Gençlik dönemi yaşanan sorunlarını anlamada, tanımlamada sağlıklı teşhisler koymak için o gencin nasıl bir evreden, süreçten geçtiğini iyi anlayabilmek gerekmektedir. Gençler ergenlik döneminde duyguları inişli çıkışlıdır, duygu durumunda çok sık değişiklikler olur. Bazen öfkelenir bazen de içine kapanır. Karamsar, gelecek kaygısı içinde olabilir. Hayatta sorumluluklar almaya başlar. Fiziksel değişiklikler, genç kız – genç erkek için gerilim ve stres faktörüdür aynı zamanda. Birey, bu dönemde anne babasından ayrı bir varlık, farklı kişi olduğunu hisseder. Bir başkasına benzemeye çalışabilir, modelleri vardır. Genç sosyal varlık olur, aile dışına çıkarak toplumsal ilişkilerini geliştirmeye başlar, arkadaş grubuyla etkileşime girer. Cinsel kimlik gelişmeye başlar. Çocukluktan gençliğe geçiş kademesidir. Özellikle kişilik, kimlik, sosyal gelişimi oluşur. Kimlik, kişilik derken, erkek ve kadın olarak cinsel bir kimlik kazanıyor, ya da kişilik olarak değerleri oluşmaya başlıyor, annesinden babasından farklı düşünebiliyor. Sosyal açıdan ailesi dışında arkadaşları önem kazanmaya başlıyor.

Ebeveynle İletişim Çatışmaları

Gençlerin ergenlik döneminde yaşanan değişimi, anne babaların sağlıklı yönetmesi gerekmektedir. Ebeveynler yaygın olarak kontrollerini arttırmaya çalışıyorlar, daha koruyucu kollayıcı bir tavır alıyorlar, çevreye güvenemiyorlar, toplumdan çocukları adına korkuyorlar. Bu yaklaşım çocuk üzerinde baskının artmasına sebep oluyor. Bu süreçte gençle ailesi arasında, ergenlik döneminde “çatışma yaşanıyor” . Çünkü değişim kriz faktörüdür. Eğer iyi yönetilemezse çatışmaya neden olur.  Ailenin yaşam döngüleri vardır, küçük çocuklu aileden, artık aile yapısı değişiyor ergen çocuklu bir aileye dönüşüyor.

Çocuk arkadaşlarına yöneldikçe sosyal hayata açıldıkça, ailenin dışına çıktıkça anne ve baba kaygı,  endişe yaşıyor, yalnız kalmaktan korkuyor ya da toplumsal zarardan çekiniyor. Yaşanan değişim yönetiminde ebeveyn ile ergenin birbirlerini anlayabilmeleri hususunda becerilerini geliştirmek gerekmektedir.   Birbirimizi tanımlamak, sınırlamak, ne yapacağımızı belirlemek yerine, sadece duygularımızı anlayabilmek; annenin kaygılarını, çocuğun endişelerini anlamak gerekir. İşte bu iletişimle ilgili bir yaklaşımdır. Temel düzeyde iletişim becerilerine sahip olmakla ilgili sorumluluktur. Aileyi oluşturan her üye iletişim becerilerini geliştirebilmek için eğitim almalıdır.

İletişim Yaklaşımları

Sağlıklı bir iletişim birbirimizi doğru anlamaya, doğru anlamakta sağlıklı çözümler üretebilmeye yardımcı olur. Fakat anne çocuk üzerine baskı uygularken çocuğu adına iyi birşeyler yaptığını düşünüyor. Ya da her zaman çocuk olarak görüyor. Büyüdüğünün, geliştiğinin farkında değil. Aslında genç, bir birey olmuş arkadaşlarının yanına gidebilir, sosyal aktivitelere katılabilir artık bir bireydir. Ama o zaman anne-baba bunu nasıl algılıyor? nasıl yorumluyor?

Ebeveynin düşünce içeriğini değerlendirmek gerekmektedir.  İnsanlar duygular, düşünceler ve davranışlarla kendilerini ortaya koyarlar. “3D” diye kavram vardır: duygu düşünce ve davranış etkileşimi. Bir davranışı analiz edebilmemiz için o kişi duygu düzeyinde; ne hissediyor, düşünce düzeyinde; ne yaşıyor bilmek gerekmektedir.

Anne babanın düşüncelerini etkileyen faktörler nelerdir?

Yalnız kalmaktan korkabilir, çevresel faktörler etkili olabilir,  geçmişte yaşadıkları korkunç olaylardan çok etkilenmektedirler. Çünkü iletişim bir bilinç düzeyinde yaşanır, ikincisi bilinçaltı düzeyde yaşanır. Bir bireyin çocukluğundan beri geçirdiği evreler, yaşadığı ilişkiler onun zihinsel şemalarını oluşturur.  Ve olaylara biz, o zihinsel şemalarla bakarız.

İşte algı yönetimi denilen şey budur. Genç ne kadar güven verse de yaşadıklarını açık yüreklilikle anlatsa da, yeterince ikna edecek gerekçe sunsa da, anne ve baba geçmişteki birtakım olayların oluşturduğu şemalarla olaylara bakıyor. Bilinçaltı düzeyinde duygusal etkileşimler yaşıyor. Ebeveynler kaygı, endişe, korku yaşıyor.

Ebeveynin kaygısı ancak iletişimle giderilir. Kaygıları, çatışmaları arttırmaya yönelik tutumlarla değil. İletişimde inatlaşma olursa, dediğim dedik tavırlar gösterilirse çatışma ortamı artar. Bencillik, anneyi-babayı dinlememek, sırtını dönmek kapıyı kapatıp çekip gitmek çatışmayı arttırır. Eğer dediğim dedik derse genç, annenin-babanın olumsuz duygularını arttırır.

Kaygıyı arttırıcı, korkuyu derinleştirici değil olumlu bir yaklaşım sergilemek gerekir. Karşılıklı olarak birbirlerini iyice dinleyerek, birbirlerine seslerini ulaştırarak tam olarak kendini anlatabildiğine inandıktan sonra anlamaya çalışarak, anlaşma ve uzlaşma çabası içersinde değişimi, krizi yönetebilir, sorunlarımızı çözümleyebiliriz

Fatih Kılıçarslan/Sosyal Hizmet Uzmanı