Yoksulluk, günümüz dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için farklı boyutlarda olsa da, yoksulluk sorunu çözüm bekleyen öncelikli konular arasında yer almaktadır. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakirleştiği küresel kapitalizm düzeni beraberinde birçok sosyal sorunlarının artışına yol açmaktadır. Yoksulluğu sadece açlık veya yetersiz beslenme olarak ele almak bizi yanlış sonuçlara götürür. Zira insan yemek ihtiyacının yanında giyim, barınma, sağlık, kültür ve diğer insani gereksinmelerini de gidermek için çalışan bir varlıktır. Dolayısıyla yoksulluk sorununun temelini, bireyin insani ihtiyaçlarının yeterince karşılanıp karşılanmadığı, karşılanıyorsa hangi oranda karşılandığı oluşturmaktadır. Aşağıdaki çalışma yoksulluk sorununu anlamamıza yardımcı olan ve sorunun çözümü için gerekli yaklaşımları ortaya koyan bir çalışmadır.

Yoksulluğun sosyal bir sorun olarak ortaya çıkışı

İnsanlar topluluklar halinde yaşamaya ve üretim ilişkilerinde bulunmaya başladığından bu yana yoksul ve yoksulluk var olmuştur. İlkel kabilelerde savaşlar, üretenin elinden ürünü almak için yapılmıştır. İlk ve ortaçağ toplumlarında güçsüz, korunmaya ve bakıma muhtaç insanların sorunları geleneksel ve dini yöntemler çerçevesinde çözülmeye çalışılmış; ancak bu sorunlar Sanayi Devrimi ile birlikte büyük boyutlara ulaşmıştır. Sanayi devriminin yaygın düşünce sistemi olan liberalizm ve kapitalist sistem yoksulluk sorununa sosyal darvinizm ile yaklaşmıştır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diye özetlenen bu görüş bireylerin iyilik ya da kötülük hallerinden kendilerinin sorumlu olduğunu ve buna müdahalede bulunulmamasını savunmaktadır. Ortaçağda gerçekleştirilen üretimde esas alınan, küçük topluluklar ve üretimdir. Üretim araçları ise basit ve organik güce dayalıdır. Genel olarak “lonca sistemi” içinde yapılan üretimde usta, kalfa, çırak hiyerarşisi vardır ve dikey geçişenlik mümkündür. Hastalık, yaşlılık, sakatlık gibi durumlarda, sistem geleneksel yardımlaşmalar ve dini yaklaşımlar ile bu sorunları çözebilmektedir. Makineleşme ile birlikte üretimdeki denge bozulmuştur. İlk olarak İngiltere de geniş yığınlar, üretim araçlarının yoğunlaştığı kentlere göç etmeğe başlamışlardır. Siyasal açıdan feodaliteden kurtulan ve özgürleştiğini düşünen yağınlar, bu defada ekonomik ve sosyal güçlüklerle ve ağır bir yoksulluk tablosuyla karşılaşmışlardır. Bundan sonra geleneksel yardımlaşma yöntemleri yetersiz kalmaya başlamış ve yoksulluk kitlesel bir sorun haline gelmiştir.

Yoksulluğun tanımı

Mutlak yoksulluk, bir kişinin veya hane halkının yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan asgari temel ihtiyaçlarının tanımlanmasının ardından, bu temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli gelirin belirlenmesiyle ortaya çıkan yoksulluk seviyesinin altındaki ayni ve nakdi geliri olanları içerir. Göreli yoksulluk ise, ülke içindeki ortalama gelirin belli bir oranı altında geliri olanları içerir.

Dünya bankası yoksulluğu, en düşük yaşama standardına ulaşamama durumu olarak tanımlar. Avrupa Topluluğu Bakanlar grubunun 1975’te yaptığı tanım: Yoksul kaynakları kendilerini, yaşamakta oldukları üye devletlerin kabul edilebilir en düşük yaşam düzeyinin dışında bırakacak denli sınırlı olan kişiler ve ailelerdir.

SHÇEK tarafından ‘Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliği’ nin 4. maddesinde kullanılan tanımda ise yoksulluk “kendisini, eşini ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarını, anne ve babasını bulundukları hayat şartlarına göre asgari düzeyde geçindirmeye yetecek geliri, malı veya kazancı bulunmama hali” olarak belirlenmiştir.

