Hayatı bilgisiz yönetmek, sorunları çözümlemek mümkün değildir. Bilgili, tecrubeli, egitimli ve yeterince donanımlı olamazsak hayat bizi yönetir, sorunlar bizi yönetir, bunun sonucu faturası çok ağır olabilir. Hayat içinde kendimizi desteklememiz, donanımımızı geliştirmemiz gerekiyor.  Eğitim kurumlarında alınan eğitimle dışarıya çıkıp hayata atıldığımızda karşılaşacağımız durumlar aynı olmayabilir. Kendimizi sürekli yenileyip adapte olmamız gerekir. Mesela anne baba olduk, bununla ilgili bir eğitim veren kurum var mı? Çok az sayıda var fakat her kesim bundan yararlanamıyor. Eğitimli olan anne babalar, bunun ihtiyacını hisseden insanlar bu eğitimden faydalanıyorlar.

Aslında eğitimin ihtiyacını duymak ve istemek gerekmektedir. Eğitimin temel amacı ve fonksiyonu sadece bilgili değil, eğitimli insan yetiştirmektir. İnsanları hayata hazırlamak,”adam” yetiştirmektir. Aslında bizde şöyle güzel bir tabir var: ”oğlum kaymakam olmuşsun ama “adam” olamamışsın”.

İnsanların yaşamlarında üstlendikleri roller yeterli değildir. Hayatta sağlıklı, sağlam duruşlarda çok önemlidir.  Bunu kazanabilmemiz için eğitim çok önemlidir.  Aslında eğitim seviyesi yükseldikçe şiddetin düşmesi lazım, fakat bizde aksine şiddet oranı yükseliyor. Burada eğitimli ama önce insan olma sorumluluğu önem kazanıyor. “Adam” olabilmek bu açıdan önemlidir.

Ergenin Gelişim Süreci

Bir gencin sorunlarını  anlamada, sorunlarını tanımlamada, sağlıklı teşhisler koymak için o gencin nasıl bir evreden, nasıl bir süreçten geçtiğini iyi anlayabilmek gerekmektedir.

 Mesela bir genç ergenlik dönemindeyse, duyguları inişli çıkışlıdır, duygu durumunda çok sık değişiklikler olur. Bazen öfkelenir bazen de içine kapanır. Karamsar, gelecek kaygısı içinde olabilir. Hayatta sorumluluklar almaya başlar. Fiziksel değişiklikler, genç kız – genç erkek için gerilim ve stres faktörüdür aynı zamanda. Birey, bu dönemde anne babasından ayrı bir varlık, farklı kişi olduğunu hisseder. Bir başkasına benzemeye calışabilir, modelleri vardır. Genç sosyal varlık olur, aile dışına çıkarak toplumsal ilişkilerini geliştirmeye başlar, arkadaş grubuyla etkileşime girer. Cinsel kimlik gelişmeye başlar.

 Çocukluktan gençliğe geçiş kademesidir. Özellikle kişilik, kimlik, sosyal gelişimi oluşur. Kimlik derken, kişilik derken, erkek ve kadın olarak cinsel bir kimlik kazanıyor, ya da kişilik olarak değerleri oluşmaya başlıyor, annesinden babasından farklı düşünebiliyor.

 Sosyal açıdan ailesi dışında arkadaşları önem kazanmaya başlıyor. Bu süreçleri anne babaların sağlıklı yönetmesi gerekmektedir. Bu süreçte anne babalar nasıl bir durumdalar; kontrollerini arttırmaya çalışıyorlar, daha koruyucu kollayıcı bir tavır alıyolar, çevreye güvenemiyorlar, toplumdan çocukları adına korkuyorlar. Bu yaklaşım çocuk üzerinde baskının artmasına sebep oluyor. Bu süreçte gençle ailesi arasında, ergenlik döneminde “çatışma yaşanıyor” . Çünkü değişim kriz faktörüdür. Eğer iyi yönetilemezse çatışmaya neden olur.  Ailenin yaşam döngüleri vardır, küçük çocuklu aileden, artık aile yapısı değişiyor ergen çocuklu bir aileye dönüşüyor. Çocuk arkadaşlarına yöneldikçe, sosyal hayata açıldıkça, ailenin dışına çıktıkça anne ve baba kaygı yaşıyor,  endişe yaşıyor, yalnız kalmaktan korkuyor ya da toplumsal zarardan çekiniyor. Aslında burda şu noktayı vurgulamak gerekiyor; birbirimizi anlayabilmek, fakat doğru anlayabilmeliyiz. 

Ergenle İletişim

Birbirimizi tanımlamak, sınırlamak, ne yapacağımızı belirlemek yerine, sadece duygularımızı  anlayabilmek; annenin kaygılarını, çocuğun endişelerini anlamak gerekir. İşte bu iletişimle ilgili bir yaklaşımdır. Temel düzeyde iletişim becerilerine sahip olmakla ilgili sorumluluktur. Aileyi oluşturan her üye iletişim becerilerini geliştirebilmek için eğitim almalıdır.

 Sağlıklı bir iletişim birbirimizi doğru anlamaya, doğru anlamakta sağlıklı çözümler üretebilmeye yardımcı olur. Fakat anne çocuk üzerine baskı uygularken çocuğu adına iyi birşeyler yaptığını düşünüyor. Ya da her zaman çocuk olarak görüyor. Büyüdüğünün, geliştiğinin farkında değil. Aslında genç, bir birey olmuş sokağa çıkabilir, gece dışarı çıkabilir, hatta istediğinde bir akşam eve gelmeyebilir, artik bir bireydir. Ama o zaman anne bunu nasıl algılıyor, nasil yorumluyor. Burada düşünce içeriğini değerlendirmek gerekmektedir. 

İnsanlar duygular, düşünceler ve davranışlarla kendilerini ortaya koyarlar. “3D” diye kavram vardır: duygu düşünce ve davranış etkileşimi. Bir davranışı analiz edebilmemiz için o kişi duygu düzeyinde; ne hissediyor, düşünce düzeyinde; ne yaşıyor bilmek gerekmektedir. Anne babanın düşüncelerini etkileyen faktörler nelerdir: yalnız kalmaktan korkabilir, çevresel faktörler etkili olabilir,  geçmişte yaşadıkları olaylarda çok etkilenmektedir. Çünkü iletişim bir bilinç düzeyinde yaşanır, ikincisi bilinçaltı düzeyde yaşanır. Bir bireyin çocukluğundan beri geçirdiği evreler, yaşadığı ilişkiler onun zihinsel şemalarını oluşturur.  Ve olaylara biz o zihinsel şemalarla bakarız. İşte algı yönetimi denilen şey budur.

 Genç ne kadar güven verse de yaşadıklarını açık yüreklilikle anlatsada, yeterince ikna edecek gerekçe sunsada, anne ve baba geçmişteki birtakım olayların oluşturduğu şemalarla olaylara bakıyor. İste burada bilinçaltı düzeyinde duygusal etkileşimler yaşıyor. Ebeveynler kaygı, endişe, korku yaşıyor. Bu durum ancak iletişimle çözülür. Kaygıları, çatışmaları arttırmaya yönelik iletişimle değil. İletişimde inatlaşma olursa, dediğim dedik tavırlar gösterilirse çatışma ortamı artar. Bencillik, anneyi-babayı dinlememek, sırtını dönmek kapıyı kapatıp çekip gitmek çatışmayı arttırır. Kaygıyı arttırıcı, korkuyu derinleştirici değil olumlu bir yaklaşım sergilemek gerekir. Eğer dediğim dedik derse genç, annenin-babanın olumsuz duygularını arttırır.

 Heidegger in bir sözü var; Lider,  ” ne zaman geri adım atacağını, ne zaman ileri adım atacağını, ne zamanda duracağını en iyi bilen insandir”.  Dolayısıyla annemizi dinlemek onu anladığımızı hissettirmek,  ona güven vermek,  bazen annenin dediğini yapmak,  inadına yapmamak gerekmektedir. Ve o güven bağını geliştirdikten sonra sağlıklı iletişimle kazanılır, bu yaklaşım kolay değildir. Ayrıca taviz vermekte değildir. Katı sınırlar koymamak değişim esnekliğine ve çatışma çözmede kazan-kazan taktiğini uygulamaktır.

Başbakanın meşhur bir sözü vardır: ” dik duralım ama dikleşmeyelim”. Yani biz kararlarımızda uygun ve sağlıklı duruşlar belirlemeliyiz. Ama dikleşmemek, çatışmamak anne-babayı küçümsememek, aşağılamamak gerekmektedir. Olumsuz iletişim kalıpları catışmayı derinleştirir.

 Gençlik sorunlarının temelinde, aile içindeki iletişim problemleri vardır. Sadece anne-baba, çocuk arasında değil, karı-koca arasında da iletişim sorunları neden olmaktadır. Temel faktör de problemlerin çoğunda karı-kocanın gerekli uyum, işbirliğini, koordinasyonu kendi aralarında sağlayamamalarıdır. Anne-babanın güvenli duruşu, çocukları için sağlıklı rol ve model olmaları, güzeli-iyiyi aile içerisinde hep güçlü bir şekilde temsil etmeleri gerekir. İngilterede bir araştırma yapılmış, Hangi aileler mutlu hangi aileler mutsuz diye; mutsuz ailelerde aile üyelerinin birbirlerine karşı kullandıkları kelimelerin, cümlelerin olumsuz-kötü sözler, hakaretler, aşağılayıcı durumlar olduğunu tespit etmişlerdir.

Mutlu ailelerde ise yaklaşımların, sözlerin olumlu, onaylayıcı ve takdir cümleleri olduklarını tespit etmişlerdir. Eğer bir ebeveyn çocuğuyla güçlü ve güvenli bir bağ, sevgiye dayalı iletişim kurmuşsa, gencin arkadaşların içinde toplum içinde endişe edeceği bir şey yoktur. Çünkü genç, ailesi ile oluşturduğu güçlü bir şekilde kurulan güven bağı ile arkadaşları ve toplum içerisinde güvenli duruşunu sürdürür. Güvenli bağ kuramayan, suçlanmaktan, eleştirilmekten kaygı duyan gençler anne ve babalarına problemlerini anlatamazlar, açıklayamazlar, kaçırırlar, yalan söylerler.

Bu iletişim sorunun en önemli sebebi anne-babanın çocuğu dinlememesidir. Genç dinlenmemesi karşısında, kendi içine kapanır, kendi kendine konuşur. Değer verilmediğini, dışlandığını düşünür. Bu durumda anne-baba o problemi çözmek için nasıl bir fırsat bulabilirler ki? İletişimde altın kurul; karşınızdaki kişiye kendisini değerli hissettirtmektir. Bu kuralı gerçekleştirmek iyi bir dinleme becerisine bağlıdır. Anne ve babanın yaptığı ikinci bir hata da kendi aralarındaki problemleri çocuk üzerinden gidermeye çalışmalarıdır. Yetişkinler, çocuğu kullanarak problemlerinin bir parçası haline getiriyorlar.

Mesela kocasından ayrılmak isteyen bir kadın, kocasıyla yaşadığı çatışmayı çocuklarına anlatırsa ben babanızdan ayrılacağım artık onunla yasayamam, sizleri terk edeceğim derse çocuk o yaşta duygusal bunalımlar yaşar, tramva geçirebilir. Çocuk bu durumda suçu kendisinde arar,  yaşananları düşünüp kavrayamaz.

Ergenlerin Davranışsal Sorunları

Sosyal sorunların temelinde,  sokak çocuklarının oluşmasında, madde bagımlısı olmalarının arkasında hep bu sağlıksız, patalojik aile dinamikleri yatmaktadır. Sosyal sorunlar sadece ekonomik sebeplerle açıklanamaz.  Bir çocuğu dinlememenin ne boyutlara ulaşabileceğini gördük. Çocuk bu durumda içe kapanıyor, kapıları kapatıyor, sorunlarıyla yalnız ve başbaşa kalıyor. Aile desteği olmadan bu sorunlar çözülemez.  Bir anne babanın çocuğun gelişim döneminde ona yapacağı en iyi yardım onu karşısına alıp dinlemesidir.  Bir çocuğun kendi sorunlarını anlatabilmesi o sorunların çözümü için cok önemli bir aşamadır. Annenin ve babanın çok fazla bir şey yapmasına gerek yok aslında. Anne baba her seferinde çocuklarına onlar için yaptıklarını öne sürüp, ben senin için saçlarımı süpürge ettim, senin yaptığına bak deyip hakaretler, olumsuz sözler söylemesi yanlış bir yoldur. Çocuğun kendisini suçlu hissetmesine yol açar. Aslında sadece dinleseler önemsediklerini gösterseler, güven verseler o zamana o çocuklar anne babaya güvenle, sevgiyle, saygıyla yaklaşırlar. Güven oluşursa en küçük sorunlarında bile anne babaya gelip anlatacaklardır. Fakat malesef ülkemizde öyle olmuyor, aileden uzaklaşıyorlar ve arkadaş guruplarına yaklaşıyorlar. Her türlü kötü alışkanlığın temelinde bu şekilde aileden uzaklaşma, güveni huzuru arkadaş ortamlarında arama yatıyor.  Ailede güven ve huzurlu bir ortam olmazsa çocuğun bu şekilde dışarıya yönelmesi, sıkıntısını paylaşacak başka ortamlar araması kaçınılmaz oluyor. Elbette ergen arkadaşlarıyla iletişim kuracak ancak ailesinden uzaklaşmadan, aile bağlarını koparmadan üstelik ailesinin onay verdiği arkadaşlarıyla ilişki içersinde olmalıdır.

Ruhsal hastalıklarda, iletişim ve davranış problemlerinin bir sebebidir. Her ailede bu konuştuğumuz faktörler olabilir ama her aileyi kendi özelinde değerlendirerek ancak kendi teşhisimizi koyabiliriz. Özellikle aile içi yaşanan stres faktörleri belirlemek önemlidir. Ayrıca çocukta yaşanan sorunlar, organik ya da mental yetersizliklere bağlı olabilir. Bu da ciddi davranış bozukluklarına yol açabilir. Hiperaktivite, otizm, kişilik bozukluklari, antisosyal kişilik bozuklukları bunlarda ciddi birer etkendir.

Genellikle toplumun madde bağımlılarıyla ilgili bakışı, acıma ve yargılama yönündedir. Televizyonlarda hep geçer “tinerci dehşeti”, “Balici dehşeti” diye haber konusu olur. Kesinlikle çocuklarımızı bu şekilde yargılamayalım, madde bağımlılığı bir hastalıktır. Bu “-ci” ler  “-cu” lar daha çok ötekileştirir, dışlar, toplumdan kopartır o çocuları. Aslında birçok toplumsal sorunun, siyasal sorunun temelinde de buna benzer yanlış iletişim yargılamaları, kalıpları yatar.  Dolayısıyla bu tür çocuklara etiketleyerek, damgalayarak yaklaştığımızda aile ve toplumun dışına iteriz. Bu çocuklarımızı aile ve toplum içerisinde rehabilite etmeliyiz Nasil rehabilite edebiliriz o zaman? Rehabilitasyonda temel yaklasim nedir o zaman?  İletisim kurmaktir. Onlara bir birey olarak değer vermek. Önemsediğimizi hissettirmektir. Üreten bir değer konumuna getirmektir.

Bizler gençlik, sosyal, siyasal problemlere güvenli bir toplumla çözüm üretebiliriz, güvenli bir aileyle çözebiliriz. Dolayısıyla çözüm eğitimle, mutlu bireylerle oluşturulabilir. Kariyer ya da başarı mutluluk sağlıyabilir mi? Bazen getirir ama her zaman tek başına yeterli olmayabilir.

