Tükenmişlik sendromu sadece yoğun iş temposunda çalışanları tehdit eden bir durum mu? Çalışan kadınlarda sıklıkla ‘yetememekten’ yakınır. Bu da bir tür tükenmişlik sendromu mudur? Tükenmiş sendromu modern hayatın beraberinde getirdiği  kadın-erkek, eğitim düzeyi düşük-yüksek, çalışan ya da çalışmayan her farklı toplum kesim içine yer alan bir olgudur. Toplumsal değişimin meydana getirdiği kriz sürecinin yönetilememesi sonucu ortaya çıkan stres faktörlerine bağlıdır. Bireylerin eğitim düzeyinin yükselmesi, üretim araçlarında değişim kadının iş hayatına aktif katılmasına sağlamıştır. Ancak kadının aile içinde eş ve anne olmanın yanı sıra mesleki rol ve sorumlulukları yerine getirmede karşılaştığı güçlükler düşük ücret, çalışma koşullarındaki olumsuz faktörler, çocuklarına yeterli zaman ayıramaması, eşinden yeterince destek görmemesiyle beraber ekonomik ve sosyal sorunlar, kadının hayat içinde yaşam kalitesini düşürmüş ve tükenmişlik sendromuna yol açmıştır.

Şehir hayatının getirdiği ‘hızlı’ yaşam bu sendromun ortaya çıkışında ne kadar etkin?

İç göçle birlikte oluşan yeni şehir merkezleri barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve işsizlik sorunları aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Şehir hayatı içinde üretime ve tüketime odaklanmış bireyler kendilerine yeterli zaman ayırmadığı, hayatına yön verecek sağlıklı değerler oluşturmadığı için mutsuzluk, huzursuzluk, güvensizlik, çaresizlik ve tükenmişlik duygusu içinde yaşamlarını sürdürmektedir.

Üretim araçlarında farklılaşma ve karı-koca arasındaki rol paylaşımı değişmesine paralel aşırı koruyucu, otoriter, baskıcı ve müdahale edici yaklaşımlar aile içi iletişim çatışmalarına yol açmıştır.  Aile sistemindeki değişimi yönetemeyen çiftler ilişkilerde yaşanan sorunlar ailenin yaşam kalitesini düşürmüştür. Aile içi ilişkilerde mutlu olmayan bireyler iş ve sosyal yaşamada uyum ve davranış sorunları yaşamaktadırlar.

Tükenmişlik sendromu ile ‘mükemmeliyetçilik’ takıntısının bir bağlantısı var mı?

Mükemmeliyetçilik bireyin kendisiyle ilgili beklentilerin yüksek olması  titiz, dikkatli ve özenli olmasına bağlıdır. Belirli bir düzeyde sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak bireyin günlük yaşam uyumunu bozar, çevresinde kişilerle iletişim çatışmalarına yol açarsa bu duygu ruhsal sorun kaynağı oluşturur. ‘Mükemmeliyetçilik’ takıntısının tükenmişlik sendromuyla ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Çalışma yaşamının rekabeti arasında, mutlak başarı beklentisi içinde ve çevresi için yaşayan bireyler stres içerisinde yaşamını sürdürürler. Stres,  gerilimin ve çatışmanın kaynağını oluşturur. Uyum sorunlarına yol açar.

Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir? İnsanların bu noktaya gelmemesi için hayatlarında nasıl düzenlemelere gitmeleri gerekir?

Tükenmişlik sendromu içinde birey kişilik, duygusal, bedensel ve sosyal güçlükler yaşar. Kendi benlik algısı ve saygı zedelenebileceği gibi iş ve sosyal yaşama ilgisizlik, tepkisizlik, olumsuz duygu ve düşünceler geliştirir. Ağır sorumluluklar ve iş yükü ile baş etmeye çalışır. Baş etme çabası sıkıntı, stres ve bunalıma sürükler. Bir süre sonra iş yaşamındaki zorluklar duygusal ve fiziksel bitkinliğe yol açar. Yorgunluk, baş ağırılar, uykusuzluk ve bedensel yakınmaları artar. Bedensel sorunlara paralel aile, sosyal çevre ve iş yaşamına duyarsızlaşır. Öfke, kızgınlık patlamaları gösterir ya da içe kapanır, insanlardan uzaklaşır.

Çaresizlik, değersizlik, duygularıyla hayattan zevk almama kendisini mutsuz, huzursuz, güçsüz ve yetersiz hisseder. Baş dönmesi, bedensel yakınmaları, kas ağrıları, uyku problemleri yaşar. İletişim ve yaşam kalitesi düşer.

Bireyler öncelikle kendini tanıma, anlama ve sağlıklı yaşam koşullarını bilinçle, bilgiyle gerekirse uzmanından yardım alarak sürekli gelişim içinde oluşturmalıdır. Aile ve sosyal çevreyle farklılıklara saygı ve uyum içinde ilişki kurmalıdır. Net, anlaşır, somut sınırlar, gerçekçi hedef ve beklentiler geliştirmelidir.

Yaşam içinde rol ve sorumluluklarını belirlemelidir. Kendi sınırlarını zorlayan tutumlar karşısında hayır diyebilmelidir. Yaşamın getirdiği zor duygularla baş edebilecek duygu yönetim becerisine sahip olmalıdır.

Boş zamanlarını verimli değerlendirebilmeli, iletişim engellerinden kaçınmalı ve açık iletişime önem vermelidir.

Röportaj: Gülcan Tezcan/ Portakal Ağacı Dergisi