Yoksulluğun Nedenleri

Yoksulluğu tek bir nedene dayalı olarak açıklayabilme ve çözümleme olanağı bulunmamaktadır.  Bunun ötesinde karşılıklı etkileşim ve ilişkiler içinde hangi nedenin birey bazında öncül olduğunu belirleyebilmek de çoğu kez olanaklı olmamaktadır. Kaba bir soyutlama ile “işsiz bir bireyin iyi ve yeterli bir eğitim almadığı için mi işsiz dolayısıyla yoksul olduğu; yoksa esasen yoksul bir aileden geldiği ve o nedenle yeterli eğitimi alamayıp işsiz mi olunduğu” sorusu örnekleri ve nedenleri çoğaltarak sorulabilir. Üretim ilişkilerinde ve teknolojide oluşan değişmeler sorunu yoğunlaştırabilmektedir. Örneğin; büyük oranda bilgisayar teknolojisi kullanımının işsizlik sorununu arttırdığı, bunun gelir güvencesinin tehdit ettiği ve dolayısıyla yoksulluk açısından risk gruplarını çoğalttığı ileri sürülebilir. Sosyal ekonomik sistem ve yapıya ilişkin bu belirlemenin yanı sıra, bireysel bazı durumlarında yoksulluk olgusunun sonucunu doğurabileceğini söyleyebiliriz. Örneğin aileyi geçindirenin ölümü, doğal afetler, hastalık vb. gibi durumlar buna örnek olarak verilebilir.

* Birey ve hane halkı düzeyinde; insanlar iyi bir yaşama kavuşmak için gerekli kaynaklara, becerilere ve fırsatlara erişememek yüzünden güçsüz düşmekte ve sıkıntı çekmektedirler.

* Toplumsal düzeyde ise, başta gelen nedenler, kaynakların, hizmetlerin ve gücün dağılımındaki eşitsizliklerdir. Bu eşitsizlikler, toprak, sermaye, altyapı, piyasalar, kredi, eğitim, enformasyon ve danışmanlık hizmetleri biçiminde kurumsallaşmış olabilir. Aynı şey, sosyal hizmetlerin sağlanmasında da geçerlidir. Bunlar arasında eğitim, sağlık, temiz su ve çevre de bulunmaktadır. Hizmetlerdeki eşitsizlikten en çok kırsal bölgeler zarar görmektedir. Dolayısıyla da gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulların % 77’sinin kırsal bölgelerde yaşaması şaşırtıcı değildir.

Zastrow ve Bowker (1984) yoksulluğun nedenleri olarak;

* Yüksek işsizlik oranı,

* Olumsuz fiziksel sağlık,

* Fiziksel sakatlık,

* Duygusal sorunlar,

* Yoğun tıbbi harcamalar,

* Alkolizm,

* Uyuşturucu bağımlılığı,

* Geniş aile,

* Otomasyon sebebiyle işten çıkarılma,

* İş yapabilme becerisinden yoksun olma,

* Düşük eğitim düzeyi ile

* Kadının sorumlu olduğu ve küçük çocuklu aileler,

* Yaşam pahalılığındaki artışa karşı halkın gelirindeki durağanlık,

* Irka ilişkin suç-suçluluk,

* Eski mahkûm ya da akıl hastası olarak etiketlenmek,

* Boşanma, terk edilme veya eşin ölümü,

* Kumar oynama,

* Seks suçları,

* Suç kurbanı olma,

* Çalışmaya ilişkin olumsuz etik değerler,

* İstediği koşullarda iş bulamama,

* Düşük ücretli iş,

* Zihinsel gerilik ve

* Yaş nedeniyle emekliliği belirtmektedirler

Yoksulluk, pek çok toplumda benzerlikler göstermekte, temelde beş esas bulgu ile özetlenmektedir :

1.      Yoksul insan için kendi işgücü en önemli kaynaktır. Gerçek geliri düşük olan yoksul hane halklarında kadınlar ve çocuklar da dâhil olmak üzere her bireyin işgücüne ihtiyaç duyulmaktadır.

2.      Yoksul hane halklarını genellikle eğitimsiz ya da eğitim düzeylerinin düşük olması, niteliksiz işgücü olarak kabul görmeleri yoksunluklarını pekiştirmektedir.

3.      Şiddetli yoksunluk koşullarına karşın hane halkları barınma da dâhil pek çok kamu hizmetinden yararlanamamaktadırlar.

4.      Yaşlılar, özürlüler, kadınlar ve çocuklar gibi toplumun özel gruplarının yoksul hane halkları içinde sorunları daha da derinleşmektedir.

Yoksulluk insanların bedensel ve zihinsel gelişimlerini olduğu kadar psiko-sosyal durumlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu noktada yoksulluk, onur duygusuna dayalı öz saygı, kendine güven gibi temel ihtiyaçlardan yoksunluğun yaşandığı bir süreci de içermektedir. Bu bağlamda, toplumbilimcilerin yoksulların kendilerini algılama biçimlerine ilişkin ortaya koydukları aşağıdaki tanımlar, psiko-sosyal yoksunlukların boyutlarının anlaşılmasına katkı sağlamaktadır:

1.      Yoksulluğu hissetme: Yoksullar gelir açısından toplumun gerisinde kaldıklarından, kendilerinin ekonomik açıdan yoksun bırakıldıklarını düşünmektedirler.

2.      Yaşamı kontrol edememe: Yoksullar yaşamlarını çoğunlukla diğer bireylerin ya da şanslarının etkilendiğini varsaymaktadırlar. Yoksul bir ailede doğmak çocuklar için eğitim görmek yerine erken yaşta çalışmaya başlamaları anlamına gelmektedir.

