Skip to content

Medya, her geçen gün “Bir kadın daha cinayete kurban gitti” diyor ve biz, bu kan dondurucu olayları duymuyoruz sanki… sadece sıradan bir haber şeridini daha geride bırakıyoruz. Gelin isterseniz Gölcük’te bir annenin bebeğini ölüme mahkûm etmek istemesi olayını düşünelim ilkin. Anneyi linç etmek istedik… Elbette aklın kabul edebileceği bir durum değil, yaşananlar. Fakat neden? Veya ‘niçin oldu bütün bunlar’ sorularını cevapsız bırakıyoruz… Annenin akıl veya ruh sağlığında sorun olup olmadığı bir tarafa, acaba müşahede ettiğimiz dramda toplumun etkisi yok mudur? Bu olayda, her şeyden önce, Batılılaşma hezeyanımızın bilançosunu görüyoruz. Onlar gibi, özgür olmalıydık… Evet, bu iyi bir şey değil miydi? Şüphesiz… Dahası gelecekti ve geldi… cinsel özgürlükde bize neden uymayacaktı? Pekâlâ uyardı. Uydu birçok bakımdan; ancak bu özgürlüğün, namus belasıyla başı hiç hoş olmadı. Çünkü bizim toplumumuzda, ilericisinden gericisine; sağından soluna varıncaya kadar çoğu kesim “namus” olgusunu önemser. Bireysel olarak “bu kurallar beni bağlamaz” diyebiliriz; ancak toplum varlığı olmaya devam edeceksek, bu itirazımız havada kalacaktır. Bizim kültürel dokumuzda, toplumun damgası, âdeta adaletin mührüyle yarışır durumdadır. continue reading…

Yoksulluk, günümüz dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için farklı boyutlarda olsa da, yoksulluk sorunu çözüm bekleyen öncelikli konular arasında yer almaktadır. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakirleştiği küresel kapitalizm düzeni beraberinde birçok sosyal sorunlarının artışına yol açmaktadır. Yoksulluğu sadece açlık veya yetersiz beslenme olarak ele almak bizi yanlış sonuçlara götürür. Zira insan yemek ihtiyacının yanında giyim, barınma, sağlık, kültür ve diğer insani gereksinmelerini de gidermek için çalışan bir varlıktır. Dolayısıyla yoksulluk sorununun temelini, bireyin insani ihtiyaçlarının yeterince karşılanıp karşılanmadığı, karşılanıyorsa hangi oranda karşılandığı oluşturmaktadır. Aşağıdaki çalışma yoksulluk sorununu anlamamıza yardımcı olan ve sorunun çözümü için gerekli yaklaşımları ortaya koyan bir çalışmadır. continue reading…

Yeni eğitim yılında okula bu yıl başlayacak çocuklar, ailelerinden ilk kez uzun süreli ayrı kalacak ve dış dünya ile ilk karşılaşma dönemini yaşayacak. Bu dönemin başarıyla atlatılmasında öğretmen ve ailelere büyük görev düşüyor.  Çocuğun okula başlaması, içinde yaşadığımız toplumda gelişimini sürdürebilmesi açısından çocuk ve ailesi için bir sorumluluktur. Okula başlama sadece çocuklar için değil aileleri için de önemli bir olaydır. Çocuk ebeveynlerinden ayrışarak farklı akran ve öğretmenleriyle iletişime girer. Okul, çocuk için ailesi dışında yeni bir sosyal çevredir. Doğal olarak çocuğun uyum sağlamasını gerektiren çok sayıda farklı özellikleri ve ilişkileri içerir. Çocuk okula başlaması ile birlikte ihmal ve terk edileceğini düşünebilir. Korku ve kaygı hissedebilir.  Akranlarının dışlamasından, endişelenebilir. continue reading…

Aileder özellikle son zamanlarda bir çok ünlünün uyuşturucudan dolayı göz altına alınması ve uyuşturucunun günümüzde gençler arasında moda gibi kullanılıyor olmasının altını çizerek. Aileleri ve gençleri kuşatan bu büyük tehlike için seferberlik başlatıyor. Aileder Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Kılıçarslan’ın uyarısında:

Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, sanatçıların gözaltına alınmasıyla yeniden gündeme geldi. Operasyon görüntüleri televizyonlarda yayınlanmasını gören gençler, uyuşturucunun kötü değil iyi bir şey olduğunu hatta başarı, para ve karizma getirdiğini düşünebilir. Bu tür haberler gençler üzerinde uyuşturucuyu teşvik edici olabilir. Uyuşturucu başta çocuklarımız olmak üzere bir virüs gibi toplumun diğer kesimlerine yayılan ve gelişimini kesintiye uğratan büyük bir beladır. Bağımlılığın yol açtığı sorunları yıllardır yazıyor, radyo ve televizyon programlarında anlatıyorum. Sizlerle paylaşacağım haber madde kullanımının gerçek yüzünü, geleceğimizi nasıl tehdit ettiği yeniden bizlere hatırlatıyor. continue reading…

