Sosyal hizmet toplumun sorunlarına katılımını destekleyici, bireylerin özgürleşme ve sivilleşme çabalarını geliştirici bir alandır. Ülkemizde sosyal hizmet uygulamaları resmi kamu kurumlarında yürütülmekte toplum sosyal hizmete katılımı gecikmiştir. Sosyal hizmet sosyal sorunlarının çözümüne yönelik bilimsel uygulamaları içeren bir alan olarak birey, grup ve toplumla çalışır. İnsan odaklı uygulamaları içerir. Din, dil ve sınıf farkı gözetmeden uygulamalarını yürütür. İdeolojik değil insani bir alandır. Sosyal hizmet, belli bir kesimin ya da ideolojik grupların alanı olmayıp farklı toplumsal özellikleriyle halkın alanıdır. Sosyal hizmet açık, katılımcı olarak toplumsal barış ve uzlaşma çabası içersinde uygulamasını gerçekleştirir.   Sosyal hizmet ülkemizde, adaletin, eşitliğin, insan haklarının ve insan onurunun güvencesidir. Sosyal hizmet görevlileri, mesleki uygulamaları ile bireyin demokratik bilincinin gelişmesini destekleyeceği gibi demokratik katılımını geliştirmektedir.

Hızla gelişmekte ve değişmekte olan toplumsal yapımızda sosyal sorunlarda artış dikkat çekmektedir. Çocuklar ihmal ve istismarı yaygınlaşmış, çocuk suçluluğu artmış, aile içi şiddet özellikle kadın sorunu kitleselleştirerek kadın ölümleriyle sonuçlanmış, özürlünün bakımı, eğitimi ve toplum içersinde rehabilitasyonu önem kazanmış özellikle yoksulluk sorununun çözümünde gelirin adaletli paylaşımı önem kazanmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir. Buna göre; 2006’da 528, 2007’de 473, 2008’de 577, 2009’da 652 kadın tecavüze uğrarken, 2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı yaşanmıştır.

2005–2010 yılları arasında, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırı sonucunda mağdur olmuştur. Mağdur kadınların yüzde 40’ı hiç şikâyetçi olmamıştır. Kadınların korktukları için şikâyetçi olamadıkları da istatistiklere geçen bilgiler arasındadır. Şikâyetçi olmayan mağdur kadınların oranını yüzde 40 olarak tahmin ediliyor ki, bu oranı göz önüne alırsak yukarıda ki (TÜİK.) istatistiksel verilerinin ancak gerçeğin yarısını ortaya koyduğunu göstermektedir.

Ocak 2009’da yayımlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporunda ise; en yüksek şiddet oranının Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da olduğu belirtilmiştir. Evli kadınların yüzde 15’i eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığı raporda yer almaktadır. En düşük oran yüzde 9 ile Marmara’da, en yüksek oran ise % 29 ile Kuzeydoğu Anadolu’da. Fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranı % 42’i olup en sık 40–59 yaş grubu şiddete maruz kaldığı da raporda belirtilmiştir. İlkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oranı % 56 iken, lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda bu oran % 32’i civarındadır.

İşte yukarıda belirttiğimiz sosyal sorunların çözümü ülkemizde sosyal hizmet siteminin yeniden organizasyonunu ve sivil toplum kuruluşlarının aktif sosyal hizmet yürütmesini zorunlu kılmaktadır.

Ülkemizde psiko-sosyal ve ekonomik faktörler nedeniyle aile içi iletişim etkilenmiş, çiftler arası, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde kriz ve yaşanan çatışmalarla ailenin yaşam kalitesini düşmüştür.

Sosyal hizmet ailedeki sosyal riskleri bir bütün olarak ele almayı ve bütüncül bir sosyal hizmet müdahalesi uygulamayı zorunlu kılmaktadır.

Bir bilim ve meslek olarak sosyal hizmet; korunma ihtiyacı olan çocuklar, gençler, engelli bireyler, yoksul bireyler, organik ya da ruhsal kronik hastalığı olan bireyler, bu bireylerin aileleri, travma yaşamış bireyler, suça sürüklenen çocuklar, gençler, bakıma ve korunmaya muhtaç yaşlılar, yoksul aileler vb. gibi ihtiyaç ve risk gruplarına yönelik bilimsel ve profesyonel çalışmalar yapar ve kendi kontrolleri dışında ya da kendilerinden kaynaklanan nedenlerle böyle sorunlarla karşılaşan bireyleri yaşadıkları sosyal çevrelerinde farklı mesleki yaklaşımlarla mikro, mezzo ve makro düzeylerde ele alır. (Karataş, 2010)

Sosyal hizmet insanlarımızı sosyal sorunlardan koruyucu, önleyici uygulamalarla, kurumsal organizasyonlarla gerçekleştirilmelidir.

Sosyal hizmet anlayışında ise, sorunun ortaya çıkmasına neden olan etkenlere müdahale ederek, koruyucu önleyici önlemleri almak daha önemli hale gelmiştir. Bu sayede sorunun birey ya da ailede oluşturacağı yıkımların tedavi edilmesi için harcanacak kaynak ve zaman israfı da önlenmiş olur. Bu nedenle sosyal hizmet literatüründe şimdilerde üzerinde önemle durulan güçler perspektifi (strenghts perspective), problem ve patolojilerden ziyade insanların güçleri ve kaynaklarının sosyal hizmette yardım sürecinin odağı olması gerektiğini vurgulamaktadır. (Duyan, Sayar, Özbulut, 2008: 61).

Sosyal hizmet kurumlar arası etkileşim içersinde organizasyonu olan bir sistemdir. Sosyal hizmet uygulamaları farklı kurumları işbirliği ve eşgüdüm içersinde içersin’de gerçekleşir.

Sosyal hizmetlerin yeniden organizasyonu için multidsipliner bir anlayışla yeni sosyal hizmet müdahale modelleri geliştirmesi ve sosyal devlet anlayışına uygun yapısal düzenlemeler sağlaması gerekmektedir. Mevcut bürokratik yapı, değişen sosyal sorunlara ve ihtiyaçlara etkin müdahale edilmesini geciktirmekte, insan kaynağı ve donanım yetersizliği nedeniyle müracaatçılara nitelikli sosyal hizmet sunulamamaktadır. Ailedeki sosyal riskleri bütün yönleri ile ele alacak, rehabilite edici, koruyucu önleyici hizmetlerin bir an önce devreye sokulması gerekmektedir. (Karataş, 2010)

Her şeyden önce anayasamızın sosyal devlet ilkesinin koşullarını geliştirmek, ülkemize yeni sosyal hizmet kurumları kazandırmak vatandaş sorumluluğumuzun gereğidir.

Sosyal hizmetler kurum temelli yapıdan toplum temelli yapıya dönüşerek sivil toplum kuruluşlarının organizasyon ve hizmetleriyle hızlı, etkin ve sorunları yerinde çözücü kimlik kazandırılmalıdır.

Fatih Kılıçarslan

Kaynakça

KARATAŞ, Zeki (2010). İl Sosyal Hizmetler Müdürlüklerinde Etkin Sosyal Hizmet Sunumu. Rize

DUYAN, Veli-SAYAR, Özge Özgür-ÖZBULUT Mahmut (2008). Sosyal Hizmeti Tanımak ve Anlamak, Öncü Basımevi, Ankara.