3.      Güçsüzlük: Yaşamları genellikle şansa ve diğer insanların kurallarına bağlı olduğu için yoksullar özellikle yaşlandıklarında kendilerini oldukça yetersiz ve güçsüz hissedebilirler.

4.      Dışlanma: Kendilerini toplumdan dışlanmış ve reddedilmiş olarak düşünmektedirler.

Bu algılar genel olarak ele alındığında ise karşılıklı bir “sosyal dışlanma” ya işaret etmektedir. Ancak bu sosyal dışlanma yoksulların yaşadığı bir “durum” değildir. İnsanların sürekli olarak içine itildikleri, onur duygusunun kaynağı olan temel haklarından yoksun kaldıkları bir süreçtir. Bu haklar, toplumun tüm üyelerine aittir, ama yetersiz bir yaşam kalitesinin çeşitli yönleri, yoksulluk nedenleriyle örtüştüğünde, insanlar kendileri ve çocukları açısından içinden çıkılmaz bir döngüye kilitlenip kalmaktadır.

Türkiye’de yoksulluk

Genel olarak değerlendirildiğinde ülkemizde, yoksulluğun ortaya çıkmasında; işsizlik, yoksul bireyin özellikleri, ülkede yaşanan ekonomik krizler, bireyler arası gelir dağılımındaki dengesizlikler, sosyal güvenceye sahip olamama, ülkemizde uygulanan çeşitli ekonomik politikalar gibi nedenlerin etkili olduğu söylenebilir.

Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sermayenin ulus aşırı hareketliliğinin artması, ulusal yasal çerçeveleri yetersiz ve kullanışsız kılma eğilimindedir. Sermaye hareketi gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde düşük ücretli emeğe yönelmiştir. Bu bağlamda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ev eksenli veya evde çalışma artmaya başlamıştır.

Evde çalışma küreselleşmeden iki şekilde etkilenmiştir:

a) Geleneksel bağımsız ev üretimi bağımlı üretime dönüşmüştür veya dönüşmektedir,

b) Yeni emek yoğun evde çalışma biçimleri ortaya çıkmıştır. Sek törel çeşitlilik olmakla birlikte tekstil, elektronik, otomotiv, kimya ve gıda sektörlerinde yaygındır.

Uluslar arası platformlarda özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler açısından yoksullaşma nedeni olarak tanımlanan bir konu ise Türkiye’yi de yakından ilgilendiren “yolsuzluklar” olmaktadır. Kayıt dışı ekonominin varlığına sürdürmesine yol açarak, ülkenin kısıtlı mali kaynaklarının mevcut gelir dağılımındaki adaletsizlikleri daha da körükleyerek ülke çapında etik olduğu kadar ekonomik kayıplara da yol açtığı belirlenen yolsuzluklarla mücadelenin yoksullukla mücadele programları ile ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların etkisiyle yoksulluk sorunu gittikçe artarken gecekondularda yaşayan bireyler yanında aile kurumu, tüm toplum bu olumsuz koşullardan payını almaktadır. Bu olumsuz koşulların başında aile içi ilişkilerin olumsuz etkilenmesi, yetersiz beslenmeye dayalı fiziksel zayıflık ve hastalıklara yakalanma riskinin çok fazla olması, suç işleme, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklar edinme, en temel ihtiyaçları bile güçlükle karşılama, yeterli bir eğitim alamama gibi nedenler gelmektedir.

Ülkemizdeki yoksulluğun bir başka boyutu da kadınlar üzerindeki etkileridir. Ülkemizde yoksulluktan doğan sorunlar, erkeklerden çok kadınları etkilemekte, halen var olan cinsiyet sorunlarını daha da kötüleştirmektedir. Hukuki ve kurumsal korumalara rağmen bu eşitsizlik hala vardır ve yaygınlaşmaktadır. Yalnız Türkiye deki yoksulluk değil bütün dünyadaki yoksulluğun yüzü giderek daha fazla kadın yüzü olmaktadır. Bunun nedeni, kadınların düşük statülü ve düşük ücretli işlerde çalışmaları ile aile işgücü olarak evde yaptıkları ücretsiz işlerin ulusal gelir içinde hesaplanmamasıdır.

Türkiye’nin genel durumuna bakıldığında, gelir dağılımındaki adaletsizlik belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Zengin ile yoksul arasındaki gelir uçurumunun son ekonomik kalkınma politikalarıyla arttığı gözlenmiştir.