Sosyal  çalışmanın  en  önemli  niteliği,  uygulamalı  bir  disiplin  olmasıdır  ve  sosyal  çalışma  sorun  çözme  fonksiyonu  ile,  sağlık  grubu  bir  bilim    meslek   ve  sanattır.  Sosyal  çalışma da  uygulamalar  “görev  amacı”  ve  “süreç  amacına”  göre  yapılandırılır; görev  amacı  yasal  yetkinlikleri,  süreç  amacı,  danışmanlık,  psikoterapi,  eğitim  yetkinliklerini  kapsamaktadır. Kongar (1972:62)’a  göre,  mesleki  etkinlikler  bakımından  asıl  olan  “süreç  amacıdır.” Sosyal  çalışmacı,  ister “görev  amacına”,  ister  “süreç  amacına”  göre  ve/veya  her  iki  odak  amaca  göre  çalışırsa  çalışsın  “ psko-sosyal  teşhis”  ve  “psiko-sosyal  tedavi”  temel  mesleki  eylem  planını oluşturmaktadır.  Sosyal  çalışmacı, psikolog  veya  sosyolog  değildir  mesleğin  odağı  “çevresiyle  birlikte  kişidir”. Sosyal  çalışmacı  kişilik  tahlili  yapar  ama  buradan  hareketle  sorun  çözümüne  gider, sadece  kişilik  tahlili  yapmak  ve  orada  kalmak,  mesleği  psikologlaştırır. Sosyal  çalışmacı  toplumsal  projeler  yapar  ama  buradan  hareketle,toplumsal  sorunların  çözümüne  gider, sadece  proje  oluşturmak  ve  orada  kalmak,mesleği  sosyologlaştırır.Sosyal  çalışma  kendi  ürettiği  bilgilerle diğer  disiplinlerden  aldığı  bilgileri  harmanlayarak  “psiko-sosyal”  bir  işlem  gerçekleştirir.Örneğin “koruyucu  aile”  kararında  ,  ailenin  hangi  koruyucu  aile  modelinde  olması  gerektiği  kararını  vermek  yasal  yetkinliktir  ve  sosyal  çalışmanın  görev  amacını  ifade  eder.Koruyucu  ailelere  eğitim  ve  danışmanlık  vermek,  psikoterapilerini  yürütmek  sosyal  çalışmanın  süreç  amacını  ifade  eder. continue reading…

Sosyal çalışmanın en önemli niteliği uygulamalı bir disiplin olmasıdır. Sosyal çalışmanın uygulamalı bir disiplin olması,  sağlık sınıfı bir meslek olmasından kaynaklanmaktadır. Anlatacağım olgu, sosyal  çalışmanın  bir  çok  alanının  kesiştiği örnek olgu  olup, eğitsel  yönü  ile  meslektaşlarım ve diğer profesyoneller   ile paylaşma  arzumdur… Çocuk  x. 14  yaşında  ve  ortaöğretime  devam  etmektedir,  okuluna  gitmeyi  istememekte,  devamsızlığı  ise  had  safhada  bulunmaktadır. Poliklinikte  konulan  teşhis  “okul fobisidir.” Tedaviden  beklenen  sonuçun  alınamadığı  ve  poliklinikten  sosyal  çalışma  departmanına havale  edilen  bir  olgudur. Çocuk  x.    ve   ailesiyle  okul  fobisine  yönelik  ilk  bir  kaç  seanstaki anamnez  bilgilerinde  tedaviye  yönelik  bilgiler  alınmış,  okul  fobisinin  nedenine  ait  bilgiler  ,çocuğun  direnç  göstermesinden  dolayı  alınamamıştır..  Çocuğun  okul  öğretmenlerinden  yazılı  olarak  istenen  bilgilerde  öğretmenler,  aile  içi  dinamiklere  dikkat  edilmesi  gerektiğini  önermişlerdir. continue reading…

