Peçete, peçete alan var mı diye bağırıyor bir yandan da soğuktan donmuş burnunu çekiyordum.  Her zamanki olduğu gibi yüzüme bakmıyordu gene vatandaş. Aslında bazıları bakmıyordu tam gözlerimin içine.  Nefret ve kinle. Bazıları da acıyla. Öyle bakan gözler o kadar yakıyordu ki canımı. Hele hele anne ve babasının elinden mutluca tutan çocuklar yok mu? O kadar yanıyor ki canım anlatamam. O zaman bende bakıyorum onlara. Ama onların bana baktığı gibi değil. İmrenerek, kıskançla. Öyle geçen günlerden biriydi bu pazar günüde. Fakat biraz farklıydı bu pazar günü. Gene bir çocuk gördüm anne ve babasının elinden mutluca tutan.

Tam benim önümden geçerken cüzdanını çıkardı çocuk. Sonra annesine dönerek:

-Anne para verebilir miyim çocuğa? Birden gözlerim parladı parladığı gibide söndü bu cevap karşısında:

-Hayır, olmaz kızım. Biz böyle dilencilere para vermeyiz. Haydi yürü. Ben dilencimi idim. Dilenci gibi mi gözüküyordum yoksa. O sırada küçük kızın sesini duydum.

-A anne cüzdanımı düşürdüm alabilir miyim? Küçük kız bu bahaneyle yanıma geldi. Bana beş TL verdi, elime bir kâğıt tutuşturdu ve alandan uzaklaştı. Birden gözlerim doldu. Benim gibi çocuklar anlıyordu halimi tek, onlar acıyordu bana. Bir çocuğa muhtaçtım ben. İşte böyle biriydim. Bir anda kendimi toparladım. Avucumun içinde ki buruşmuş kâğıdı açarak okumaya başladım. Titrek ellerle tuttuğum kâğıtta şunlar yazıyordu:

(Eğer baban sana zorla mendil sattırıyorsa, haklarına saygı göstermiyorsa saat 13.00’de pazartesi günü bize gel)                                                                                                     

Sevgilerle Dilara

Kâğıdı avucumun içine alarak gene buruşturdum. Şimdi de gözlerim dolmuştu işte. Birden büyük bir kahkaha patlattım. İnsan hakları kim, babam kim. Sonradan fark etmiştim ki Dilara kâğıda ev telefonunu yazmıştı herhalde. Bizim ev telefonumuz yoktu ki. Doğruyu söylemek gerekirse bizim evimizde yoktu. Her gün kardeşimin morarmış gözlerle yatağına yattığını görünce tahammül edemiyordum. Öldüresim geliyordu babamı. Zaten annemin hali perişan. O evde kalamayacaktık. Ben ve kardeşim evden kaçtık. O an en çok üzüldüğüm şey ne idi biliyor musunuz annemin o ede kalması. Şimdi babam bizi dövemediği için annemi dövüyordur gene. Buna çok üzülüyorum her aklıma geldiğinde. Bugün günlerden pazar, pazartesi. Dilaralara gidecektim. Ve pazartesi olmuş şuan oradaydım. Dilara bana insan haklarını okunuştu. İçinden tek bir hak verilmişti beklide bana. O da yaşamak. Bugün yaşarsın yarın ölürsün. Şimdi daha iyi anlıyordum nelerle mücadele ettiğimi. Sonra kabımda iki kişi belirdi. Annem ve babam yaşlarında bir çift. Dilara bunları bekliyor gibi yanlarına gitti. Bana dönerek:

-Bu çift sana ve kardeşine yardım etmek istiyor. Yardımlarını kabul edersen çok sevinecekler, dedi ve gülümsedi. Bunlar bir şakamıydı, yoksa ben mi hayal kuruyordum. Kendime gediğimde, kaşımda adlarını yeni öğrendiğim Nehir teyze ve Ömer amca vardı. ‘’Yanlarında iyi ki bu kızı bulmuşum’’ düşüncesiyle Dilara.  Bu duyguyu tek Dilara hissetmiyordu gerçi. Ben onan daha çok yaşıyor, hissediyordum bu duyguyu. Karşımdaki çifte durumumuzu anlattım. En iyi çözüm yetimhane dediler. Nasıl olduğunu hayla bilemediğim yetimhane yolundaydım şimdide. Yetimhane buradan bakıldığına göre büyüktü. Dilaraların evi kadar güzel değildi ama. Nehir teyze ve Ömer amca gidince beni ve kardeşimi bir odaya götürdüler. Burada yaklaşık 9-10 yatak vardı. Hemen ardımdan demir kapı kapandı. Yetimhanenin birinci günü kahvaltı ettikten sonra arkadaşlarımla tanıştım.  En çok ilgimi çeken Çiğdem arkadaşımın buraya geliş sebebiydi. Bize anlatırken şöyle başladı:

Benim annem ve babam ayrıydı. Ben annemin yanında yaşıyordum. Annem geçimimizi sağlamak için anaokulumuzda aşçılık yapardı. Annemi severdim ama şuna çok utanırdım ki annemin bir gözü yoktu. Bir gün annem bana kızım dedi. O an herkes bana bakmıştı. Bende birinci sınıfta babamın yanına kaçtım. Dördüncü sınıfa kadar babamın yanında okudum. Beşinci sınıfta annemin ölüm haberi geldi. Babam bütün yüküm onun üstünde olduğunu anladığında beni bıraktı. Olay yerine gittiğimde annemin bana bıraktığı kâğıda şöyle bir göz attım.

‘’Seni çok aradım kızım ama bir gözüm olmadığı için beni sevmedin. Biliyor musun bilmiyorum sen üç aylıkken bir kaza geçirmiş, gözünü kaybetmiştin. Bir gözle yaşamana dayanamadım tek gözümü feda ettim sana. Fakat üzülme sakın! Benim gözümü taşıdığın için seninle gurur duyuyorum.

Annen

Böyle bitirdi yaşam hikâyesini Çiğdem. Gözyaşlarını tutamıyordu herkes. Bir anda kapı açıldı. Beni ve kardeşimi yanına çağırdı görevli. Babam vefat etmiş. Anneme iş vermişler. Yeterli parası varmış. Bizi geri almak istiyormuş. Hemen hazırlandım kardeşiminde elinden tutarak ilerledim. Şuna emindim ki hiçbir mutlu son bu kadar mutlu edemezdi beni.

Meryem Melike Kılıçarslan / Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu 5. Sınıf Öğrencisi