Çocukların yoksulluğu

Bazı yazarlar, çocukların geliri olmadığı için “yoksul” sayılamayacağını belirtseler de “çocuk yoksulluğu” , günümüzün en can yakıcı sorunlarından birisidir. Şüphesiz, çocukların yoksulluğu daima ailenin yoksulluğuna bağlıdır ve bunun da en önemli nedeni işsizliktir. UNICEF tarafından yayınlanan “Dünya Çocuklarının Durumu 2001” raporuna göre“Yoksulluğun pençeleri bir aileye uzandığında, bundan en çok etkilenen, en çok zarar görenler; yaşama, gelişme ve büyüme hakları riske atılanlar, o ailenin en küçük üyeleridir. Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde doğan her 10 çocuktan dördü aşırı yoksulluk içindeki bir dünyaya gelmektedir. Çocuk haklarının yaygın bir biçimde ihlali de temelde gene yoksulluktan kaynaklanmaktadır”. Bir başka deyişle yoksulluk arttıkça evde paylaşılan besinler de azalır ve yoksulluk en çok annelerle, küçük bebekleri çaresiz bırakır. UNICEF’e göre yoksulluk çocukların hem bedenlerini hem de zihinlerini tahrip eder ve sonuçta yoksulluk daha sonraki kuşaklara geçerek bir “kısır döngü” oluşturur. Bu nedenle de yoksulluğun önlenmesine çocukluk çağında başlanmalıdır. Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde yaşayan çocukların %40’ı (yaklaşık 500 milyon çocuk) günde 1 $’ın altında bir gelire sahiptir ve yoksulluk milyonlarca çocuğun ölümüne yol açtığı gibi, daha fazla sayıda çocuğun okula gidememesine, hastalanmasına veya “çocuk işçi” olarak yaşamını sürdürmesine neden olmaktadır. Oysa küresel gelirin %1’iyle (yaklaşık 80 milyar $/yıl) bu çocukların yoksulluktan kurtulmasını sağlamanın olanaklı olduğu belirtilmektedir.

UNICEF, çocuk yoksulluğunun göstergesi olarak, bebek ve çocuk ölüm oranlarını, beş yaş altındaki düşük ağırlıklı veya kısa boylu çocuk oranını, temiz içme suyuna ulaşan nüfus oranını, yeterli temizlik ve sağlık bakımını, tam aşılı çocuk oranını ve son olarak ilköğretime başlayan çocuk oranını kabul etmektedir.  Yine UNICEF’e göre,“Yoksulluğun tek bir göstergesi yoktur ve bu nedenle nicel terimlerle ifadesi her zaman kolay değildir. Tek başına gelir düzeyi anlamında bir yoksulluk tanımı, yoksulluğun örneğin ayrımcılık, toplumsal dışlanma ve saygınlığın yitimi gibi yönlerini dikkate almaz”. Yoksulluk çocukların hem biyolojik hem de zihinsel potansiyellerini olumsuz etkiler.

Yoksulluğun fizyopatolojisi

Yoksulluğun en doğrudan sonucu açlıktır ve açlık organizma için gerçek bir şiddettir, çünkü açlık sırasında harekete geçen hormonlar “yıkıcı” hormonlardır. Başta glukagon ve katekolominler olmak üzere açlıkla harekete geçen hormonlar önce karaciğerdeki glikojeni, sonra yağ dokusunu ve son olarak da kas dokusunu yıkmaktadır7. Şiddetin en önemli özelliği “yıkıcılık” olduğuna göre, açlığı biyolojik/hormonal bir şiddet olarak tanımlamak yalnızca “mecaz” değildir. Tam da bu nedenle en önemli açlık nedeni olan yoksulluğu Mahatma Gandhi “Yoksulluk, şiddetin en kötü şeklidir” diye tanımlamıştır.(2) Gerçekten de açlık sırasında “şiddet” dönemlerine benzeyen bir organik/ruhsal huzursuzluk/düzensizlik yaşanır ve böyle olduğu için de açlık geleceğe sarkan etkilere neden olmaktadır. Son yıllarda psikiyatride popüler olan “posttravmatik stres bozukluğu” kavramı tam da böyle bir süreci anlatır. Yoksulluğa bağlı bu “içsel/hormonal” şiddetin yanı sıra ortaya çıkan “duygusal-sembolik şiddete” ise şu sözlerle dikkat çekilmektedir:

“…Görüştüğümüz kişiler açısından yoksulluğu kritik kılan şey, yalnızca giderek artan ve derinleşen toplumsal eşitsizlik ve maddi sefalet değil, aynı zamanda bunların kendileri üzerinde yarattığı duygusal-sembolik şiddettir. Yani yoksul-madunlar, yalnızca açlık, hastalık, soğuktan donma vb. tehlikelerle karşı karşıya değildirler; aynı zamanda onurlarına, özsaygılarına ve özgüvenlerine yönelen bir tehditle, sembolik şiddetle karşı karşıyadır.”

Yoksulluk ve çocuk ölümlülüğü

Yoksulluğun en önemli sonucu bebek ve çocuk ölümlerini arttırmasıdır. Bebek ölümleri, insani gelişimi ve sosyal farklılıkları yansıtan anahtar parametre olarak kabul edilmekte ve yoksulluğun bebek ölüm hızında dört kata varan farklılıklar oluşturduğu bilinmektedir. Yoksulluğun bebek ve çocuk ölümleri üzerinde etkisi yetersiz beslenme, enfeksiyon hastalıklarının yaygınlığı, temiz içme suyu ve kişisel hijyen sorunu, kalabalık aile yaşamı ve sigara içimi gibi olumsuz ev içi fiziksel ortam gibi faktörlere bağlıdır. Yoksulluğun çocuk ölümlerini arttırmasının bir diğer nedeni de çocukların ev dışında ve güvenli olmayan ortamlarda geçen zamanlarının fazla olması nedeniyle “kazalara” bağlı ölümlerin yüksek olmasıdır. Benzer şekilde yoksulların evlerinin küçük ve “düzensiz” olması nedeniyle ilaç zehirlenmeleri daha sık görülmektedir.

Yoksulluğun çocukların davranışları ve entelektüel gelişimleri üzerine etkileri

Yoksulluğun iyi bilinen etkilerinden birisi de çeşitli psikososyal sorunlara yol açmasının yanı sıra zihinsel gelişmeyi olumsuz etkilemesidir. Bunun hem biyolojik hem de ev içi ortamına ait nedenleri vardır. Öncelikle kronik açlığın gelişmekte olan beyin dokusunu olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bunun yanında yoksul çocukların merkezi sinir sistemine zararlı toksik maddelerle (kurşun ve böcek ilaçları vb.) karşılaşma riski daha fazladır. Kafa travması geçiren gönüllülerin manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ile incelenmesi, beynin “prefrontal” kısmındaki zedelenmenin hastaların sosyal ve ekonomik durumlarını olumsuz etkilediği gösterilmiştir. (22) Bazı araştırmacılar, çocukluk çağı boyunca gelişmeye devam eden bu beyin bölümünün yoksulluğa eşlik eden stres, kronik açlık, sigara tüketimi, demir eksikliği, kötü çevre koşulları gibi faktörler tarafından olumsuz etkilenebileceğini ileri sürmektedirler. Güney Afrika’da beslenme yetersizliği olan çocukların MRI görüntülerinde, açlığa bağlı olarak beyin dokularının küçüldüğünü ve 90 günlük beslenme sonrası belirgin iyileşme olduğu gösterilmiştir. (2) Demir eksikliği yoksul çocuklarda sık görülen bir sorundur ve uzun süren demir eksikliğinin entelektüel gelişmeyi olumsuz etkilediği, bunun geri dönüşsüz olabileceği ve ağır demir eksikliğinin hafif derecede mental geriliğe neden olduğu bilinmektedir. Ayrıca demir eksikliğinde kaslardaki “aerobik çalışma kapasitesi”nin azaldığı ve bunun da çocuklarda yorgunluğa neden olabileceği ileri sürülmektedir. Yoksulluğun ve açlığın biyolojik etkileri kadar psikososyal ve davranışsal etkileri de önemlidir ve bu konuda geniş bir literatür vardır. Araştırmalara göre yoksul ailelerin çocuklarında “saldırganlık”, “hiperaktivite” ve “huzursuzluk” sık görülen özelliklerdir. Bu çocuklar huzursuz ruh halleri ve yorgunlukları nedeniyle başka çocuklarla birlikte olmakta güçlük çekerler. Yoksul çocuklar arasında depresyon ve intihar girişimi daha fazladır ve bu nedenle ruh sağlığı kliniklerine daha sık başvurmaktadırlar. Yoksul çocukların algılama fonksiyonlarında ve öğrenme kapasitelerinde azalma bildirilmekte, bu çocukların testlerde düşük skor yaptıkları ve okul başarılarının düşük olduğu gözlenmektedir. Hem davranış sorunları hem de sık hastalanma nedeniyle okula gidemeyen yoksul çocuklar arasında sınıfta kalma ve okul idaresi tarafından cezalandırılma oranı yüksektir. Son yıllarda yoksulluğun çocukların entelektüel gelişmesi üzerindeki olumsuz etkisinin daha çok ev içindeki ortam üzerinden olduğu belirtilmektedir. Buna göre entelektüel gelişme için çocuğun fiziksel sağlığı yanında evdeki fiziksel ortam, annenin çocukla ilişkisi, evdeki “kognitif stimülasyon” ve erken çocukluk bakımı etkili olmaktadır. Araştırmalar, yoksulluğun bütün bu ara faktörleri negatif etkileyerek –karanlık ev içleri, annenin eğitimsizliği ve “tükenmişliği”, eve gazete, dergi girmemesi, annenin çocuğuna bir şey okumaması gibi– çocukların entelektüel gelişmelerini bozmaktadır.

Yoksul çocukların evleri ve yoksulluğun yarattığı diğer sorunlar Kentlerin varoşları yoksulluğun cehenneme çevirdiği daracık evlerle doludur ve o evlerde doğan bebeklere bakarak toplumun çaresizliğini anlamak mümkündür.”Yoksulluk Halleri” kitabında “Yoksulun Evi”ni anlatan Ersan Ocak’ın gözlemlerine göre

Yoksulların evleri şehre uzaktır, bu uzaklık hem fiziksel hem de kültürel bir uzaklıktır,

Evler kadının mahkûmiyet mekânıdır ve kadınlar bitip tükenmeyen ev işlerini yaparak evde kalanların bakımı yaparlar.

Yoksulların evleri genellikle sağlıksız çevre koşulları içinde yer alan kalitesiz binalardır. Bir başka deyişle fenni ve sıhhi olmayan evlerdir.

Evler defalarca yıkılıp, yeniden yapılır.

Eşya ya yok denecek kadar azdır ya da çok fazladır.

Oda sayısı yetersiz, hane nüfusu kalabalıktır.

Balkon, kapı önü ve bahçe ayrıcalıklı mekânlardır.

Yoksul evinin düşük seviyesi ile kendini özdeşleştirir.

Yoksulların evlerinde babalar çok sigara içer ve anneler genellikle tükenmiştir. Çoğu sinirli ve depresyondadır.

Sayılabilecek daha birçok özelliği nedeniyle yoksulların evleri, çocuklar için hem sağlıksız bir fizik çevre sunmaktadır hem de bu evlerin bulunduğu mahalleler çocukların erken yaşta sağlıksız davranışlara (sigara tiryakiliği, şiddet, erken ve güvenliksiz cinsel ilişki gibi) yönelmesine neden olur. Bu evlerde büyüyen çocuklarda soğuk algınlığından, astıma; menenjitten, idrar yolu enfeksiyonuna birçok hastalık daha sık görülür. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma yoksul çocuklarda daha çok kemik kırığı görüldüğüne dikkat çekmektedir. (23) Kendi yaşıtları oyun çağını kreş ve anaokullarında “erken çocukluk çağı eğitim programları” görerek geçirirken, yoksul çocuklar her şeyi anneleri ve kendilerinden büyük kardeşlerinden öğrenirler. Bu evlerin anneleri çoğu zaman başka evlere temizliğe gider ve kendi evine “tükenmiş” olarak döner. Bu nedenle yoksul evlerinde hem anne hem de baba şiddeti daha yaygındır.

Çocuk gelişimi bir bütündür; fiziksel, psikososyal ve bilişsel gelişim birlikte gerçekleşir ve bir alandaki sorun diğer alanlarda da sorunlara yol açar. Çalışmak, çocuğu yaşamının en kritik döneminde normal gelişme imkânlarından yoksun bırakır. Sokaklarda çalışmanın yol açabileceği psikolojik sorunlar arasında travma, kendini değersiz bulma, bunalım, ahlaki ve manevi değerlerde bozulma ve başkalarına güvensizlik yer alır. Çocukların açık oldukları diğer tehlikeler arasında alkol ve uyuşturucu, bu arada özellikle yapıştırıcı maddelerden kaynaklanan madde bağımlılığı yer almaktadır.

Yoksul bir ailede doğmak, çocuklar için pek çok olanaktan yoksun olmanın yanı sıra, okula gitmek yerine erken yaşta çalışmaya başlamak anlamına da gelmektedir. Sokakta çalışan çocuklar okula devam edemedikleri gibi, sigaraya- uyuşturucuya alışma, kolay yoldan para kazanma, suça yönelme, dışlanma, aşağılanma, şiddet gibi tehlikelere de maruz kalmakta, sokakta yaşayan bir konuma gelebilmektedirler.

Yapılan çalışmalarda, dünyada risk altındaki çocukların özellikleri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

•         1 milyar çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.

•         300 milyon çocuk evsiz yaşıyor.

•         140 milyon çocuk ilkokula gitmiyor.

•         7 milyon çocuk mülteci.

•         5-14 yaş grubunda 270 milyon çocuk çalışıyor, bunların 150 milyonunu sağlıksız ve ağır işlerde çalıştırılıyor.

•         2010 yılında 1 milyon çocuk AİDS olma tehlikesi altında.

Türkiye’de risk altındaki çocukların özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

•               9 milyon 300 bin çocuk yoksulluk içinde yaşıyorsa.

•               Korunmaya muhtaç çocuk sayısı 700 bin.

•               7-18 yaş arasında okula gitmeyen çocuk sayısı 8 milyon 120 bin.

•               Her gün ortalama 107 çocuk ölüyor.

•               Çocukların % 72 sinin ana-baba ,%22 si öğretmen tarafından şiddete maruz kaldığı görülmektedir.

ÇÖZÜM VE ÖNERİLER

Yoksulluğu etkin ve sürdürebilir bir şekilde azaltmayı hedefleyen bir strateji aşağıda yer alan politikaları içermelidir. (Bu konuda DPT (2001) ve World Bank (2001)’den geniş ölçüde yararlanılmıştır.)

  1. Yoksullar Lehine İktisadi Büyüme
  2. Beşeri Sermayenin Güçlendirilmesi
    1. Eğitim Arz ve Talebi ile Kalitesinin Artırılması

Okul çağındaki tüm çocukların temel eğitimden yararlanması için eğitim arzı (fiziki altyapı, öğretmen sayısı, v.b.) artırılmalıdır.

Eğitimin kalitesi artırılmalıdır.

Eğitime yönelik talep artırılmalıdır.

