Hayatı bilgisiz yöneterek sorunları çözümlemek mümkün değildir. Bilgili, tecrübeli, eğitimli ve yeterince donanımlı olamazsak hayat bizi yönetir, sorunlar bizi yönetir, bunun sonucu faturası çok ağır olabilir. Hayat içinde kendimizi desteklememiz, donanımımızı geliştirmemiz gerekiyor. Eğitim kurumlarında alınan eğitimle dışarıya çıkıp hayata atıldığımızda karşılaşacağımız durumlar aynı olmayabilir. Kendimizi sürekli yenileyip adapte olmamız gerekir. Mesela anne baba olduk, bununla ilgili bir eğitim veren kurum var mı? Çok az sayıda var fakat her kesim bundan yararlanamıyor. Eğitimli olan anne babalar, bunun ihtiyacını hisseden insanlar bu eğitimden faydalanıyorlar. Aslında eğitimin ihtiyacını duymak ve istemek gerekmektedir. Eğitimin temel amacı ve fonksiyonu sadece bilgili değil, eğitimli insan yetiştirmektir.

İnsanları hayata hazırlamak,”adam” yetiştirmektir. Bizde şöyle güzel bir tabir var: ”oğlum kaymakam olmuşsun ama “adam” olamamışsın”. İnsanların yaşamlarında üstlendikleri roller yeterli değildir. Hayatta sağlıklı, sağlam duruşlarda çok önemlidir.  Bunu kazanabilmemiz için eğitim çok önemlidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe şiddetin düşmesi lazım, fakat bizde aksine şiddet oranı yükseliyor. Burada eğitimli ama önce insan olma sorumluluğu önem kazanıyor. “Adam” olabilmek bu açıdan önemlidir.

Eğitimin temel fonksiyonu iyi insan yetiştirmek olmalıdır. Meslek, kariyer sahibi olmak ama nasıl? Dürüst, güvenli, çalışkan, sürekli kendini geliştiren sosyal hayatta tüketen değil üreten bir konumda insan olabilmek esastır.

Heidegger in bir sözü var; Lider, “ne zaman geri adım atacağını, ne zaman ileri adım atacağını, ne zamanda duracağını en iyi bilen insandır”.

İşte eğitim temel amacı kendini bilen, tanıyan karşısındaki kişiyi tanıma ve anlama çabasında olan, kendisini yönetebildiği gibi karşısındaki kişiyle ilişkiyi yönlendirebilen insan yetiştirmek olmalıdır.

İlişkilerimizde açık, net tutumlar almalı, uygun ve sağlıklı duruşlar belirlemeliyiz. Ama kişiyle dikleşmemek, küçümsememek, aşağılamamak gerekmektedir. Olumsuz iletişim kalıpları çatışmayı derinleştirir.

Uyum, işbirliğini ve sorun çözme yeteneklerimizi geliştirebilmeliyiz.

Maksat “bağcıyı dövmek değil üzüm yemek” olmalıdır.

Sorunlarımızı birlikte çözüp geleceğe güvenle bakmak olmalıdır.

İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. “Biyo” derken organizmayı kastediyorum; Beynimiz var, gözlerimiz var, ellerimiz, ayaklarımız var.  Psiko derken ruhsal durumumuzu kastediyorum; Duygularımız, sevinçler, mutluluklar, üzüntüler.

Bunlar bizim ruhsal yönümüzü gösterir. “Sosyal” bir varlıktır insan; ailesi vardır, arkadaşları vardır, işe gider, okula gider, cemiyet hayatı vardır. İşte biz sağlıklı çözüm politikaları üretirken bu üç özelliği dikkate almalıyız.

Örneğin: biyolojik anlamda bir sorunu nasıl çözeriz? Doktora gideriz ilaçlar kullanırız. Arkadaşlar, burada altını çiziyorum: Her türlü sosyal ve psikolojik olay insanın biyolojisini etkiler. Özellikle de en çok etkilenen merkez, beyindir. Dolayısıyla da ilaçsız tedavi olması mümkün değildir. Ama sadece ilaçlı tedavi yeterli değildir. Psiko-sosyal tedavi gerekir aynı zamanda. İnsanları yararlı hobilere, sanatsal ve kültürel faaliyetlere yönlendirmek gerekir. Bir amaca yönelik harekete geçmek, mesela sanatla uğraşmak da iyi gelebilir.

Burada insan aslında bir ihtiyacını karşılıyor, insanların varoluşsal ihtiyaçları vardır, kendini gerçekleştirmek bir ihtiyaçtır.

Mesela futbolcu Hakan’ı çocuk neden örnek alıyor, kendini gerçekleştirmek için bir model alıyor, ona ilgi duyuyor yöneliyor, onu model alıyor.  “Hedefler, amaçlar, roller” çocuğun kişilik, sosyal gelişiminde çok önemlidir.

Biz çocuklarımızı, gençlerimizi sağlıklı hedeflere yönlendirmeliyiz. Gerçekleştirdiği hedeflerden varoluşsal ihtiyacını, kendini gerçekleştirme ihtiyacını karşılamalıdır.

Gençlik hizmetlerinde temel strateji, gencin yaşam hayat içerisinde üreten bir konuma getirilmesi çok önemlidir. Yani genci tüketen bir değer değil üreten bir değer konumuna getirmek gerekiyor.

Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı