Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Bireylerin gelişim, kişilik ve uyum sorunları beraberinde sosyal sorunlara neden olur. Sosyal sorunlar toplumsal/kültürel çatışma ve sosyal çözülmeye yol açarak bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı”  bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. (Kılıçarslan, 2010) İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aile içi çatışmalar artmış beraberinde boşanmalara yol açmıştır.

Aile Yaşam Döngüsü

Bireyler, çocukluktan itibaren yaşlık dönemlerine kadar aile içersinde ilişkilerinde, fiziksel durumlarında ve ruhsal süreçlerinde çeşitli aşamalardan geçerler. İnsanın yaşam evresi çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılıkla oluşması gibi ailelerinde yaşamları çeşitli dönemlerden oluşur. Bu değişimler aile içi ilişkilerinde gözlemlenebildiği gibi aile dışı ilişkilerinde oluşur. Böylece her ailenin yaşamının, ilişkilerinin ve iletişiminin evreleri vardır.

Ailedeki yaşam süreci, beraberinde değişimi de getirir, değişim bireylerin duygu, düşünce ve davranış düzeyinde etkilenmesine yol açmaktadır. Evreler, bireylerin yeni ilişki süreçlerle karşı karşıya kalmasına yol açmakta beraberinde uyum sorununu, yeni tutum ve davranış becerileri geliştirmeleri ya da değişimi yönetememesi durumunda çatışma ve kriz ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Aile içinden geçtiği bu evreler, aile yaşam döngüsü olarak kavramsallaştırılmıştır. Aile yaşam döngüsü aileyi zaman içinde değişen bir sistem olarak kurgular ve ailenin bu değişim süreci içinde geçirdiği evreleri tanımlar. (Goldenber & Goldenberg 1990)

Aile yaşam döngüsü,   profesyonel uzman ve danışmanlara aile içi sorunların belirlenmesinde, müdahale tekniklerin ve yararlı yaklaşımlar planlanmasında faydalı bir kuramdır. Aile ve çiftlerle çalışan profesyoneller, aile üyelerinin ilişkilerinde yaşanan sorunlarla çalışırken aile içi iletişimde çatışmaya neden olan faktörlerin belirlenmesinde ailenin yaşam evrelerinden yararlanırlar.

Aile İçi İletişim Çatışmaları

Aile içi ilişkilerde uyum ve işbirliği sorunları, sevgiyi, saygıyı ortadan kaldırmakta iletişim çatışmalarına yol açmaktadır. Üretim araçlarında farklılaşma kadın ve koca arasındaki rol paylaşımını değiştirmiş ilişkilerde yaşanan çatışmalar yönetilmediği için krize dönüşerek aileler parçalanmıştır. Ailelerin yapısal sorunlarında en çok çocuklar etkilenerek çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmaması gerekli ilgi sevgi ve şefkat gösterilmemesinin yanı sıra fena muamele, fiziksel ve cinsel istismar çocuklara yönelik şiddet kapsamında yer alır. Çatışma yapısı gereği her iki tarafa zarar vermektedir. Bireylerin duygusal, fiziksel örselenmesine yol açmaktadır. Çatışma ve şiddet, kocanın kadını küçümsemesi, özgüvenini yitirmesine yol açması, aşağılayıcı sözler söylemesi, kadını çocukları konusunda kendini suçlu hissetmesine yol açması, dayak yâda ölümle tehdit etme, terk etme tehdidi aile ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek şeklinde erkekten kadına yönelik şiddet gözlenebilir. Şiddetin egemen iletişime dönüşmesi kadının erkekten uzaklaşmasına ve içe kapanmasına yol açmaktadır. İlişkilere kendi dünyaları, algıları, düşünceleri ve beklentileri doğrultusunda bakmak kadını hayal kırıklığına sürükleyebilir. Beklentileri erkek tarafından karşılanmaması kadını erkekten uzaklaştırır. Erkeğin tepkisi öfke ve kızgınlık patlamaları şeklinde olabilir. Kendini değersiz ve önemsiz hissedebilir. Birbirini anlama çabası yerine birbirini yargılama ve suçlama eğilimi içerisinde olabilirler. (Kılıçarslan, 2010)