Kız öğrencilerin eğitimlerinin teşvik edilmesi için kız öğrencilere verilen burslar artırılmalı, kız çocuklarının okula gönderilmeme nedenlerini sivil toplum kuruluşları ve ailelerin katılımı ile ortadan kaldıracak tedbirler alınmalı ve kadın-erkek eşitliğini sağlayıcı önlemler uygulamaya konulmalıdır;

  1. Sosyal Kalkınmaya Önem Verilmesi

  1. Kırsal Yoksulluğun Azaltılması
  2. Kamu Yönetiminin İyileştirilmesi
  3. Kentsel Yoksulluğun Azaltılması
  4. Çocuk Yoksulluğunun Azaltılması
  5. Risklerin Azaltılması

◦ Kamu kesiminin iyi bir şekilde yönetilmesi ve sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu idari, hukuki ve mali yönetim oluşturulması ve buna uygun bir siyasi ortam meydana getirilmesi;

◦ Makro-ekonomik istikrar ile siyasi istikrarın sağlanması;

◦ Herkesin uygun ve yeterli fiziki ve sosyal hizmetler altyapısından yararlanması;

◦ Tarım arazisi, finansman ve beşeri olanaklar gibi kaynaklara yoksul kesimin güvenli bir şekilde erişiminin sağlanması;

◦ Okur-yazarlık düzeyi artırılmalıdır; eğitim ve öğretime yönelik amaçlar eğitimin kalitesini artıracak şekilde gözden geçirilmelidir;

◦ Öğrenci merkezli ve karşılıklı etkileşimi artıran öğrenim metotları kullanılmalıdır;

◦ Öğretmenlerin pedagojik yeteneklerini ve kullandıkları kaynakları artırıcı düzenlemelere gidilmelidir;

◦ Öğretim malzemelerinin kalitesi artırılmalı ve eğitim süresi uzatılmalıdır;

◦ Özel eğitim ve öğretim kurumları ile ilgili denetim mekanizmaları basitleştirilmelidir;

◦ Eğitim ve öğretimde katılımcılık artırılmalıdır;

◦ Okul yönetimleri daha fazla özerk olmalı ve okulların imkânları artırılmalıdır;

◦ Mesleki eğitim globalleşme sonucunda ihtiyaç duyulan kalifiye işgücünü yetiştirecek şekilde güçlendirilmeli ve meslek eğitimi alanların istihdamını artıracak tedbirler yürürlüğe konulmalıdır;

◦ Yüksek öğrenimin kalitesini artıracak düzenlemelere gidilmelidir. Bunun için öğrencilere meslek seçiminde özgürlük tanıyan yöntemler yeğlenmeli, ara eleman yetiştirmeye önem verilmeli ve üniversitelerde özerklik ve üniversite çalışanlarının yönetime katılımı artırılmalıdır.

◦ Kız öğrencilerin eğitimlerinin teşvik edilmesi için kız öğrencilere verilen burslar artırılmalı, kız çocuklarının okula gönderilmeme nedenlerini sivil toplum kuruluşları ve ailelerin katılımı ile ortadan kaldıracak tedbirler alınmalı ve kadın-erkek eşitliğini sağlayıcı önlemler uygulamaya konulmalıdır;

◦ İlköğretimde okul masraflarını karşılayacak gelire sahip olmayan kesimler mali açıdan desteklenmelidir;

◦ Ebeveynlere okulların karar alma mekanizmalarında söz hakkı tanınmalıdır.

◦ Başta yoksullar olmak üzere herkes sosyal hizmetlerden yararlanabilmelidir;

◦ Sosyal koruma politikaları devreye konulmalıdır

◦ Yoksulların ve dezavantajlı konumda olanların güçlendirilmesi ile iyi yönetim teşvik edilmelidir.

◦ Çiftçilerin eğitim ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanabilmeleri halinde tarımsal üretim artacağından bu kesime yönelik temel eğitim (okur-yazarlık, okullaşma ve teknik eğitim) ve sağlık hizmetleri (aşılama, temiz su ve aile planlaması) ile ilgili yatırımlar artırılmalıdır ve bu tip hizmetler makul bir fiyatla sunulmalıdır;

◦ Kırsal alanlarda yaşayan aşırı derecede yoksul kişiler için güvenlik ağları ve sosyal yardım programları yürürlüğe konulmalı ve özellikle topraksız işçiler ve kadınlar kamu iş programları, mikro-finans ve gıda sübvansiyonları ile korunmalıdır.

Temel sosyal hizmetlerin kamu kesimince etkin ve verimli bir şekilde sunulmaması yoksulları olumsuz bir biçimde etkiler; ancak, kötü ve zayıf bir kamu yönetiminin yoksullar üzerindeki olumsuz etkisi diğer gruplara göre daha fazladır. Temel sosyal hizmetlerin yetersiz bir şekilde sunumu yalnızca kaynak yetersizliği nedeniyle yeterli yatırımların yapılmamasından kaynaklanmaz; bunun yanı sıra, hesap verme sorumluluğu olmayan kurumsal yapılardan, yerel seçkinlerin siyasi sistem üzerindeki baskın konumlarından, yaygın ve sistematik yozlaşmadan, kültürel düzeyde belirlenen ve kamu kurumları tarafından yayılan eşitsizlik ve ayrımcılıktan, yoksulların yeterli düzeyde yönetime katılamamalarından ve hukuk devletine uygun davranılmamasından kaynaklanır.

