalıyor. Her yıl öldürülen kadınların üçte birini eş veya sevgilileri öldürüyor. Amerika’da her gün tam 3 kadın kocası veya sevgilisi tarafından öldürülüyor. Kocalara elektronik kelepçe de takılıyor, evden uzaklaştırma cezası da veriliyor. Fakat koruma kararlarının en az % 10’u erkekler tarafından ihlal ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’de yıllık tecavüz ve cinsel saldırı suçlarının sayısı ise 232.960 (2006). Yani her yıl çeyrek milyon Amerikalı kadın cinsel nedenlerle saldırıya uğruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hindistan da çeyizine el koymak için öldirülen kadın sayısı 1985 de 999 iken 1987 de 1780 olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda paylaştığımız veriler, erkek egemen iletişim kültürünün sağlıksız karakterinin dışa vurumu sonucudur. Eşler arasında ilişki yapısında değişen yaşam koşullarına bağlı ortaya çıkan farklılıkları yönetebilmek, değişime uyum sağlamak kadına yönelik şiddeti azaltacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Profesyonel Müdahale</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Profesyonel müdahale multidisipliner bir ekip çalışması içersinde verilmelidir. Kadını şiddetten koruyucu, önleyici, tedavi edici, tedavi sonrası bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini içermelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Koruyucu ve önleyici çalışmalarda; kadının kişisel, duygusal ve sosyal gelişimini destekleyici eğitim, rehberlik ve danışmanlık hizmetlerini içermelidir. Aile içersinde eşler arası, ana-baba çocuk iletişimi, ilişkilerde ortaya çıkan kriz yönetimi ve çatışma çözme eğitimi verilerek kadının ilişki yönetim becerisi geliştirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tedavi edici uygulamada ise; Aile içi ilişiklilerde ortaya çıkan sorun karşısında çiftlerden biri ve ya her ikisinin depresyon rahatsızlığı nedeniyle yaşadığı anlama, algılama, değerlendirme, uyum ve davranış bozukluklarının tedavisine yönelik klinik uygulamaları içerir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinde ise; Aile içersinde sürekli ihmal, istismar ve şiddete maruz kalan her türlü önleyici ve tedavi edici müdahaleye rağmen olumlu sonuç alınamayan kadınlara verilen hizmetleri içerir. Kadın sığınma evlerinde psiko-sosyal destekle barınma hizmeti yürütülürken aynı zamanda rehabilitasyon çalışmasıyla geleceğe hazırlanması ve kendi yaşamsal sorumluluğu alması yönünde destek hizmetlerini kapsamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde uygulanan tedavi, bakım ve rehabilitasyon hizmetleri sürecinde “adli kolluk kuvvetleri” ile işbirliği ve eşgüdüm içersinde olunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle hayatın içersinde farklılıklarımıza saygı göstermek, anlamaya çalışmak farklılığı tehdit olarak algılamak yerine yaşamımızı zenginleştireceğine olan güven ve inanç ile ilişkilerde uyumu sağlayacaktır. Kadına yönelik şiddette “hayır” diyebilmek ve sıfır tolerans gösterebilmek için her şeyden önce toplumsal bilinçlenmeyi gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aile ve toplumsal hayat içersinde kadınlar kendilerini geliştirerek bilinçlerini artırmalı ve kişiliklerini güçlendirmelidir. Böylece erkeklerin otorite, baskı ve şiddet tutumlarını durdurabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/kuresel-sorun-kadina-yonelik-siddet/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Hizmet Uzmanı Fatih Kılıçarslan İle Röportaj: Egonun Kişilik Gelişimine Etkisi</title>
		<link>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sosyal-hizmet-uzmani-fatih-kilicarslan-ile-roportaj-egonun-kisilik-gelisimine-etkisi</link>
