Skip to content

Eğitim yılının sonuna gelirken, çocuklarımızın yıl boyu performansları karne notu ile değerlendirilir. Her anne-baba çocuğunun başarılı olmasını, yüksek not almasını beklentisi içersinde çocuğun başarılarına sevinir, mutlu olur ve gurur duyar. Öncelikle karnede iyi notlar üzerinde durularak olumlu duygular çocukla paylaşılmalıdır. Takdir edilmeli, onay verilmeli ve gelecek yıllarda daha başarılı olacağı yönünde cesaretlendirilmelidir. Çocuklarının düşük notlarına odaklanan ebeveynler, yakın çevre karşısında küçük duruma düşme kaygısıyla derin utanç duygusu yaşayarak başarısızlıktan çocuklarını sorumlu tutabilir. Böylece kızgınlıkla çocuğunu suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı sözel ve fiziksel şiddet uygulayabilirler. Çocuklarının yetersiz, beceriksiz olduğunu düşünerek çocukları üzerindeki baskıyı arttırabilirler. continue reading…

Çocuk ihmali ve istismarına yaklaşım konusunda ilk tepki her toplumda inkâr şeklinde olmuştur. “Bizim toplumumuzda yok bu…  Başkaları yapıyorlar bunu…” şeklinde. Elli yıl önce Amerika’da da aynı şekilde bakılıyordu bu işe. Hatta 1874’de ilk çocuk istismarı vakasına yasal olarak yaklaşım Hayvanları Koruma Yasası’ndan yola çıkarak yapılabilmişti. Çünkü Çocukları Koruma Yasası diye bir şey yoktu. Çocuk ailenin malıydı, istediğini yapabilirdi. Ama Hayvanları Sevenler Derneği hayvanları koruma yasasını çocukları koruma yasasından önce geçirmişlerdi. Ve o yasadan yararlanarak çocuk ev hayvanı –‘pet’ diyorlar İngilizcede- olarak gösterilip, Ellian adındaki bir kızcağız ilk kez o yasadan yararlanılarak korunabilmiştir. Dolayısıyla bizim toplumumuzdaki bu inkâr mekanizması sadece bize özgü bir şey değil. “Biz de yok, Trabzon’da yok ya da benim mahallemde yok, ya da benim ailemde yok” diyen herkesin biraz daha açık düşünerek, “ya ben nereden biliyorum olmadığını?” sorusunu kendisine sorması gerekmektedir. Eninde sonunda herkes bu gerçeği görecektir, görmesi de gerekir. continue reading…

Evsizlik, özellikle gelişmiş ülkelerde kapitalizmin tüm kurumlarıyla islediği ve bireyselciliğin ön plana çıktığı, 1980’ li yıllarda önemli bir sosyal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise yoksulluk, yetersiz gelir, ruh hastalığı, kendini gerçekleştirememe, işsizlik ve normal yaşam standardı altında yaşayan birey ve ailelerin hızlı bir şekilde artmasıyla gündemimize girmiştir. Evsizlik olgusunu, özellikle ruh hastası ve madde bağımlısı çocuk ve kadınlar yoğun bir şekilde yaşamaktadır(1) Sosyal güvenliliğin aşınması, iş fırsatlarının tabana yayılamaması ve mevcut iş imkânlarının yoksulluk sorununa bir çözüm getirememesi ile beraber evsizlerin sistem tarafından bir korku unsuru olarak kullanılması da problemin büyümesine yol açmaktadır.(2) Çağdaş evsizlik sorununun ortaya çıkmasında, geniş ve büyüyen bir sosyal soruna dönüşmesinde özellikle kentleşmenin beraber getirdiği sorunlar ve teknolojinin inanılmaz gelişiminin önemli bir etkisi bulunmaktadır. (1),(2) continue reading…

