Çocuğun gelişiminde en temel etkili ve yararlı kurum ailedir. Sağlıklı aile içi iletişim, çocuğun kişilik, duygusal ve davranışsal gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Anne ve baba çocuğun gelişiminde fonksiyonu sağlıklı rol ve model olmalarıdır. Ülkemizde hızlı yaşanan teknolojik değişim, kitle iletişim araçlarında farklılaşma, yaygınlaşma aile ve toplumsal ilişkileri etkileyerek iletişim sorunlarına neden olmuştur… Kitle iletişim araçlarından en etkilisi ve yaygın olanı televizyonlardır. TV. Dizileri farklı birçok toplum kesim inlerince izlenmekte, bireyleri ve özellikle çocukları ruhsal, kişilik gelişimlerini etkilemektedir. TV. Dizileri, çocuk ve aile yapımız üzerindeki etkilerini açısından değerlendirilmelidir. Dizi aktrisleri toplum tarafından rol model olarak algılanarak bireylerin tutumlarını etkilemektedir ve yönlendirmektedir. Artık dizi kahramanları ebeveynlerin yerini alarak çocuklarımıza model olma rolü üstlenmişlerdir. continue reading…
Uyurgezerlik: Çok küçük çocukların uyurgezer olması normal değildir. Bu durumun başlama yaşı tipik olarak beştir. Uyurgezerler, gözleri açık olarak dolaşırlar ama aslında uyur durumdadırlar. Elleri önlerinde ve havada dolaşmazlar, gözleri sabit bir noktaya bakmaz ama sendeleyerek ve bilinçsizce dolaşırlar. Ertesi gün ne olduğunu hiç anımsamazlar ve uyanırlarsa nerede oldukları ve ne yaptıklarını bilemezler.
Alkol ve alkol dışı madde kullanımı çağımızın en önemli toplumsal ve sağlık sorunlarından biridir. Bu sorun, yalnızca madde kullanan bireyi değil o bireyin içinde yer aldığı aileyi, ailenin parçası olduğu toplumu da etkilemektedir (Doğan, 1998). Toplumun her kesiminde yaşanabilen bir sorun olan madde kullanımında ergenlik dönemi özel bir önem oluşturmaktadır. Arkadaş grubuna, ebeveyne bağlı etkenler; biyolojik, kalıtsal ve sosyal etkenler ergenlerde madde kullanımına neden olmaktadır (Ögel, 2003). Ergenler, madde kullanımı sonucunda ruhsal, fiziksel ve sosyal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Madde kullanımı ile ilgili ciddi fiziksel, ruhsal ve sosyal sorunlar yaşayan ergenler, madde bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olması nedeniyle tedavi programlarından yararlanabilmektedirler (Çoşkunol, 1998). Dünyadaki tedavi programlarının ilk amacı kişinin ayıklık süresini olabildiğince uzun tutmaktır (Shuckit, 1994).
Sivil toplum kuruluşları halka yerinden, mahallesinden gönüllü hizmet sunan kurumlardır. Mahallesinde yaşayan vatandaşların, sivil toplum hizmetlerinden en ideal anlamda yararlanmaları çocuk, kadın, aile, özürlü ve toplumların beklentilerinin tam olarak belirlenmesiyle olanaklıdır. Vatandaşların taleplerini analiz eden, yönetim sürecine katılımı esas alan sivil kurumlar vatandaşların mutluluk, huzur içersinde hayat düzeylerini geliştirecek hizmetleri ortaya koyabilir. Yalnız halkın ihtiyaçları ve beklentilerinin yanında gelecek vizyonunun oluşturulması, yöre halkının şu an için aklından bile geçirmediği ancak, halkın hizmet çeşitliliğini ve ileriye dönük mutluluk ve sosyal refahını geliştirecek hizmetlerin devreye sokularak ufkunun da açılması gerekmektedir.
Birey, çocukluk döneminden itibaren, çevresinde yaşayan insanların davranış ve tutumlarını taklit eder. Bu taklit önce anne ve baba imajı ile başlar. Ebeveynlerin gerek kendi aralarında gerekse çocuklarıyla kurdukları iletişim biçimi, çocuğun gelecekte tutum ve davranışlarını belirlemektedir. Çocuğun gelecekte anne ya da baba rolünün temelleri ebeveyn-çocuk ilişkilerinde atılır. Kişilik zamanla olgunlaşır, çocuğun fiziki yapısı, zihinsel ve duygusal bakımdan gelişir. Önceleri duygu ve heyecanlarını denetleyemeyen çocuk büyüdükçe duygu ve heyecanlarını nasıl denetleneceğini öğrenir. Ailenin sosyal ve ekonomik düzeyi, kültürel durumu, arkadaş ve okul çevresi çocuğun kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynar. Kişiliğin kazanılmasında okul ve sosyal çevre faktörlerin rolü büyüktür.