Ergenlerin Ruhsal Sorunlarının Çözümü

İnsan biyopsiko-sosyal bir varlıktır. “Biyo” derken organizmayı kastediyorum; Beynimiz var, gözlerimiz var, ellerimiz, ayaklarımız var.  Psiko derken ruhsal durumumuzu kastediyorum; Duygularımız, sevinçler, mutluluklar, üzüntüler… Bunlar bizim ruhsal yönümüzü gösterir. “Sosyal” bir varlıktır insan; ailesi vardır, arkadaşları vardır, işe gider, okula gider, cemiyet hayatı vardır. İşte biz sağlıklı çözüm politikaları üretirken bu üç özelliği dikkate almalıyız. Örneğin: biyolojik anlamda bir sorunu nasıl çözeriz? Doktora gideriz ilaçlar kullanırız. Arkadaşlar, burada altını çiziyorum: Her türlü sosyal ve psikolojik olay insanın biyolojisini etkiler. Özellikle de en çok etkilenen merkez, beyindir. Dolayısıyla da ilaçsız tedavi olması mümkün değildir. Ama sadece ilaçlı tedavi yeterli değildir. Psiko-sosyal tedavi gerekir aynı zamanda. İnsanları yararlı hobilere, sanatsal ve kültürel faaliyetlere yönlendirmek gerekir. Bir amaca yönelik harekete geçmek, mesela siyasetle uğraşmak da iyi gelebilir.

 Burada insan aslında bir ihtiyacını karşılıyor, insanların varoluşsal ihtiyaçları vardır, kendini gerçekleştirmek bir ihtiyaçtır.  Mesela futbolcu Hakan’ı çocuk neden örnek alıyor, kendini gerçekleştirmek için bir model alıyor, ona ilgi duyuyor yöneliyor, onu model alıyor.  “Hedefler, amaçlar, roller” çocuğun kişilik, sosyal gelişiminde çok önemlidir.

Biz çocuklarımızı, gençlerimizi sağlıklı hedeflere yönlendirmeliyiz. Gerçekleştirdiği hedeflerden varoluşsal ihtiyacını, kendini gerçekleştirme ihtiyacını karşılamalıdır. Gençlik hizmetlerinde temel strateji, gencin yaşam hayat içerisinde üreten bir konuma getirilmesi çok önemlidir. Yani genci tüketen bir değer değil üreten bir değer konumuna getirmek gerekiyor.  Bizim 80 milyonluk ülkemizde, 7 milyonluk Finlandiyanin üretim değeri arasında çok fark yok. Arkadaşım Finlandiyaya gitmiş orada her birey sadece bir tane değil en az 2-3 sivil toplum kuruluşuna üye olarak kendi işi dışında, aktif olarak toplumsal hayatla ilgili sorumluluklar alarak toplumsal gelişmeye katkı sağlıyor. Ürettikçe, faydalı, yararlı oldukça kendine, ailesine ve toplumuna fayda sağladıkça, mutlu oluyor, huzurlu oluyor.

 Bizim gençlik sorunlarımızdan biriside boş zamanların nasıl değerlendireceğidir? Bu gün birçok genç boş zamanlarını nasıl değerlendireceklerini bilmemektedir. Boş zamanlarını sağlıklı bir şekilde değerlendirebilecek bir ortam ve organizasyonlar maalesef yoktur. Gencin kendini hayat içerisinde değerli ve anlamlı hissetmesi için, (mutluluğun kaynağı),  enerjisini yararlı ve anlamlı faaliyetler içeren bir rol içerisinde ortaya koymalıdır. Tüketen değil üreten olmalıdır. Bizim en önemli vazifemiz, bireyin kendini değerli ve önemli hissetmesine katkı sağlamak olmalıdır. Bu yönde araçları üretmeli ve oluşturmalıyız. Bunu içinde sosyal hizmet, sosyal faaliyet çok önemlidir. Bunlar; ben yurt dışına gidiyorum zaman zaman. Yerel yönetimlerin gençlik daire başkanlıkları var. Yerel yönetimler gençlikle ilgili hizmetleri bir daire başkanlığı altında kurumsallaştırmışlar.