İstatistiklerle Kadına Şiddet

Ülkemiz ’de son yıllarda kadına yönelik şiddet hızla artış eğiliminde olduğu gözlenmektedir.  Kadına Cinayetleri Durduracağız Platformunun 2012 ye ait yayınladığı rapora göre ilk altı ayda 92 kadın erkekler tarafından öldürüldüğü belirlenmiştir. Rapora göre öldürülen kadınların 29′u boşanma, ayrılma, reddetme ve kıskançlık gibi sebeplerle öldürülürken 11′i işsizlik ve krizin tetiklemesiyle 8′i intihar veya intihar süsü verilerek 6′sı çocuğunu veya başka bir kadını korumak istediği için 3′ü aile meclisi kararıyla 2′si cinsiyet kimliği, 22si tecavüz sonrası öldürüldü. 2012 Eylül ayı itibariyle fiziksel ve duygusal şiddete uğrayan 5 bin 9 kadın İstanbul Barosu kadın hakları merkezine başvurduğu açıklanmıştır. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC), ILO, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi ve Dünya Sağlık Örgütü verilerinden derlediği ”Kadına Karşı Şiddetin Gerçekleri Raporu”na göre, dünyada her üç kadından birinin, yaşamları boyunca en az bir kez fiziksel ya da cinsel saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Kadına Yönelik Şiddetin önlemesinde  kadını aile sistemi içinde ela alarak kişisel, duygusal ve sosyal gelişimini destekleyici rehberlik, danışmanlık ve terapi hizmetlerine yer vermeli böylece kadının aile ve toplumsal yaşam içinde gelişimi desteklenmelidir.

Aile ve Evlilik Terapileri

Aile terapisinin amacı, özel bir grup oluşturan aile üyelerinin, her birinin ruhsal sağlıklarını düzenlemek ve heyecansal bozukluklarını iyileştirmek ve aile sisteminin işlerliğini sağlamaktır. Aile tedavisi, aile gruplarının tedavisidir. Tedavi ailelerin işleyiş biçimi, aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerini ve iletişimini ele alır. Aile tedavileri yaklaşım biçimleri ve temel aldıkları noktaların neler olduğuna göre farklılıklar gösterir.( Kerimoğlu, 1996) “Aile terapisi” , terapistle birlikte anne, baba ve çocukların ve ailedeki diğer kişilerin katıldığı grupça yapılan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Aile üyelerinden bir veya bir kaçının tutum ve davranışlarının aile düzenlerini, ilişkilerini, geçimini bozacak ölçülere vardığı durumlarda, danışma ve terapi amacı ile yapılmaktadır (Özgüven, 2000) “Aile terapisi” , terapistle birlikte anne, baba ve çocukların ve ailedeki diğer kişilerin katıldığı grupça yapılan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Aile üyelerinden bir veya bir kaçının tutum ve davranışlarının aile düzenlerini, ilişkilerini, geçimini bozacak ölçülere vardığı durumlarda, danışma ve terapi amacı ile yapılmaktadır. Aile terapisi, kapsam ve niteliği bakımından grup terapisi ve çocuk terapisi gibi diğer modern psikoterapi dallarına göre, onlardan farklı bir yöntemdir.(Kerimoğlu, 1996 ) Ackerman “aile terapisi”ni, eşlerden her birinin belirli hatalarını kapsaması, ailenin doğal bir grup olarak, aile üyeleri ilişkileri ve sorumlulukları ile bir “sistem” oluşturması gibi nitelikler ile “bireysel terapiden ve rastlantısal olarak bireylerin bir araya getirildiği “grup terapisinden” farklı ve daha avantajlı yaklaşım olduğu belirtilmektedir.(Ackerman,1966)

Aile ve Evlilik Terapisinde Amaçlar

Günümüzde aile ve evlilik terapisi alanında çok sayıda ekol vardır. Tümünü ortak kılan nokta, aile (ya da ailenin bir alt birimi, örneğin eşler ya da anne-çocuk) ile birey arasındaki ilişkileri ele almalarıdır. Terapistler, aile üyelerini bir araya getirip onların ortak meselelerini belirlemelerini, sorunlarını sıralamalarını, çözümleri için işbirliği yaparak çalışmalarını sağlamaya çalışırlar. Aile terapilerin ’deki ekollerin tümü bazı amaçlarda ortaktırlar.

Nathan Ackerman evlilik terapisinin amaçlarını şu şekilde tarif etmiştir:

Evlilik ile ilgili bozukluklarının terapisinin amaçları emosyonel sıkıntıyı ve yetersizliği azaltmak ve eşlerin her ikisinin birlikte ve bireysel olarak iyilik hallerini desteklemektir. Genel bir yol olarak, terapist sorun çözmeye yönelik ortak kaynakları güçlendirerek patojenik olanların yerine uygun denetim ve savunmaların geçmesini sağlayarak, hem emosyonel sarsıntının parçalayıcı etkilerine karşı bağışıklığı hem de ilişkilerin övücülüğünü arttırarak ve ilişkinin ve eşlerden her birinin büyümesini destekleyerek bu amaçlara doğru hareket eder.