Sosyal hizmetlerinin merkezinde insan vardır. İnsanın sağlık, eğitim, ruhsal ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik hizmetleri içerir. Bireyin, aile ve toplum hayatında güven duygusu içersinde yaşamını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarının karşılanması sosyal hizmetlerin temel misyonunu oluşturur. Ülkemizde yaşanan değişime paralel olarak ailenin sosyo-ekonomik yapısı değişmiş, aile içi iletişim çatışması, kadına yönelik şiddet, çocuğunu ihmali, istismarı, çocuk ve ergenlerde davranış sorunları, uyuşturucu bağımlılığı hızla artmakta engellilerin toplumsal hayata adaptasyonunda güçlükler yaşanmaktadır.
Profesyonel “Evlilik danışma”sının tarihinin çoğu, psikiyatrinin ana akışı dışında kaldığı için aile terapisine göre daha az bilinmektedir. Yıllarca ayrı bir evlilik danışmanlığı gibi bir uzmanlık alanına açık bir gereksinim duyulmadı. Evlilik sorunları olan insanlar bunları uzman mental sağlık çalışanlarından önce doktorları, din adamları avukatları ve öğretmenleri ile tartışma eğilimindedirler. Evlenmeyle ilgili kurslarda bazı öğrenciler ve aile dersten sonra danışmanıyla akademik sorunlarının yanında kişisel evlilikteki cinsel sorunlarını jinekologları ile tartışırlar.[1] Evlilik danışmanlığı ile ilgili ilk merkezler 1930’larda kuruldu. Poul Popenoe Los Angeles’a American aile İlişkileri Enstitüsünü açtı ve Abraham ve Hannah Stone’da New York’da benzer bir klinik açtılar. Evlilik danışması ile ilgili üçüncü bir merkezde 1932’de Emily Hartshorne Mudd tarafından başlatılan Philedelphia Evlilik Konseyi idi.[2]
Sevgi ihtiyacından sonra çocukların önemli duygusal ihtiyacı güven duygusu ihtiyacıdır. Çocuklar özellikle bebeklik döneminde anneye, sonraki yıllarda ise aile bireylerine ve çevresine güven duyma ihtiyacı içindedir. Temel güven duygusu bireyin bebeklikten itibaren bireyle kurulan iletişim, anne- babanın tutumları, bireysel yaklaşımları güven duygusunun gelişimini etkileyecektir. Anne – babanın çocuklarına karşı gösterdikleri yeterli ilgi ve sevgi çocuğun kendine olan güvenini arttırıp, kaygı ve korkularını azaltacaktır.Anne ve babanın yaşamın ilk yıllarında çocuğun süreklilik ve tutarlılık gösteren davranışları çocuktaki güven duygusunun oluşumunda önemli etkenlerden biridir. Hangi yaşta olursa olsun çocuk bir sorunla karşılaştığı zaman başvurabileceği bir yetişkin arar; ona yol gösterecek bir büyüğe gereksinim duyar. Sorunlarına çözüm getiren bir büyüğün bulunması, çocuğun güven duygularını geliştirir.
“Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.”
Modernleşme sürecine bağlı olarak, ülkemizde hızlı bir toplumsal değişim yaşanmaktadır. Şehirlerde yoğun göç yaşanmakta, hayat tarzı sürekli farklılıklaşmaktadır. Değişim birey ve toplumlar için kriz faktörüdür. Değişim yönetilemezse çatışma ortaya çıkar. Yaşanan cinsel istimrar suçları çatışma durumunun dışa vurumudur. Bireyler ve toplumlar değişen koşullarda hayatlarına nasıl yön verecekleri hususunda güçlük çekmektedir. Küresel kapitalizm insanları tüketime yönlendirmekte, insanlar ürettikçe değil tükettikçe değerli oldukları yanılgısı içersinde düşmektedir. İnsanlar güçlü olarak, güvende olacakları algısı içersindeler. Hâlbuki insan varlığı öznedir. Ancak günümüzde nesneleştirilmiştir. Ahlak, vicdan, hukuk, saygı ve sevgi tersyüz edilmiştir. İnsan değerler yerine hazlar ön plana çıkmıştır.