Günümüzde kadına yönelik şiddetin hızla artmakta olduğunu, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün ‘Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’ndan Türkiye’de kadınların yüzde 41.9’u fiziksel ve cinsel şiddete uğradığı, yüzde 49.9’la en fazla şiddete maruz kalan kadınlar ‘düşük gelir’ grubundan oluştuğu, şiddet ‘yüksek gelir düzeyi’nde de azımsanmayacak oranda Yüzde 28.7 olarak belirlenmiştir. Kadın cinayetlerinin resmi verileri yani yedi yıldaki yüzde 1400’lük artış oranıyla 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı, 2009’un ilk yedi ayında 953 olduğu tespit edilmiştir. O halde kadına yönelik şiddet sosyal sorun olarak değerlendirmek yerine insan hakları sorunu olarak ele almalıyız. Ülkemizde egemen evlilik kültürüne tüm bölgeleri ile sosyo-ekonomik, eğitim düzeylerine göre farklılık göstermekle birlikte evliliğe geniş aile ve toplumun belirleyici olduğunu görmekteyiz. Elbette böyle bir yaklaşımın ailenin iletişim yapısına göre olumlu özellikleri olabileceği gibi çiftlerin evlilikleriyle birlikte iletişim, uyum sorunları ve çatışmaya neden olabilecek olumsuz risklerde beraberinde getirmektedir. continue reading…

Türkiye’de yılda 7 bin çocuk istismara uğruyor. İstismarların yüzde 40′ı cinsel, yüzde 45′i fiziksel. İstismarcıların büyük bölümü ise amca, dayı, kuzen gibi en yakınlar. Uzmanlar ‘Çocuğunuz altına kaçırıyorsa, aşırı korku, uyku, davranış bozukluğu başladıysa mutlaka dikkate alın’ diyor. Hekimlerin ve sosyal hizmet uzmanlarının oluşturduğu ‘Çocuk İstismarı Komisyonu’, Türkiye’de yılda 7 bin çocuğun cinsel ve fiziksel istismara uğradığını, istismarın genelde amca, dayı, kuzen gibi en yakın insanlardan geldiğini tespit etti. Ailelerin büyük çoğunluğunun bu istismarların farkına varmadığını belirten uzmanlar uyarıyor: Çocuklarınıza kulak verin, çığlıklarını dinleyin…
İzmir’deki komisyonun üyelerinden Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Sosyal Hizmet Uzmanı Arda Tomba ulaştıkları bilgileri AKŞAM’a anlattı. Sadece Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde, adli vakalar hariç, toplam 140 ‘çocuk istismarı’ vakası tespit edildiğini belirten Tomba, Türkiye genelinde bu rakamın yılda 7 bine ulaştığını belirtti. Ancak fark edilmeyenler ile fark edilse bile gizlenenler de dikkate alındığında ortaya bir dehşet tablosu çıkıyor. continue reading…

Çocuk istismarının sebepleri nelerdir? İnsanlar niçin bunu yapıyorlar?

Çocuğun gelişiminde en temel sorumluluk ebeveynlerin çocuklarına sağlıklı rol ve model olmalarıdır. Eğer bu süreçte aksaklık meydana geliyorsa, karı-koca iletişim çatışmaları içersinde, ilişkilerinde uyum sorunları yaşıyorlarsa ortaya çıkan sorunlar çocukta stres faktörüne yol açmaktadır. Özellikle ebeveynlerin otoriter-baskıcı, koruyucu-bağımlı tutumları çocuğun özgüvenin gelişiminde, benlik saygısının oluşumunda aksaklık meydana getirecektir. Kendine güvenmeyen, benlik saygısı gelişmemiş çocuk bağımlı ilişkilere açık olabileceği gibi, kişilik patolojisi içersindeki bireyler tarafından ihmal ve istismar gösterilmeye açık hale geleceklerdir. continue reading…