Okul ortamlarında sosyal hizmet uygulamaları düşüncesi, olanakları yetersiz öğrencilere olan ilgi ile başlamıştır. İlk günlerden itibaren okul sosyal hizmetinin amacı, okul ile ev arasında karşılıklı anlayış ve işbirliğini sağlama ve geliştirme olmuştur (Culbert 1921; Lynn ve Mckay 2001: 1). İlk resmi olmayan bağımsız uygulamalar, 1906 -1907 eğitim-öğretim yılında New York, Boston ve Hartfort kentlerinde başlatılmıştır. New York kentinde Hartley ve Greenwich evlerinden görevliler kente gelen çocukların öğretmenlerini tanımayı düşünmüşlerdir. Böylece, okulları ve evleri ziyaret etmek, okul ile toplum kurumları arasında yakın ilişkiler kurmak, iletişimi ve işbirliğini geliştirmek amacıyla iki kişi görevlendirilmiştir. Boston’da Kadın Eğitim Derneği (Women’s Education Association) çalışanları okul il ev arasında işbirliğini sağlamak ve çocukların eğitimlerini kolaylaştırmak amacıyla okullarda ziyaretçi öğretmenler olarak görev almışlardır (Allen-Meares 1991: 5). continue reading…

Hürriyet Gazetesi’nden Ayşegül DOMANİÇ YELÇE Yaratıcı Sanatlar Terapisi alanının en önemli öncülerinden biri olan ve aynı zamanda ödüllü belgesel yapımcısı Robert J. Landy ile keyifli bir söyleşiye imza attı. Birbirinden güzel soruların ve doyurucu açıklamaların yer aldığı Röportajdaki ayrıntılar şöyle: Merhabalar sevgili okurlar. Tüm dünyada uzun yıllardır uygulanan ve ülkemizde yeni tanınmaya başlanan Yaratıcı Sanatlar Terapisi, dans-hareket, müzik ve resim gibi çeşitli sanatlar aracılığı ile bireylerin kendi içsel güç ve potansiyellerini keşfetmelerini sağlıyor. İnsanların farkındalıklarını arttıran, yaşamlarında istedikleri yönde değişim ve dönüşüm sağlayabilmeleri için gereken cesareti kazandıran Yaratıcı Sanatlar Terapisi, Türkiye’de ilk kez ve sadece Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı tarafından uygulanıyor. continue reading…

Son yıllarda hızla artan uyuşturucu madde ve alkol bağımlılığı, istatistiklere de yansıyor. Manisa AMATEM’de tedavi olmak için başvuran hasta sayısı son üç yılda 3 kat arttı. Bu yılın ilk altı ayında başvuru sayısı 4 bine yaklaşırken bunun yüzde 5’i çocuk… Alkol ve madde bağımlılığı, adeta bir çığ gibi büyüyor. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi’ne (AMATEM) 2010 yılında başvuran hasta sayısı 2 bin 348 iken, bu rakam 2013’ün ilk altı ayında 3 bin 897’yi buldu. Tedavi altına alınan hastalardan 230’u ise 14-18 yaş arası çocuklardan oluşuyor. Manisa AMATEM kliniği sorumlusu Dr. Aslıhan Eslek, alkol ve madde bağımlılığının son yıllarda korkutucu boyutlara ulaştığını dile getiriyor. Bağımlılık yaşının da hızla düştüğünü vurgulayan Eslek, bu durumun tehlikenin boyutlarını daha da artırdığını aktarıyor. Aslıhan Eslek’in verdiği bilgilere göre Manisa AMATEM’e bu yılın ilk altı ayında 3 bin 897 hasta bağımlılıktan kurtulmak için müracaat etti. Bu hastaların 230’u 18 yaşından küçük. 2010 yılının tamamında AMATEM’e başvuran toplam hasta sayısı ise 2 bin 348’di. continue reading…

Her değişim, beraberinde kimlik ve kişilik çatışmasını getirir. Günümüzde kendine yabancılaşmış birey, kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış bunalımlı bir insandır. Bireylerin gelişim, kişilik ve uyum sorunları beraberinde sosyal sorunlara neden olur. Sosyal sorunlar toplumsal/kültürel çatışma ve sosyal çözülmeye yol açarak bir yandan refah düzeyi yüksek bir toplum içinde giderek artan problemli kişiler üretmektedir. Böylece toplumsal yapımızda kendi kendine gelişmekte olduğu “modern alt kültür kavramı”  bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Modern alt kültür, toplumun genel ve çoğunluktaki kültürel değerlerinden farklı uçta çatışmalı öfkeli yabancılaşmış ve yozlaşmış bir kültürü ifade eder. Farklı değerlerden ziyade değerlerden yoksunluğu belirtir ve günümüzde giderek büyümektedir. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı, şiddet, fuhuş, anti- sosyal davranışlar, kural tanımazlık gibi özellikleriyle giderek yaygınlaşan bir modern alt kültür özellikleri oluşturur. (Kılıçarslan, 2010) İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aile içi çatışmalar artmış beraberinde boşanmalara yol açmıştır. continue reading…