Teraptik görevin bir bölümü evlilik içindeki her bir eşin kendi kişiliğinin psikodinamik yapısını anlamak için sorumluluk almaya ikna etmektir. Davranışlarının kişinin kendi yaşamındaki, diğer eşin yaşamındaki ve etrafındaki diğer insanların yaşamındaki etkilerinin sorumluluğu vurgulanır; ki bu çoğu zaman evlilik ile ilgili anlaşmazlığa yol açan sorunların derinlemesine anlaşılmasıyla sonuçlanır.

Evlilik terapisi hiçbir evliliğin devamı güvencesini vermez gerçektende belli bazı durumlarda eşlere bitirilmesi gereken sürdürülemez bir birliktelik içinde olduklarını gösterebilir. Bu durumlarda çift zor olan ayrılma ve boşanma süreci ile çalışmak için terapistlerle görüşmeye devam edebilir. Buna boşanma terapisi denmiştir.

Pratikte kadınların ekonomik durumlarının iyi olması boşanmayı daha kolay dillendirmelerine yol açmıştır. Çocuk sayısının azlığı veya hiç çocuk olmamasıda boşanma konusunun daha kolay gündeme gelmesini sağlamıştır. ( Akdemir, A. Karaoğlan, A. Karakaş, G, 2006).

Tartışma

Ülkemizde aile ve evlilik terapisi uygulamaları yeni gelişmekte olup, ailenin tedavi sürecine katılmasıyla uygulanan tedavi programlarında verimliliği artmaktadır. Aile terapi süreçlerinde, aile içi ilişkilerde meydana gelen eşler arası iletişim kalıpları, eşlerin birbirlerine yaklaşımları terapistlerle birlikte değerlendirilir. Çiftlerin uygun tutum, davranışlar belirlemesinde, iç görü ve farkındalıklarının arttırılması ile eşlerin tedavi sürece katılımını sağlayarak ailenin tedavi gücü harekete geçirilmektedir. Aile içi ilişkiler ve eşler arası roller yeniden yapılandırılır. Aile bireylerinin kişilik özeliklerinde değişim yönetilerek aile yaşam evresinde eşler arası rollerinin uyumuna yardım edilir. Terapi sürecine her bir aile üyesinin terapiye katılımını sağlanarak açık, etkin, şeffaf iletişim ve etkileşim ortamı oluşur. Her bir üye sürece katılarak duygularını ve düşüncelerini güvenle ortaya koyar.

Aile terapisin ’de amaç, terapotik sürece her bir aile üyesinin aktif katılımını sağlamak, aile üyelerinin her birinin bütün içindeki yeri, rol ve fonksiyonlarını değerlendirmek, çözüm için kaynaklarını harekete geçirmektir. Ayrıca aile üyelerinin ayrı ayrı farklılıklarının ortaya çıkmasına yönelik müdahalelinin yanı sıra farklılıklarının çatışmaya dönüştürmeden nasıl çözüm kaynağı olacağının belirlenmesini sağlamaktır. Amaçlanan hedeflere ulaşıldığı, değişimin gerçekleştiğine inandığı, her bir üyenin kendi iyi ve güvenli hissettiği bir süreçte aile terapisi sonlandırılır. (Kılıçarslan, F, 2007) Kadına Şiddetin önlenmesinde ailelere yaşam döngülerinde eğitim, danışmalık ve terapi hizmetlerine önem verilmeli, aile kurumunu oluşturan üyeler desteklenmelidir. Aile danışma ve toplum merkezleri yaygınlaştırılmalıdır.

Kaynakça

Kılıçarslan F, (2010). “Çocuk ve Aile Sorunlarının Terapi ile Tedavisi”, Nobel Yayıncılık, Ankara

Goldenberg J; Goldenberg.H (1990)  The Expanded Family Life Cycle , 3rd ed. BOSTON; Allyn and Bacon

Kerimoğlu, Efser, (1996). “Aile Tedavileri”, Ankara Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bilim Dalı Yayınları, Ankara

Özgüven, İ. E, (2000). “Evlilik ve Aile Terapisi”, PDREM Yayınları, Ankara

Kerimoğlu, Efser. Aile Tedavileri, Ankara Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Bilim Dalı Yayınları: Ankara;1996.

Ackerman, N.W. (1966) “Expanding Theory and Practice in family Therapy” family Service Ascociation of America, New York

Akdemir, A. Karaoğlan A. Karakaş, G. ( 2006). Çift Terapisi, Psychiatry in Türkiye, Volume 8- Number 2

Kılıçarslan, F. (2007). “Madde Bağımlısı Ergenlerde Aile Terapileri ve Bir Olgu Sunumu” Bağımlılık Dergisi; Cilt 8, Sayı 1.

Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Yazışma Adresi: Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ATÜ Psikiyatri Poliklinikleri Zuhurat Baba Mah. No: Bila BAKIRKÖY/ İSTANBUL

Tel: 0212 409 15 15/1130