◦ Kamu yönetimi her seviyede etkinleştirilmeli ve kamusal hizmetlerin sunumunda sorumluluk ve yetki en uygun devlet birimine aktarılmalıdır, başka bir ifade ile desantralizasyon teşvik edilmelidir;

◦ Yoksulluğu azaltma çabalarına kamu ve özel kesimin yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının da aktif bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır; yoksullara sunulan hizmetlerin türü, kalitesi ve sunumu üzerinde yoksullara söz hakkı ve denetim yetkisi verilmelidir;

◦ Kamu yönetimi demokratikleştirilmeli, hesap verme sorumluluğu ve saydamlık artırılmalıdır.

◦ İnsan hakları güçlendirilmelidir, marjinal ve izole olmuş grupların korunması ve güçlendirilmesine öncelik verilmelidir ve kamu yönetiminde toplumdaki belirli kişi ve gruplara yönelik her türlü ayrımcılık ortadan kaldırılmalıdır;

◦ Demokratik katılım geliştirilmeli, sivil toplum kuruluşları güçlendirilmeli, dernek ve vakıf kurma özgürlüğü artırılmalı ve özgür basın desteklenmelidir;

◦ Yargının tarafsızlığı ve hukuk devleti ilkesi güçlendirilmelidir;

◦ Çalışanların hakları güçlendirilmelidir, kamu yönetiminde işe alma ve terfi işlemlerinde her türlü ayrımcılık ortadan kaldırılmalı liyakat esas alınmalıdır.

◦ Köyden kente göçü önleyecek aktif politikalar yürürlüğe konulmalıdır;

◦ Mesleki eğitime ağırlık verilerek kentlerdeki işgücü çağdaş gereklere uygun bir şekilde eğitilmeli ve kamunun teknoloji ve araştırma-geliştirme faaliyetlerine yönelik katkısı artırılmalıdır;

◦ Geleneksel dayanışma bağlarının zayıflamasından kaynaklanan güvenlik sorununun çözümü için sosyal dayanışmayı artırıcı ve özellikle vakıflar olmak üzere, sivil toplum örgütleri güçlendirilmelidir.

- Çocuk işçi çalıştırma yaşı uluslararası anlaşmalara uygun bir şekilde 15 yaşa yükseltilmelidir;

- Mesleki eğitimde öğrencilere kredi olanakları sağlanmalı ve mesleki eğitim almış öğrencilerin istihdamını kolaylaştıracak yasal düzenlemelere gidilmelidir;

- Özellikle yoksul bölgelerde ve kent varoşlarında olmak üzere beslenme yetersizliğini önlemek için “okul beslenme programları” yürürlüğe konulmalıdır.

KAYNAKÇA

1)Devlet İstatistik Enstitüsü verileri

2)UNİCEF verileri

3)World Bank

4) Erdoğan N. Yok-sanma: Yoksulluk-Maduniyet ve “Fark Yaraları”. Erdoğan N (ed). Yoksulluk Halleri: Türkiye’de Kent Yoksulluğunun Toplumsal Görüntüleri. Demokrasi Kitaplığı Yayınları, 2002.

5) Güngör N, Arslanian SA. Nutritional disorders: integration of energy metabolism and its disorders in childhood. In: Sperling MA (ed). Pediatric Endocrinology. Philadelphia: WB Saunders, 2002

6) Kayhan M. Z-Skoru ile izlenen büyüme gelişmenin anne sütü alma, diyare ve akut solunum yolu enfeksiyonu açısından değerlendirilmesi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Uzmanlık Tezi. 1992, İstanbul

7) United Nations Development Program (UNDP). Human Development Report 2002. New York: UNDP, 2002

8 ) Hatun Ş. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’de Çocukların Sağlık Hakkı, I. Ulusal Ana-Çocuk Sağlığı Kongresi Kitabı, 2001

9) Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, 1998. Sağlık Bakanlığı, HÜNEE, Macro International. Ankara, 1999

10) Etiler N, Dönmez. Bebeklikte ağırlık skorlarının izlenmesi ve etkileyen faktörler. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2000; 43: 146-152

11) Hatun Ş, Babaoğlu K, Gökalp AS. Çocuk sağlığı için önemli bir sorun: sağlık güvencesi. 45. Milli Pediatri Kongresi Kitabı, 2001

12) www.sosyalhizmet.org

13) www.umutcocukları.org.tr

14 Coşkun Can Aktan, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayınları, 2002

15) SHÇEK; Hedeflenmiş on bir ilde sokakta çalışan çocukları eğitime yönlendirme projesi

Fatih KILIÇARSLAN / AİLEDER Yönetim Kurulu Adına