		<comments>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sosyal-hizmet-uzmani-fatih-kilicarslan-ile-roportaj-egonun-kisilik-gelisimine-etkisi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Aug 2011 08:02:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeki KARATAŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum Ruh Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://psikiyatriksosyalhizmet.com/?p=873</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk gelişiminde çocuğun ileriki yaşlarda zorluk yaşamaması için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Çocuğun gelişiminde en temel sorumluluk ebeveynleridir. Ana-baba çocuğu ile gelişiminde sağlıklı rol ve model olarak sorumluluğunu ortaya koyar. Aile içersinde eşler arası ilişkilerde, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde açık, birbirleri anlamaya dönük, bireysel hak ve sınırlara saygıya dayalı ilişki sistemi kurulmalıdır. Bireylerin karar alma süreçlerine katılarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-874" title="ego" src="http://psikiyatriksosyalhizmet.com/wp-content/uploads/2011/08/ego-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Çocuk gelişiminde çocuğun ileriki yaşlarda zorluk yaşamaması için dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çocuğun gelişiminde en temel sorumluluk ebeveynleridir. Ana-baba çocuğu ile gelişiminde sağlıklı rol ve model olarak sorumluluğunu ortaya koyar. Aile içersinde eşler arası ilişkilerde, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde açık, birbirleri anlamaya dönük, bireysel hak ve sınırlara saygıya dayalı ilişki sistemi kurulmalıdır. Bireylerin karar alma süreçlerine katılarak yer aldığı, her bir üyenin sesini birbirine duyurabildiği ve kendisinin anlaşılmış hissettiği bir aile sisteminde çocuk sağlıklı gelişir. Böyle bir aile sisteminde kişilik, duygusal ve sosyal gelişimini tamamlamış çocuk bağımsız, özgüveni gelişimi oluşturmuş, kendi sınırlarını belirleyerek toplumsal hayat içersinde kendisiyle barışık bir birey olarak geleceğe hazırlayabilir.<span id="more-873"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çocuğa yüklenen aşırı özgüvenin ileride ego sorunu doğuracağını söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sorunuza ebeveynler neden çocuklarına aşırı özgüven yükleme ihtiyacı duyarlar? Sorusunu cevaplayarak açıklama yapmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebeveynlerin çocuklarına sürekli en iyi, en başarılı ve “biricik” olduklarını vurgulamalarının nedeni, telafi mekanizması yani “kendi eksik duygularını çocukları üzerinden tamamlama çabası” olarak değerlendirilebilir. Bu durum, çocukluğunda yeterince başarılı olamamış ebeveynin, çocuğunu en iyi ve başarılı göstererek eksik duygusunu telafi etme arayışının bir sonucudur. Ebeveynler bu şekilde çocuğuna sürekli müdahale etmekle çocuğun kendi olma, kendini tanıma çabasını da zorlaştırmaktadır. Müdahaleci tutumlarıyla çocukta stres faktörü oluşturmaktadır. Sürekli ebeveynleri tarafından onay görmüş çocuk kendisini hayatın merkezinde algılayarak sürekli ilgi ve dikkat çekme çabasında kalacaktır. Böylece de narsistik eğilimleri güçlenecektir. Böyle bir çocuk karşısındakini anlamak, tanımak yerine ebeveynleri gibi tanımlama eğilimi içersinde olacaktır. Böylece ilişkilerde etiketleyici ve damgalayıcı özellik geliştirecek karşısındaki kişiyi dinlemeden, anlamadan ön yargılarla hareket ederek iletişim çatışmalarına yol açarak kişiyi dışlayacaktır. Çocuğa yüklenen aşırı özgüven taşıdıkları aşırı yük ve stresten dolayı aşırı sinirli, asosyal davranışlar, agresif ve hırçın kişilik özellikleri gösterebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ego kavramından bahsederek egonun toplumsal hayatı hangi durumlarda zorlaştırdığını söyleyebiliriz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ego, ben, benlik, kendilik demektir. Ego insanın hem özne boyutunu tanımlayan irade, bilinç ve vicdanı hem de onun nesne boyutunu tanımlayan, dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını, içsel enerji kaynaklarını içine alan çok boyutlu bir yapıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ego, hem öznel hem de toplumsal yaşamında, bireyin kendini tanımlayıp, anlamlandırabileceği ve koruyabileceği içsel olarak işleyen bir referans noktası oluşturur. İnsan benliğinin(kendiliğin) bir bileşeni olan ego, sosyal çevreye uyumla ve sosyo-kültürel etkilerle şekillenen inşa edilmiş benlik katmanıdır. Eğer birey kendi benlik algısını kendi dışında hiçbir varlığa güvenmemesi, güç ve iradeyi kendi içinde yakalaması, kendisini hayatın merkezinde algılayarak karşısındaki bireyleri ötekileştirerek dışsallaştırırsa iletişim, uyum ve davranış sorunları yaşacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal hayat içersinde sürekli çatışmacı, reaksiyoner özellilikleriyle ilişkilerinde sorun kaynağı oluşturacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bireyin kendini önemsemesi ve güven duygusu içersinde olması bağımsız birey olarak hayatını sürdürmesi için elbette gereklidir. Eğer birey kendilik algısında bireysel bağımsızlık duygusunu benmerkezci, biricik, tüm ilgi ve dikkatin kendisi üzerinde toplanması olarak yaşaması bu duyguda aşırılığa gidilmesi; normları, değerleri ve hukuku hiçe sayarak kendini önemseyen bir insan haline gelmesine sebep olur. Böylece insanların bir arada uyum içersinde yaşamasına neden olan toplumsal değerleri dışlar. Çünkü sahip olduğu özgüven kendi mutluluğu için her şeyi görmezden gelmesi gerektiği duygusunu pekiştirir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ego kavramının bir kişilik sorunu olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu bir sorunsa baş etme yolları nelerdir?Bireyin kendi benlik algısının bilincinde olması, toplumsal yaşam içersinde dengeleyebilme becerisiyle çevresiyle uyumlu bir kişilik sergileyebilmesi asla sorun değildir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer birey “insanlar sadece sağladıkları faydalar için gerekeli” olduğunu düşünür. Kendi çıkarlarına uygun olmayan insanların haklarına ve kurallarına sürekli saygısızlık etmesi, güvensizlik duygusu içersinde tehdit ve saldırgan yaklaşımlarda bulunması bireyin kişilik sorunu olduğu yönünde değerlendirmelerde bulunabiliriz</p>
<p style="text-align: justify;">Bireyin önce kendine dokuna bilmesi ve yüzleşebilmesi gerekir. Benlik algısında sorunu fark etmesi, içe doğru derinlemesine iç görü geliştirebilmesi, kendini keşfetme yolculuğuna çıkması halinde kişilik sorununu çözümleyebilir. Ancak her birey kendi başına sorununu çözümlemesi zor olabilir. Profesyonel yardım almasını gerektirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Egonun, bireyin hayatını kolaylaştırıcı tarafları olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyebilirsek hangi durumlarda kolaylaştırdığını söylersiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer birey kendi benliğinin bilincinde, kendi kişilik özelliklerini farkında ise ilişkilerinde açık, net, anlaşılabilir tutumlar içersinde olur. Böylece net sınırlarını da çizerek benlik bölünmesine, parçalanmasına ve manipülasyona izin vermeyerek yanlışlara “hayır” diyerek sağlıklı ilişkiler geliştirebilecektir. Böylece aile, iş ve toplumsal ilişkilerini düzenleyici, sorun çözme becerisi yüksek farklılıklarının farkında olarak yaşamını organize etme becerisine sahip olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Egolardan arınarak hayatı kolaylaştırmak ve yaşanır kılmak mümkündür” görüşüne katılıyor musunuz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hayır katılmıyorum. Çünkü egolarımız bizi diğer bireylerden farklı kılan ve yaşamı anlamlı kılan özelliklerimizdir. Toplumsal hayat içersinde yerimiz ve önemimizi benliklerimizle belirleyebiliriz. Önemli olan egolarımızı dengeleyebilme becerimizdir. Asla otorite, baskıya dönüşmeden karşımızdaki kişiyi ötekileştirmeden farklılıklarımızın özelliklerine saygı çerçevesinde yaşamı düzenleyebilirsek hayatı yaşanır kılabiliriz. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ego bir hastalıksa ileri boyutlarında nelerle karşılaşırız?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ego eğer kişilik, iletişim, uyum ve davranış sorunlarına yol açarsa ruhsal hastalıklara neden olabilir. Bireyin algılama,  muhakeme etme becerisinde sorunlara yol açıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal düzeyde çökkünlük, mutsuzluk, yaşamdan zevk almama, çevresindeki kişileri tehlikeli görerek şüpheci ve kuşkucu düşüncelere yol açıyorsa birey en kısa zamanda ruhsal tedavi yardımı almalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük adam, büyük olduğunu; fakat büyüklüğün küçük olduğunu bilir. |Andre Maurois|</p>
<p style="text-align: justify;">Röportaj: Selda Yeşiltaş/ Dünya Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://psikiyatriksosyalhizmet.com/sosyal-hizmet-uzmani-fatih-kilicarslan-ile-roportaj-egonun-kisilik-gelisimine-etkisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