Psikiyatrik araştırmalara göre, çoğu insanın bilinçaltında, geride bıraktığı insanlara bir mesaj bırakmak ve onlara acı çektirmeyi düşünerek gerçekleştirdiği eylem, özellikle uzun süreli depresyon halindeki insanların çektikleri acıları dindirmek ve çaresizliklerine son vermek için düşündükleri çözüm yoludur. Çoğu kişi intihar etmeyi düşündüğü anda, gerçek çözümün bu olmadığının, hatta bunun bir çözüm olmadığının farkında olsa dahi, başka bir çıkış yolu göremediği için bunu uygun görür (İtü-sözlük). Ülkemizin kamuoyunu sarsan, annesinin vefatı üzerine dört kardeşin intihar girişimi, intiharın bireylerin yaşamı için tehdit oluşturmaya sürdürdüğünün en yakın somut örneğini oluşturuyordu. Kentin tanınmış simalarından Kahramanmaraş Barosu’na üye 64 yaşındaki Avukat Necdet Sağocak ile ikinci evliliğini Kahramanmaraş’ta yetişkin 4 kardeşin intihar etmesinin ardından “Anneye hastalık derecesinde düşkünlük” çıktı. Sosyal çevreleri olmayıp, avukat babayla da iletişimleri kopuk olan 4 kardeşin hayatta tek bağları olarak anneleri bir hafta önce ölen Neyran Sağocak’ı gördüğü ve “O ölürse biz de ölürüz” diyerek intihar ettikleri anlaşıldı. continue reading…

Family therapy is being applied on inhalant substance using adolescent receiving treatment at ÇEMATEM department of Bakırköy Mental Health Hospital – Istanbul since 2003 in this study, we present a case of family therapy applied to adolescents receiving treatment in a family environment. Y.U. is a 16 years old male adolescent using inhalant substance for 4-5 years. He doesn’t go to school, is jobless and on occasional runaway. He had received pharmacotherapy and individual therapy result in a bad solution. In addition to theses, we have applied systemic family therapy for 18 seance between March 2003 and June 2003. He received therapy once a week. Even though the full family participation was not received, either the mother or the father participated in all seances. The family has 5 members. The mother being a house wife, the father is a furniture manufacturer. He had days with no work and was taking alcohol frequently. Y.U. had a 3 years old brother. The sister, never participated the therapy seances, is married living in a different district. continue reading…

İçinde yaşadığımız toplumda gençlerin ruhsal gelişim sorunlarında hızla artış yaşanmaktadır Gençlik sorunların temelinde ebeveynleriyle yaşanan iletişim çatışmalarında, akran gruplarıyla yaşanan ilişki güçlüklerinde,  sokak çocuklarının oluşmasında ve madde bağımlısı olmalarının arkasında sağlıksız, patolojik aile dinamikleri yatmaktadır… Yeni yapılan uluslararası bir çalışma, ergenlik dönemi ya da yetişkinliğin ilk yıllarındaki ölümlerin, çocuk ölümlerini geçtiğine işaret ediyor. Tıp dergisi Lancet’ta yayımlanan araştırma kapsamında, gelir düzey iyi, orta ve düşük 50 ülkenin 50 yıllık verileri incelendi. Sonuçlar, ölüm oranlarının genel olarak düştüğünü gösteriyor. Son 50 yıl içinde bulaşıcı hastalıklardan ölümlerin düşmesi 1-9 yaş grubundaki çocukların ölüm oranı yüzde 90 azaldı. Buna karşılık yaşları 15-24 arasında değişen gençlerin ölüm oranları 1-4 yaş grubundakilerden üç kat fazla. Üstelik bu ölümlerde şiddet, intihar ve kazaların payı giderek artıyor. continue reading…

Töre cinayetleri, içinde yaşadığımız toplumda belirli bir toplum kesiminin asırlarca süren, kadına yönelik şiddeti içeren patolojik geleneğidir. Cinayete götüren,  kadına yönelik şiddeti içeren ve bir insanın hayatına son veren anlayış hastalıklıdır. Töre cinayetlerine duygusal düzeyde yaklaşmak, üzülmek veya öfkelenmek yetersiz olduğu gibi  bir çok kadın, çocuk ve ailesi için kanayan yaralara yol açmaya devam etmektedir. Öncelikle işlenen cinayetlerin sosyal, kültürel nedenlerini tespit etmek ve arkasında yatan düşünceyi sorgulamaktan başlamalıyız. Böylece töre cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gerektiği gibi çocuk, aile ve toplumsal sorunlarla çalışan meslek elemanlarını organize ederek, koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı hizmetleri toplumumuzun her kesimine her bölgesine yaygınlaştırmalıyız. continue reading…