Bizler gençliğin enerjisini, üretime faydalı şeylere yöneltmemiz gerekirken ülkemizde kahvhanelerde ve internet kafelerde zaman öldüren gençlerin, çocukların sayısı  gün geçtikçe artıyor. Bu sorunun çözümü için farklı olarak, gençlerin Ne beklediklerini? Ne istediklerini? tespit etmeliyiz. Pedagojik ilişkinin temel fonksiyonu kişinin bulunduğu yerden başlamaktır. Kişinin seviyesi neyse onun seviyesine inip, ona uygun onun anlayabileceği şekilde yaklaşmaktır.

 Mesela çocuklarla iletişimde soyut kavramlar kullanılmaz, somut kavramlar kullanılır.  Gençlere yönelik politika üretirken öncelikle gençelere dönüp sormalıyız. Bizim ne istedigimiz değil onların ne istediğini sorarak, onların kendi politikalarını kendi projelerini üretmelerini sağlayarak, onların katılımcılığını destekleyerek yapılmalıdır. Bu nedenle siyasi teşkilatlarda gençlik kolları gençlik teşkilatları çok önemlidir. Ancak bu oluşumları daha aktif yapısal ve somut projeler uygulayabilecek fonksiyon kazandırmak gerekiyor.

 Gençler, kendi projelerini kendi çözüm yollarını götürüp başkanın önüne koyabilmelidir. Bu yaklaşımda çok önemlidir. Bizim ülkemizde hep sorunlar ortaya konur,  hâlbuki bunun yanında çözümleride ortaya koymak gerekiyor. Okul dışında sadece dershanelere giden ve sınava hazırlana bir gençlik değil, hayata hazırlanan bilgiyi nasıl davranışa dönüştüreceği ile ilgili eğitim alan gençlik için kütüphaneler, spor salonları, gençlik merkezleri, kültür merkezleri kurulabilir. Yapılan bir araştırmada öss birincilerinin üniversite hayatlarında çok başarılı olamadıkları ortaya çıkmıştır. Yarış atı gibi sürekli çalışan çocuk, o noktada bir rahatlama dönemine giriyor ve dersleriyle ilgilenmemeye başlıyor. Çocukları hayata hazırlayacak dershaneler dışında eğitim araçları, eğitim yöntemleri; iş uğraş, beceri, hobi kazanacakları olanaklar yaratmalıyız.

Çocuklar ve gençlere yönelik somut bir politikamız olmalıdır. Artık belediyelerin hizmet alanları, çocuk ve gençlere yönelik politika, projelerdir. Sosyal belediyeciliğin odağında insan vardır. Biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması sosyal belediyeciliğin temel stratejilerini oluşturmaktadır. İnsanın ve toplumun inşasında onlara psiko-sosyal destek sağlamasıdır. Ama bu projelerin uzmanlar ve gençlerle birlikte üretilip siyasetçilerin önüne koymak gerekir, onlarda bunu uygulamalıdır.

Fatih Kılıçarslan’ın sunduğu Konferansın yazıya aktarılmasıdır.

Referanslar

Makale:1. Ulusal Hakemli Bağımlılık Dergisi; “Aile Tedavileri ve Madde Bağımlısı Ergen Aile Terapisi Olgu Sunum” Cilt;4,2007

Kitap: 1. Çocuk Ve Aile Sorunlarının Terapi İle Tedavisi; Nobel Yayıncılık. Ekim 2006.

2. Çocuğumu Nasıl Eğitmeliyim? Turkuaz Yayıncılık. Haziran, 2008.

3. 10 Adımda Duygusal Zekâ; Zen Yayıncılık. Şubat, 2009.